Eksik anlatırsam diye çekine çekine…
Hani kayalıklarda oturursun da
Minik dalgalar kayaları gıdıklar
Orasına burasına dokunur
Lick lock gup
Araba kullanırken ekrana bakmak çok tehlikelidir
Yaşarken de
Her ikisi de öldürür
Her sabah bir tren kalkar
Yarınlara
Camlarına pembe bulutlar yansıyan
Umutla açılmış çapaklı gözler
Bu dünyada madde kendi kendine
Biz kendi kendimize inanıyoruz
Yalan söyleyen falan yok
Bu yüzden yalan da yok
Ortalıkta tanrı yok
Din kendi kendine
Kim demiş kazanmak kaybetmekten daha güzel
Ne kadar derinlere düşersem
O kadar mavi gökyüzü
Herkes herkesin baktığı yere bakıyor
Gün oluyor
Yalnız bir bulut
Gökyüzünden el sallayarak geçiyor
Kimse görmüyor
Bahçe duvarında bitmiş bir gelincik
Kimseler duymadan yaşanabilir
Ki ben öyle yaparım
Saklanmadan saklanarak
Gözlerin şartları vardır görebilmek için
Sade ışık yetmez
Unuttuğum bir hayatım mı var
Aklımda kalmış tek şey
Piyanonun tuşları arasından kaynayan bu ışıklı nağme
Ben bu mutluluğu bir yerden çıkaracağım
Dilimin ucuna gelmeyen bir sözcüğün sessizliği gibi
Suretinin kalbimde eksikliği
Bir balkondan çıkan yol
Descaretes’in sağlamasını yapar
Yerin çekebildiği düşer
Uçar yirmi iki yaşın da birden
Düşün düşün düşün
Ölümdür
Bence herkesin bir kulisi var ama kapısı kilitli olunca aynı karakterde oynamaya devam etmek zorunda kalınabiliyor. Sahne, koltuklara oradan da sokaklara taşıyor.
Kim kötü olmak ister ki? İyi insan olmanın kontenjanı var sanki, bir kere kötü oldun mu, iyilik yapmak için açık pozisyon bulamıyorsun, bulsan bile işe alınmıyorsun. Daha sonra anlıyorsun iyiliğin de bir şirket olduğunu, hem de “limited”.
Ahlak da pahalı bir giysi. Pahalı muhitlerin her türlü sarsıntıya dayanıklı binalarının “cosy” odalarında, “cool” gardroplarda asılı duran bir giysi. Her türlü sevmenin ve sevişmenin ardından alınan duştan sonra giyilen rahat bir giysi.




-
Dilruba Taşkıran
Tüm Yorumlarkısa ve öz