A... Şiiri - Yavuz Bülent Bakiler

Yavuz Bülent Bakiler
33

ŞİİR


268

TAKİPÇİ

A...

Geceler kurşun gibi iner üstüme birden
Hayalin çıkıp gelir uzaklardan karşıma
Sonra yüreğimi bir kara sevda tutar
Ama sen duymazsın duyduğumu A...

Ne bir türkü söylersin gizlice ağlayarak
Ne bir akşam içinde bir yara göz göz açar.
Ne efkar basar seni akşamları ansızın
Ne uykuların kaçar.

Konuşsam bir türlü, sussam bir türlü
Yıllar yılı yüreğimde büyüyen sırsın
Bir sigara dumanına uzanır gibi usulca
Dokunsam saçlarına, kırılırsın.

Kaçtım şehir şehir çok uzaklara
Boşuna gurbet acısı tattım.
Oyalandım durdum seni unutmak için
Kendimi boşuna aldattım.

Anladım faydası yok uzak kalmanın artık
Seni kader çizgisiyle alnıma yazan haktır.
Unutmak ne mümkün gözlerinin rengini,
Seni çılgın gibi sevmek yaşamaktır.

Bir serin rüzgarsın yüzüme vuran
Yüreğimi yakan bir avuç korsun.
Gökler biliyor sevdamı, taş duvarlar biliyor
Sen bilmiyorsun.

Yavuz Bülent Bakiler
Kayıt Tarihi : 11.2.2002 11:40:00
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Nesrin Akkaş
    Nesrin Akkaş

    Nasıl güzel bir yürek ,beni benden alan

  • Onur Bilge
    Onur Bilge

    0050 – A… - AŞKIN ATEŞPEREST KALBİM ATEŞ

    A…

    Geceler kurşun gibi iner üstüme birden
    Hayalin çıkıp gelir uzaklardan karşıma
    Sonra yüreğimi bir kara sevda tutar
    Ama sen duymazsın duyduğumu A...

    Ne bir türkü söylersin gizlice ağlayarak
    Ne bir akşam içinde bir yara göz göz açar.
    Ne efkar basar seni akşamları ansızın
    Ne uykuların kaçar.

    Konuşsam bir türlü, sussam bir türlü
    Yıllar yılı yüreğimde büyüyen sırsın
    Bir sigara dumanına uzanır gibi usulca
    Dokunsam saçlarına, kırılırsın.

    Kaçtım şehir şehir çok uzaklara
    Boşuna gurbet acısı tattım.
    Oyalandım durdum seni unutmak için
    Kendimi boşuna aldattım.

    Anladım faydası yok uzak kalmanın artık
    Seni kader çizgisiyle alnıma yazan haktır.
    Unutmak ne mümkün gözlerinin rengini,
    Seni çılgın gibi sevmek yaşamaktır.

    Bir serin rüzgarsın yüzüme vuran
    Yüreğimi yakan bir avuç korsun.
    Gökler biliyor sevdamı, taş duvarlar biliyor
    Sen bilmiyorsun.

    Yavuz Bülent BAKİLER



    AŞKIN ATEŞPEREST KALBİM ATEŞ


    Gün boyu koşuşturma… Farkına varamam nasıl eriyip gittiğini zamanın. Bir de bakarım ki dağlara kavuşmak üzere güneş! Eski telaşı kalmamış, sevinç içinde, heyecandan beti benzi atmış vaziyette… Benimse ruhumu kaplayan, serapa hüzün… Hiç beti bereketi yok bu mevsimde gündüzün… Günler bir avuç, gecelerse uzun mu uzun…

    Geceler uzun, geceler ıssız, geceler sessiz, desensiz, sensiz… Geceler zifir zindan sen de doğmasan Ay/Sima! Yalnızlıkla kol kola çıkıp gelmesen kara bulutların arasından… Karanlıklardan kara ışıklar saçarak bakmasan karşıdan… Utangaç utangaç aralanan katran kirpiklerinin arasından… Çekingen çekingen kıvrılan kara kaşlarının altından… O zaman altından bir zaman dilimi başlar, içimin gurbetinde… Kendimsi mutluluğum dediğim sensizliğe esaretimde aydınlık bir perde… Nasıl da derde devadır varlığını hissetmek, hayalini seyretmek o yerde! Soğuk, soluk ve donuk bir ışık olsa da yansıyan, güneşle yarışamasa da yetmekte… Yine de oldukça şık durmakta ve füsunla vurmakta dünyama gecede… Sayısız yıldız varmış, dört bir yanı sarmış bana ne! Hiçbiri umurumda değil! Gözlerimin gözlere görünmeyen yanı yalnız ve biteviye simsiyah gözlerinde…

    Geceler geceler… Gecelerde heceler… Hepsi hep bir ağızdan seni heceler…

    Yeni değil ki bu yara bende! Ben yarama bendeyim, yaram bana bende! Sen de biliyorsun ki müzminleşti hem de… Ta o zamanlar tek kurşunla sen de berelendin ben de! Sende biter mi bilmem ama bu bere galiba ömrümce bende! Sende diner mi bilmem aşkın sızısı, diner mi o sıcak kanama bilmem ama bende bitmedi, bitmiyor, biteceği de yok hem de!

    Gündüzler öyle de böyle de geçiyor geçmesine de… İlle de geceler… Sensiz geçip gitmek bilmezler. Ah bu gaddar geceler! Bu yalnız, bu tınsız, bu arsız geceler!.. Hele bu mevsimde… Uyutmaz da yatar uyur boylu boyunca… Uzar da uzar kahır boyunca… Sıkar da sıkar aşkı duyunca… Yakar da yakar, kendi huyunca…

    Karanlık çökünce, ince ince iner gönlüme hüzün… Belirir belirir gizlenir gölgelerde yüzün… Delirir bende bir ben, sen belirip belirip silinirken… Düşürür peşine, alır götürür sürükleye sürükleye sabahların olduğun yerlere ağır çekim… İçim paramparça… İçim lime lime.. Dile gelmez bir biçim… İçim ahraz bin bir kelime… Sensiz hiçim! Derdim tarifsiz, bambaşka… Ben de şaşıyorum böyle bir aşka! Bir aşk ki anlatılmaz, hiçbir lisana sığmaz, dilsiz! Yaratılana yönelen putperest! Yangınlardan haz alan ateşperest! Kaide kural tanımaz, imansız, dinsiz!

    Duyar mısın bilmem ki ta oralardan, buralarda neler olup hiç bitmediğini! Bir bedenin yanından gittiğini ama ruhun hiç mi hiç gitmediğini! Bilir misin, gün boyu belirip belirip kaybolarak işkence etmekten bıkıp usanmayan hayalinin her gece kendimle kaldığım zamanlarda heyula gibi karşıma dikildiğini ve inadına sabahlara kadar hiç gitmeyerek zulmettiğini! Yalnız elimi uzattığımda, kalkıp sarılmak istediğimde silinip gittiğini…

    Benimki aynı terane… Tek düze… Yani hep dediğim gibi… Yani eskisi gibi… Bildiğin gibi… Anlatılır gibi bir his olsa, dile gelse de desem ki sana işte böyle böyle de şöyle şöyle… Her şeyin tarifi, tanımı var ama aşk öyle değil! Duyulur, yaşanır, anılar kalır. Anılar alır yaşananların yerini… Yaşananlar, duyguların en güzeli, en değerlisi, en derini…

    Sen belki şarkı türkü söylemezsin öyle benim gibi içli içli, içten içe ağlayarak… Belki tarzın farklıdır. Belki kanamaz olmuştur sendeki yara… Ne efkârlanırsın akşamları benim gibi ne de tavandaki tahtaları sayarsın sabahlara kadar.

    Gölgeler uzamaya başlayınca başlar bende derinden bir ses… Ta oralardan, senin olduğun yerlerden bir nefes… Bahar sabahlarının çiçek kokulu meltemine eş… Yüzümde, ensemde öylesine serin bir his… Bir ses ki gittikçe artar, cana can katar… O sesle patlar tomurcuklar, yüreğimdeki oyuklar göz göz çiçek açar.

    Aşkın debisi sesinin çağıltısında saklanır. Kimi zaman şırıl şırıl bir dere, kimi zaman şarıl şarıl bir nehir… Kudurur, köpürür hasret yüklü gecelerin en derinlerinde… Gümbür gümbürdür! Şelaleler halinde falezlerden çağıl çağıl çağlayarak dökülür. Döküldükçe yüreciğim yerinden sökülür!

    Ben de eşlik ederim o sese… Irmak yanında mırıldayan küçük bir dere… Sık sık göktaşları düşer gözlerinden… Oturur sesimin aktığı yere… Şırıltım hıçkırıklara boğulur.

    Hani seni ilk gördüğümde… Farkında değildim, bir çiçek bitmiş yüreğimde. Hiç mi hiç haberim yoktu benim de… Günlerden bir gün kendime gelip de kalbimin derinlerine indiğimde gördüm onu. Ruhumu dinlediğimde duydum fısıltısını… Sonra seyrettim göz göz yapraklanışı gönlümde… Gözlerimin kimsenin göremediği yerinde bakış bakış çiçekler açmaya başlayışını… İşte o gün bugündür, göz göz yapraklanmakta her akşamüstü, bakış bakış açmakta… Akşamsefası gibi, akşamın başladığı yerde… Geceler boyu arz-ı endam etmekte, bakışların en büyüleyici güzelliğiyle… Gözlerim, o çiçekler gibi, o çiçeklerle açılıp kapanan gözlerin gibi açık, güneşin ilk ışıklarına kadar öylece beklemekte…

    Hani melisalar vardır… Gün boyu baskılarlar da kokularını, akşamüstleri cömertçe savurmaya başlarlar ya… Saçarlar ya geceler boyunca dünyaya o eşsiz, doğal parfümlerini… Öylesine yayarlar da bayıltıcı kokularını, cezp ederler, mest ederler ya duyanları… Senin kokun da öyle işte Aysima! Aklıma geldiğinde… Varlığını hissettiğimde burcu burcu ciğerlerime işlemekte… Akşamüstleri başlamakta ve sabahlara kadar beni sarhoş etmekte… Hiç mi hiç bitmemekte, yitmemekte… O koku… O koku hiç mi hiç benden gitmemekte…

    Belki sen de unutmamışsındır hâlâ beni… Belki seni de bir efkâr basmaktadır, gün dağlara doğru yürüdüğünde… Etrafı uzayan gölgeler bürüdüğünde… Hele hele güneş dağlara değdiğinde… Dağların koynuna girip, erim erim eridiğinde… Yanakları pembe pembe mahçup… Yanakları al al kesildiğinde… Hani oralara karanlıklar iyiden iyiye indiğinde… O zamanlar senin ruhunu da derin bir hüzün kaplar mı? Ağlamaklı olur musun hasedinden? Birbirlerini çılgınlar gibi severlerken ayrılanların, bir türlü kavuşamayanların kıskandığı gibi kıskanır mısın onların her günün sonunda sergiledikleri vuslatı?

    Konuşsam konuştuğuma pişman olacaktım, sussam sustuğuma… En iyisi kaçmaktı senden! En iyisi susmak ve gömmekti kalbime seni… Üstüne koca bir sabır taşı bastırmak üstelik! Öylesine bir sır olarak saklamak, zamanla küçülmesini tesirini kaybetmesini, sonunda yol olmasını beklemek… Oysa inadına büyüdü de büyüdü gönlümün bereketli toprağında… İçime sığmaz oldu. Dışıma taştı! Yıllandıkça keskinleşti, lezzetlendi. Çünkü ruhumun serin mahzenlerde bekleyen şarap gibiydin. Sıcacık yüreğimde demlenen çay gibi… Sigara dumanlarında şekilden şekle giren, usulca salınarak beliren, sessizce dans eden hayal gibiydin. Dokunamadım, sarılamadım, öylece kaldım hep. Rüya gibiydin, uyansam yok olacak… Sırça gibiydin, sarılsam kırılacak… Hep ulaşılmaz oldun ve öylece kaldın. Öylece… El değmemiş… Tertemiz…

    Kaçtım, kaçabildiğim kadar. Gittim, gidebildiğim kadar uzaklara… Senden kaçtıkça sana yakalandım! Kendinden kaçabilir miydi insan! Sen benim kendimdin. Kendi kendimdin! Boşa harap ettim kendimi… Kendimi de seni de… Ne çok meşguliyet buldum kendime… Oyalanmak için neler icat ettim! Hiçbir şeyle avunamadım! Hiçbir şeyle unutamadım seni! Unuturum sandım. Aldandım!

    Anladım ki mesafelerin hiç mi hiç önemi yok! Aşk uzaklıklara aldırmıyor. Kaçtıkça yaklaştırıyor seni bana. Çünkü insan kaderinden kaçamaz! Çünkü sen benim kaderimsin! Ne kadar uzaklaşsam, nafile!.. Kadere inanan insanlarız biz. Anladım ki birbirimizin kaderiyiz. Nasıl olsa unutamayacağım seni… Seni, sesini, gözlerinin can alıcı rengini… Sensiz hayat, hayat değil ki! Hayat seninle güzel! Seni mecnun gibi sevmektir yaşamak!

    Sen… Sen aklıma her geldiğinde tatlı bir rüzgârsın. Çiçek kokulu serin bir meltemsin, oralardan esen… Yüreğimde yanan ateşsin. Allah biliyor, seni nasıl sevdiğimi! Sen de biliyordun! Ben seni o zamanlardaki gibi, hatta daha çok seviyorum. Şu dört duvar arasında…

    İnanmazsan dağlara sor! Taşlara sor! Kör duvarlara sor!

    Yüreğine sor! Allah biliyor! O’na sor!

    Aşkın ateşperest!

    Kalbim ateş!..

    ***
    Onur BİLGE
    ŞİİR FISILTILARI - 0050


  • Mustafa Şahin
    Mustafa Şahin

    Karşılıksız sevmek, acıdır, üzücüdür,uakıp kavurucudur; çıkmaz sokaktır. o nedenlefir ki Yunus Emre demiştir ki: 'Sevelim, sevilelim.' Emeği geçenlere ve ozanımıza saygı ve sevgilerimi sunuyorum.Dostça.(MŞ)

  • Turgut Turgut
    Turgut Turgut

    tebrikler bu güzel şiire

  • Hüseyin Çelebi
    Hüseyin Çelebi

    nasılsın diye sorman
    büyük sadet yanımda durman
    biliyormusun

    dertler setler dizilse sıra sıra
    seni bulurum engelleri kıra kıra
    biliyormusun


    seni şiirler de anana
    seyredeceğim bu şehir de kana kana
    biliyormusun

  • Nazır Çiftçi
    Nazır Çiftçi

    Her ne kadar minnet edilse da ' A ' değişmeyen bir sevgi. değişse bile içinde bıraktığı sevgi izini asla silemezsiniz., ' A ' bir tutkudur.Güneş kadar sıcak sevgi Ay kadar sakin bir hüzün. severek okunası güzel bir şiirdi ++ kutluyorum. selam olsun.

  • Hülya Coşkun
    Hülya Coşkun

    Unutmak ne mümkün gözlerinin rengini...Seni çılgın gibi sevmek yaşamaktır...ŞİİRİNİZ ÇOOKKK GÜZEEELLL....TEBRİKLER...

  • Yagmurum Ben
    Yagmurum Ben

    A....

    (ben noktaları doldurayım :)
    A-Ş-K-I-M )

  • Abdulkadir Taşdelen
    Abdulkadir Taşdelen

    'Unutmak ne mümkün gözlerinin rengini,
    Seni çılgın gibi sevmek yaşamaktır. '

    yorum yapmaya ne gerek var....

  • Abdulkadir Taşdelen
    Abdulkadir Taşdelen

    'Unutmak ne mümkün gözlerinin rengini,
    Seni çılgın gibi sevmek yaşamaktır. '

    yorum yapmaya ne gerek var....

TÜM YORUMLAR (25)