En zor zamanların,
Başrollerinde kaybetmeler.
Yeniden doğmaların
En esrik yerlerinde
Kendimize yaşamayı görev telakki ettiğimiz şu hayatta,önümüze serilen çoğu nimetleri görmeden,güzellikleri içimize çekmeden,yaşamadan,yaşıyormuş gibi yaparaktan dolduruyoruz bu fani ömrü.
Çok mu zor insanın kendisine,ailesine zaman ayırması!Çok mu pahalı insanların emrine sunulan güzelliklerin yanına gitmesi.
Çok zor deģil aslında nefes almak için değişik bir mekana giderek ruhunuzun dinlenmesini sağlamak.ille parayla gidilen yerler değil benim kastettiğim. Kimseye hava atacağım diye gidilen yerlerde değil.Bir park,bir pastahane,ufak bir cafe olabilir gidilebilecek yerler.Önemli olan kendinize değer vermeniz,ailenize değer vermeniz.
Yapılabilir mi?Çayı demleyip,bir ağacın gölgesine sığınarak rahatlamak?Olabilir dediğinizi duyar gibiyim.O halde,hadi kendiniz için birşeyler yapın.Saygı ile...
KİMSELERİN HABERİ YOK
Her yanımı ateş almış,
Cayır cayır yürek yanmış,
Kırpık, soluk soluğa kalmış bir halde evlerinin kapısının önünde durdu. Kapının zilini bilmem kaç defa çaldı ama kapı sanki taş duvar olmuş, bir türlü açılmıyordu. Kapının eşiğine çaresizce çöktü. Kapının açılacağından ümidini tamamen keserek, susup beklemeye koyuldu.
Babası İş’teydi kırpığın. Annesi öleli üç yılı geçkin bir süre olmuştu. Babası yeniden evlenmiş ve üç yıldır kırpık, babasından habersiz evlerinde cehennem azabını yaşıyordu.
Ağzından gelen kanları sağ kolu ile sırtındaki gömleğine sildi. Elinin tersiyle gözlerinden akan yaşları kurulamaya çalıştı ama içindeki yangını söndürmesi bir türlü mümkün olmuyordu.
Yine dayak yemişti kırpık, mahallenin çocukları bir güzel dövmüşlerdi. Belki de arkasından gelirler diye koşa koşa evin yolunu bulmuştu ama evin kapısı bir türlü açılmak bilmiyordu.
Eve girse ne olacak tı ki. Üvey annesi yine dövecek ama hiç olmasa bir parça ekmek yiyebilecekti saçlarını nasıl makasla doğramıştı da babasına ‘’bu Oğlun deli, bak saçını ne yapmış’ ’diyerek dayak attırmamışıydı? Sonra da adını kırpık diyerek çağırmış, mahallede lakabı kırpık kalmıştı.
Sürekli bir kısır döngü.Hep aynı köprüden geçiş,hep aynı mekanlar ve sabahlar, akşam mecburiyetlerimiz.
Her gün değişen başka başka ruh hallerimiz.Bunalımlarımız,can sıkıntıları.
Ne zaman bir sevinç koysak önümüze,hüzün kapıya dikilir.Bir öksüz çocuk ağlar,bir kaldırım
Kenarında acıklı bir keman sesi doluşur kulağımıza
Alıp götürürmüsün beni başka diyara,
Kanatsız kuş olup uçsam seninle...
Leylaya mecnuna selam vererek
Uçur beni artık aşk kervanına
Sende yolcusun sonunda, koca adam. Bir avuç mutluluk peşinde koşarken harcadığın zaman dilimini de nihayet bitirdin. Bütün çirkefliğini gördüğün bu dünyadan, hangi hazzı aradığını bilemeden çekip gideceksin.
Sözcüklerin dudaklarında asılı kalacağını bile bile…
Bu dünyanın yalanlığını bile bile…




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!