Rüzgâra kondurdum öpücüğümü belki sana ulaşır diye.
Arif ruhumun arafındayım zararda olduğumu bile bile.
Bana bir hekim bulun duygularıma hakim olamıyorum.
Üryan geldim, şimdi güneş oldum yanıyorum.
Yanıyorum da şu güneş benzinini nereden alır bilir misin?
Bu güneş hiç batmaz, bu alev iç sönmez; çünkü yakıtı sensin.
Bembeyaz bir sayfa ve gözyaşının sayfada bıraktığı nuru…
Ağlamayı dillendirmek hoş değil ama nasıl anlatılır bu duygu.
Gücüm yetmez, sana içimdeki fırtınaları anlatmaya.
Yanağına kondurduğum buse arkadaş mı hâlâ yastığınla?
Yalnız kaldığımda attığım çığlıkları duymanı istemem.
Duyma, aklın şaşar sesim kulaklarına bastığında.
Kara gözlerindeki okyanusun içindeydim.
Göz kapaklarım bir an bile kulaç atmıyordu.
Dibine kadar su dolup boğulmak istiyordum.
Sözlerin ruhundan ruhuma çiçek armağanı gibiydi.
Ya da senin ruhun bir armağandı, çünkü senin ruhun bir çiçekti.
Sen gömleğimin ilk düğmesiydin ey gönlümün karası.
İlk düğme yanlış olursa nasıl doğru olsun sonrası.
Gözlerin cumhuriyetti, gülüşün ise bayram.
Sana göre tüm sözler bir demagojiyken beklenir mi hiç gam.
Nasıl ki mide boşaldıkça acıkır, kalp de doldukça acıktı.
Bıçakladığın yeri gösterirken bile batırıyorsun bıçağını.
Bilmez misin bu yüreğe tığ gibi girdin
Yüreğimi deşmeden çıkman imkansız.
Sen meltemle gelen kadın
Neden bir fırtınayla bıraktın beni yalnız.
Heyecanım hezeyana dönüştü sen giderken.
Aşk bir zararsa neresinden dönülürse kardır; git, erken.
Onu hala seviyor musun diyenlere kalbim hala atıyor diyorum.
Bana bakışların Anadolu’yken neden tavırların Diyar-ı Rum.
Ben seni Tanrı’dan dilemedim, resmen dilendim.
Bir ilişkinin tek bahanesi “seni seviyorum” iken
Ayrılığın bahanesi bol olur.
Bu dev yangını söndürmeye nasıl da yetti bir damla yağmur.
Bir erkeğin iç çekerek ağlaması nedir bilir misin?
Yangının dinse de inan geçmeyecek isin.
Ölünce bedeninin toprak olacağına inanamam, toprak sen olur.
Kalbim her şeye doydu, ama bir sende obur.
Aslında sen de fark etmeden kalbini unuttun bende.
Dudaklarımla veririm bende unuttuğunu yeter ki sen iste.
Düne gitme şansım olsaydı,
Her seferinde fazladan bakardım o güzel kara gözlerine…
Yakınım olmasan da olurdu, yeter ki olsaydın yakınımda.
Nimet olarak bakardım senden gelecek her acıya.
Aşk devam ettiğimiz bir kitaptı, ara verdik ve unuttuk ayraç koymayı.
Ben baştan almaya da razıydım ama sen seçtin kitabı yakmayı.
Bir buluttum yağmur oldum, zamanla ruhum oldu cevval.
Zaman dediğimiz şey:
Geçmişin anılarını, geleceğin sorumluluklarını taşıyan bir hamal.
Her seferinde elveda demekte dilim yüreğimden geç kalıyor.
Ne şanstır ki, en sevdiğim kişi beni herkesten az tanıyor.
En sevdiğin kişinin seni en yanlış tanıyan kişi olması ne acı.
Bu gönül acılardan dertlerden usandı da uslanmadı.
Beden aracının şoför koltuğundaydı kalbim, dikkatsizdi ve yaramazdı.
Aracı dağa taşa vura vura kullanmayı öğrendi, çünkü o sıralar yaram azdı.
Oysa gözlerimdeki damlaları silmeye bile kıyamazdım.
Senin içindi onlar.
Gittiğinde bir ev kurdum,
Tuğlalarında özlem, demirinde umut var.
Sana gitme derken sesim titriyordu,
Gözlerin serinleten ateşti.
Sana kalbimle haykırmıştım,
Aşk şiddetinde bir desibeldi.
Tapuladım yeşil gözlerimi kara gözlerine,
Zincirlerle bağladım sevgini yüreğime.
Demirde dövüp acılarımı, içime vehmettim seni.
Sen beni terk ettin, ben de düzgün düşünmeyi...
Sana kalbimle haykırdım.
Çelik halatlarla bağladım gönlümü gönlüne.
En keskin çivilerle çaktım sevdanı kalbime.
Hiç kolay değil, sökemezsin öyle.
Sadece sen gel diye ben her şeyi teptim
Sen gelmedin.
Sadece sen gel diye ben hep tektim.
Sen gelmedin.
Senin için her defasında ölümün önüne düşeyazdım.
Oku ey kömür gözlüm, ben bir şiiri daha düşe yazdım.
Birlikte olduğumuz her an meleklerin şarkılarını duyardık.
Meleklerin şarkılarını kaçırmış olabilirsin, ama sesimi duy artık.
Kaç defa “ona gelen bana gelsin” diye ellerimi açtım semaya.
Aşk gözlerimi kör etmişti, benim için eşitti şems aya.
Gözlerimi kanatsa da katılaşan haliyle akıttım gözyaşını.
Yüreğim çocuk olan ruhunu hissederdi, göz yaşını…
Nereden bakarsam bakayım doğanın tüm manzarası sendin.
Sen benim için aşka, sevgiye dair ne varsa hep en'din.
Sen benim bitmesini istemediğim şiirimdin sonunda bittin.
Sen benim cenneti kıskandıracak şehrimdin, içinde yittim.
Ben seninle bir ağaç evine de razıydım doğarken güneş.
Seninle güneşin doğuşunu izlerken her saniye güne eş.
Şimdi kardeşlerin kime diyecek enişte.
Seni soruyorum, seni cevaplıyorum kalbime gel işte.
Sen gitme demiştim, yıkarım dağları altından cesedim çıkar.
Dilini keserim iç sesimin bir gözyaşına bin dert sığdığı anlar.
Senden sıkılmak nefes almaktan sıkılmak gibi,
Seni bırakmak nefes almayı bırakmaktan farksız.
Hiç gelmeyeceğini bildiğin birinin eksikliğiymiş en derin yalnızlık.
Yaz ve kış kadar zıt olsak da bir araya gelmemiz bahardı.
Bu kadar çok, senle aşkı dillendirmemden aşk bile bıktı.
Düşünüyorum da düşünememişim.
Kalbimi alamadın ama bende de bırakmadın.
Ayrılık mı aşkın cilvesi, günah mı adın…
Öyle anlar gelir ki kirpiklerinin hareketi kalbimde kasırga yaratır.
Kalbin kalbimle buluşacaksa al o taş kalbini kalbime batır.
Gözyaşının rengi yoktur.
Gözümün rengi yeşil ama renksiz iner yağmur.
Gözlerimin içi kara bulutlar sensizlikten beri.
Gözlerim seni arar da sensizliğim affetmez seni.
Nil Nehri gibi bir kızıllık çalmış göz hazneme.
Birileri gözlerini gözlerimden çalıp koymuş kalp hazineme.
İlk buluştuğumuz yere yaprak yaprak yağıyor acı.
Gözlerim kanlar içinde, çünkü çatık kaşların gözlerime yıkıldı.
Kara saçlarının arasına bahar kaçmıştı, kokun büyülerdi.
21.yy’ın hangi makinesi becerebilir kalpteki acıyı gözde yaşa çevirmeyi.
Kara gözlerin ruhumu kuşatmıştı.
Yüzündeki benlere bir ben yakışmıştı.
Bir bebek ölüsünün pranga yemiş haliyim, sen gittikten sonra.
Hala yük yapıyor mu varlığım o güzel kaşlarına?
Oysa isteseydin cennetten laleler getirirdim senin için.
Gözlerin kıblem olurdu, varlığın bana bir din…
Yuvan bulutların üzerinde olurdu, gökkuşağı çıkardı bacandan.
Sana olan sevdam şiirlerim kadar derindi
Ve soyadım kadar candan.
Kayıt Tarihi : 27.3.2020 12:25:00
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.