Sen dudaklarını kanatırken ağır suskularla,
Göz kapaklarının ardında uyuyan deniz
Öyle sarsak, öyle yorgun, öyle aşık...
Güneşin doğmayı reddettiği sabahları bilirim
Güneş merhametsiz, güneş uzak, güneş kör
Sen, masalların en kanlı, en güzel sonu
Ateşin küle, külün ateşe karıştığı külhan
Yangının en lezzetli, en yakıcı, en harlı hali
Dağları deviren meçhul sızı,
Rüzgâr acımasız, rüzgâr bıçak, rüzgâr deli.
Sen, karanlığın en aydınlık, en sahte yüzü
Zehirli sarmaşıkların kalbime dolandığı an,
Ölümün en tatlı, en yavaş, en derin hali.
Göğü yırtan o sessiz fırtına,
Bulutlar ağır, bulutlar kara, bulutlar sağır
Sen, gerçeklerin en acı, en tatlı düşü,
Hasretin en keskin, en ağır, en dipsiz hali
Dağları titreten dilsiz acı
Ay umursamaz, ay sağır, ay parlak
Sen, serapların en acımasız, en güzel yalanı
Kanın şaraba, şarabın kana karıştığı sarhoşluk
Acının en lezzetli, en mayhoş, en kızıl hali
Sen nefesini tutarken ağır suskularla,
Toprağı göğe ektim, göğü zincire vurdum
Göğsümde çırpınan kimsesiz kuş sürüsü
Öylesine sağır, öylesine kör, öylesine tutsak...
Ertan Hurmanlı
Kayıt Tarihi : 4.10.2026 01:16:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!