Kızgın çöllerin üzerinde yol alan Arap atlarının hayallerindeki serap gibiydi, umudun bekleyişi.
Bir beyitin içindeki gizemi keşfetmenin mutluluğuydu yaşamak.
Su dolu bir testiden sızan su gibiydi hasret.
Sonsuzluğa uğurlananın ardından seldi gözyaşlarıyla taşmak.
Acıların kilidini açmanın ürkekliğindeydi yaşamak.
Acılara adım attığın an, bir anlıktı kül olup yanmak.
Yangına su taşımayı öğrenemeyen saka kuşlarının gagasındaki bir damla suydu, yavrularına hayat veren.
Yaşamanın bedeliydi ölmek.
Cesaret madalyasını ölüm karşısında sınayarak kazanmanın yollarına bırakılan izler.
Ah! Korkunun çelik duvarlarını aşıp, ne güzeldi ölüme meydan okuyan gözler.
Ölüme mahkum bir gladyotörün aslanların önünde yem olmaya direnme tutkusuydu belki de yaşama tutunmak.
Bu adaletsiz dövüşü izleyen korkak kralların hayvanca tutkularında aslana verilen değerdi çoğu kez gurur.
Geçmişinde toprağına dökülen kanların izini yağmur suları bile temizleyemedi, ey dünya.
Ruhumun özgürlüğe tutkusunu nasıl anlatabilirim ki; dönerken, başımı döndürüyorsun ya;
yetişmem mümkün değil bu girdaba.
Hep bir dönence içinde var olan.
Beni benden alıp; kalbime kelebek düşlerini bırakan.
Renklerle süslediğin her şeyde masumiyet aramıyorum artık.
Zehirli yılanların, bukelemunların güzel renkleri arasında zehirin de farkındalığında olmanın acı hatıraları var ya; yalnızlığımda saklanmak istiyorum, masum düşlerimi yıldızların yalancı sıcaklığına bırakıp, huzura koşuyorum.
Aslında belki de dünyadan uzak yaşıyorum.
Kayıt Tarihi : 11.2.2023 22:51:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!