O mahzun gözlere Yakışır gülmek
Sahipken yaşamak uğrunda ölmek
Onunla ağlayıp onunla gülmek
Kimseye değil bir tek bana yakışır
Takıştır saçlarına Süreyya yıldızını
Gördüğün bu kâinat, tek bir nurun izidir,
Gizli olan hakikat, varlığın kendisidir.
Kesrette vahdet ara, dağılsın tüm perdeler,
O’ndan başka ne bir şey, ne de bir var derler.
Deniz aynı denizdir, dalga sadece biçim,
Gözlerinde boğuyorsun beni,
Gözyaşlarınla sel olup akıyorum.
Yanaklarının üzerinden yavaşça,
Dökülüyor hüznüm dudaklarıma.
Dudaklarında boğuyorsun beni,
Gönül bir gizli hazne, ne kilit ne mandalı,
Ona giren kişi bak, bırakır dünya malı
Eşikten atlayınca, biter nefsin kavgası,
Aşkla çarpan yüreğin, deryadır her damlası.
Kırmaktan sakın ha kork, o billurdan bir saray,
Yüksel ulu minarelerden gür sesinle ey ezan
Yırtılsın gece karanlığı çökmesin aleme hazan
Sen ki Habeşi Bilal'in sesi Abdullah'ın rüyası
Sonsuz tevhidin sancağı Cihan'ın hür Sedası
Yüksel Ufuk'larda yırtarcasına müslüman gafletini
Bu dünya bir misafir, biz içinde bir yolcu,
Herkes kendi halinde, ya mahkûm ya sorgucu.
Gökleri sarsa duman, kaplasa da tüm arzı,
Aşkla atan yüreğin, değişmez asla farzı.
Çeşmân-ı siyeh kuyudur, mânend-i Yûsuf
Belki kâfile götürmeyecek Mısr’a beni
Visâl kovaları salınmayacak kuyuya
Bir cür‘a âb-ı şîrîne yetmezem!
Ne bâzârlarda satılmak dilerim
Kırılır elbet bir gün, zulmün o tunç kapısı,
Değişir bu dünyanın, bu çileli yapısı.
Sanma ki derya durur, rüzgâr hep sert esecek,
Bir gün mazlumun ahı, bu tufanı kesecek.
Gözyaşıyla sulanan, filizlenir o toprak,
Ben, şair değilim
Kafiyeleri dizip sözü nakış nakış işleyemem
Aşkı da
Bir çocuk nasıl ki denize taş atar, dalga ne kadar büyürse o kadar,
Yüreğim de öyle
Bir zamanlar Âdem’le açıldı insanın yolu
Tarih dedikleri şey çoğu zaman kan dolu
Medeniyet diye kutsadılar paslı hançeri
Kardeşi kardeşe kırdıran ilk çağdan beri
Hâbil bir avuç ekinle secdeyle baş eğdi




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!