Senden vazgeçerim de,
Bir Allah’ımdan,
Bir de şiirden vazgeçmem.
Zaten varlığın veyahut yokluğun
Beni yine Allah’a ve şiire götürecek, değil mi?
Ne gerek var öyleyse yolu uzatmaya?
Onca heyecan,
Onca gönül yarası boşuna değil mi?
Bak gecedeki kimsesiz yakamozlara,
Onlar da bir gün ölecek.
Farkımız yeryüzündeki
Yıkık duvarların silik izleri değil mi?
Varsın ki kağnından canımı yakacak kılıçlar kırılsın.
Dönüp yolumdan, seraplarımı alıkoyacağım.
Asır asır, kendi hânemde yerini azaltacağım.
Tırmanırken göz görmeyen ormanın ininde
Adını haykırmadan,
Kuşları yuvalarından kaçırmadan,
Kimsesizliğin ortasında bir ağıt yakacağım.
Fısıltılar yükselecek tenha selvilerde.
Ağaçlar mıh gibi çekecek renkleri üzerlerine.
Kaskatı baykuşlar üşüyüp kalacak,
Üzerlerinde dünden kalmış yas bulutlarının esamesiyle.
Yakın yakın canını yakan firkete iğne
Gömleğinin içinde…
Ansızın sen onu içeriye buyur ettiğinde,
Dikenden güller: dualı bestelerle,
Hasbelkader özgürlüğe davetiye.
Asma suratını; bülbüller küsecek.
Zât-ı muhterem dağlar inleyecek.
Kovacaklar bu ovadan bizleri.
Radyodaki nağmelerin sesi
Yüzün gülerken kesilecek.
Alışmalısın engebelere.
Bozulmuşsa radyon dağın başında,
Türkünü kendin tutturmalısın.
Öyle her aklına estiğinde dağlara vurmamalı.
Onu Yaradan’ı
Aklından çıkarmamalısın.
Taşkınlar çıkar içimizden hepimizin;
Bilinmeyen ülkelerin rehbersiz turlarıdır işte bunlar.
Her vukuat bir yaşam,
Her yaşam bir anlam.
Susarken kelimelerin mürekkebi unutma ki:
“Akîl edenler; elbet durmadan arayanlar.”
Kayıt Tarihi : 30.11.2025 20:44:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!