Sanırım bütün güzellikleri istanbul'da toplamışlar.Ama gördüğüm ihtişamlı binalar ve yalılar bütün zengin kişilerin burada yaşadığını düşündürüyor bana.Bir o kadarda istanbul'da yaşamak için mücadele eden insanların uğraşları aradaki sosyal yaşantı farkını insanlara hemen fark ettiriyor.
Bu ekonomik zorluklarda istanbulda nasıl yaşanıyor sorusu geliyor aklıma.Ama sistem çok güzel kurulmuş.Ne kadar zam o kadar satılan ürünlere ve hizmet verenlerin emeklerine zam.Kimse karşı çıkacak durum da değil. Sorgusuz sualsız ne satılırsa alınıyor.
Bu kadar karmaşık trafik ve bu kadar yoğun
İnsan nüfusu başka hiç bir yerde yok sanırım.Burda yaşayan insanların zannımca yaşama mücadelesinde şampiyon olarak madalya almaları lazım.
Herkes para kazanma kolaylığını bulmuşlar.Arabanı park edecek yer bulmak çok zor ama araba park yerlerinde bekleyen insanlar oldukça faiş ücretler alıyorlar.
ÖNSÖZ
Bazen insanın içi cız eder yanar ya,
Elinden birşey gelmez ya yapacak.
Kaleme sarılır ya dertleşmek, paylaşmak için.
Bir kelebek çizdi önce,İçinden bütün kuşları uçurdu çocuk.Uzun bir ıslık çaldı
Sonra,bir nefes bir nefes daha çekti içine.
--İşte bu diye bağırdı ,seviyordu
Yaşamayı.kırlara doğru uçar adım,koşup gitti yılkı atları gibi özgürce.
Sonra bir "uzak" buldu insanoğlu
Gittikçe uzaklaştı.Farklılaştı duygular, sözcüklerin hiç bir anlamı kalmadı. Biliyordu herşeyin davranışlarda yattığını. Biliyordu kalacağını bir köşede.
Bir oyun oynamıştı, bir gün yüzü görmüştü işte hepsi bu. Şimdi karanlıkların vaktiydi.
Hep sen düştün hesabıma
Ayrık otu misalisin!
Gülüp geçtin sen halime
Sen ağamısın,sen beymisin?
Hep sen düştün hesabıma
Ayrık otu misalisin!
Gülüp geçtin sen halime
Sen ağamısın,sen beymisin?
Bütün güzel yürekliler,
Dost yüzlü insanlar beri gelin.
Bugün size sunulan dünyanın
Yas günüdür.
Bir sigara izmaritiyim
Yere atılan.
Kaçıncı çiğnenişim
Üstümden geçen ayakların.
Askerde çavuşların nöbet tuttuğu günlere, kolluğun ve kıllığın günü derlermiş.
İşte o Gün, öyle günlerden bir günüymüş, Hasan çavuşun. Tek tek kouşları geziyormuş. Öylesine titizmiş ki sormayın. Bütün askerler uykudaymış. Ama bir kouşun ışığı yanıyor, içeride kâğıt oynuyorlarmış. İçeri girmiş Hasan çavuş; Tok bir sesle "Kaldırın kâğıtlar burası peygamber ocağı “diye gürlemiş. Ama kimse aldırmamış. Çok kızmış Hasan çavuş. Bir hışımla çıkmış gitmiş kouştan. Sanki ben size biliyorum der gibi hali varmış. Doğruca nöbetçi amire arz etmiş bu durumu. Doldurmuşlar askerleri çipe, olay yerine varmışlar. Komutan içeriye girince, üçü ayağa kalkmış askerin, bir kenara çekilmişler. Ani bir durum yapmış Asker’in bir tanesi, Cebinden bir jilet çıkarmış, doğrayıvermiş, kolunu kanadının her yanını. Her taraf kan, revana dönmüş. Komutan sakin bir halde Çemremiş kollarını ve yermisin, yemez misin diye jiletçiyi iyice dövmüş. Üstü başı kan içindeymiş jiletçi Er’in. Komutana da bulaşmış onun kırmızı kanları, komutanın üstü başı betermiş. Alıp götürmüşler jiletçi Er’i kodese ve bir daha görünmemiş.
Bir zaman sonra ranzada yatarken Hasan çavuş, sağına bir dönmüş ki, yanındaki ranzada jiletçi yatıyormuş. Çok şaşırmış Hasan çavuş. Jiletçi elinde bir jilet tutuyor, Hasan çavuşa ters ters bakıyormuş. Çok korkmuş Hasan çavuş, iyice başına kadar çekmiş battaniyeyi Amacı, Jilet atarsa jiletçi, hiç olmasa yüzüne gelmesini önlemekmiş. Tehdit etmeye başlamış jiletçi, Hasan çavuşu. Uykusu tamamen kaçmış Hasan çavuşun. Hafifçe değdirmiş, jiletini battaniyeye jiletçi. Hasan Çavuş çaresizce, yalnızca bekliyormuş.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!