Mehmet Tevfik Temiztürk: Hayatı, Biyogra ...

21964

ŞİİR


26

TAKİPÇİ

MEHMET TEVFİK TEMİZTÜRK HAYATI

Mehmet Tevfik Temiztürk ………………ŞAİR, VETERİNER HEKİM, MEHMET TEVFİK TEMİZTÜRK’ün HAYATI, ŞİİRLERİ ve ŞİİRLERİ ÜZERİNDEKİ DEĞERLENDİRMELERİ
………………ŞAİRİN HAYATI:
………………Şair: Mehmet Tevfik TEMİZTÜRK 18.07.1964’te Kırşehir Mucur’da doğdu. Emekli Havacı Astsubay Osman Temiztürk ve Hatice Temiztürk’ün oğludur. İki kardeşi (Ekrem Yılmaz, Mesut Kerim) ve bir ablası (Sevda) bulunmaktadır… Baba tarafından Mehmet Hoca’nın (Mehmet Tevfik Temiztürk) , anne tarafından da Köse Vaiz Sülalesinin (Osman Canatan’ın) torunu olup üç asırdan fazlaya uzanan şeceresi bilinen anne ve baba sülaleleri de Mucur doğumlu olup Mucur’da yaşamışlardır. Şair; İlkokulu Fahri Çaldağ İlkokulu, Ortaokulu Balgat Ortaokulu, liseyi ise İzmir Buca Lisesi’nde okudu. Üniversite tahsilini İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesinde tamamladı. Şairin UĞUR TUNA YAYINLARINA AİT 7 adet şiir kitabı bulunmaktadır.
………………ŞAİR ŞİİRLERİNİN KONUSUNU ve AMACINI ŞÖYLE AÇIKLAR:
………………Şiirlerimle duygu ve düşüncelerimi işlerken güncel değerlerimizi, değer yargılarımızı, içten gelen duygularımla yaşayarak samimi örneklerimle şiirleştirme yoluyla işledim… İlham kaynağımı insanlar arası ilişkilerden, toplumsal gerçeklerden, yaşadığım sorunlardan, tecrübelerimden özellikle bilim ve teknolojiye duyduğum meraktan ve dini değerlerimden aldım… Etrafımda her ne varsa izledim, yaşadıklarımı ibret olur temennisiyle samimi düşüncelerimle şiirleştirdim. Yani ŞİİRLERİM GÜNLÜKLERİM gibidir… Şahsımın daima yalnız, dışlanmış, itilmiş, hor görülmüş, aşağılanmış sanılması da şiir kalitesinin ve sayısının artmasına neden oldu… Sürekli toplum içerisinde yaşadım. Günde en az 10 farklı insanla tanıştım konuştum, Farklı yerlerde bulundum. Farklı illerde yaşadım… Ve yaşadıklarımı yansıtmaya çalıştım… Bu hususta zerre kadar övünmedim ben kelimesini dahi kullanmadım diyebilirim... Değerler Eğitimi daha anılmamışken biz tüm değerlerimizi anmış bu hususta binlerce şiir yazmıştık. Yaşantımızda ve hiçbir şiirimizde ahlaksızlığı, namussuzluğu ya da kötü örnek oluşturacak kavramları kullanmadık… Bazı örnekler oldu ki değerlerimiz düşmesin diye o örneklerle ilgili şiirler yazmadık. Oysa yazabilirdik. Bazen ısmarlama şiirler de yazdık. Ismarlama yazdığım şiirleri kitabıma almadım sadece unutmakla yetindim… Bir arkadaşımın okuldaki kutlama gününde ilgili güne ait şiir bulamaması üzerine belirli gün ve haftalar şiirleri yazmam istenilmişti… Bu dileği yerine getirdim 950 kadar belirli gün şiiri yazdım. Ve bu şiirleri kitap hâline getirdim… “BELİRLİ GÜN VE HAFTALAR ŞİİRLERİ” adlı eserimin 1 ve 2. ciltlerini çıkardım. Her iki kitabın şiirleri birbirlerinden farklıdır. Bu kitabımızın içinde 365 çeşit güne ait 950 civarında şiirimiz mevcuttur…
………………Şiirlerimle nefsime vermiş olduğum nasihat ve öğütlerimi yaşamın her kesitinden, günlük anılarımı esas alarak seçtim ve bu düşüncelerimi de şahsıma uygularken şiirleştirdim… Bazen de bu nasihatlerimin içinde eleştirisel ve iğneleyici kavramlardan bahsetmiş, sizler alınmayasınız diye şahsımı bile bile aşağılamışımdır… Zamanında aşk şiirleri de yazdık… Fakat bu şahsımızı üzdü. Çünkü hiçbir insana aşk duyamadığım gibi bu tip şiirlerimde daha çok ayrılık ve isyan olduğundan yazmayı da kestim… ………………Şiirlerimde ve yaşantımda hiçbir zaman ALLÂH(c.c.)’ın birliği ve Kelime-î Tevhit konularından ayrılmadım. Ölçüm daima Kur’an, rehberim Hazreti Muhammed(s.a.v.) ve Hadis-i Şerifleri, sünnetleri olmuştur… Biz bu değerlerle yaşadık… Şiir sayımızın da çok olmasının sebebi İslâm’ı konulara sevgimiz ve saygımızdı. Tüm bunlara rağmen şiirlerim dinî yönden hiçbir zaman ölçüm kabul edilmemeli. Bazı şiirlerimde birtakım dinî kaynaklardan da bilgiler ve fikirler edinerek kaynağı belli olanları kaynak olarak gösterdim. Kaynağını bildiğim kişilerin de adlarını andım onlar şahsımı yanlış anlamasın… Ya da ALINTI YAPTIĞIM KİŞİLER SEVDİĞİM KİŞİLER ANLAMINA GELMEMELİ… ÇÜNKÜ UFO VE UZAYLI ŞİİRLERİ KİTABIMDA ÇOK SAYIDA YABANCI BİLİM ADAMINDAN ALINTI YAPTIM. HİÇBİRİNİN FİKRİ BİZİ İLGİLENDİRMİYOR… BAZILARINA DA ŞİİR YAZDIM… BU DA ONLARLA İLGİLİYİM ANLAMINA GELMEZ… Bakınız “UFO ve Uzaylılar Şiirleri” kitabımıza… Ayetlerden özellikle hayvan hakları hususunda hadislerden yararlandım. Şiirlerim ve şiir yazma anlayışım tamamen şahsıma aittir. “BİR BAŞKASINA AİT ŞİİRE KİTABIMDA ya da ŞİİRLERİMDE HİÇBİR ZAMAN RASTLANMAZ, HİÇBİR ZAMAN DA RASTLANMADI, ŞİİRLERİMİN TARZI VE KONUSU TAMAMEN ŞAHSIMINDIR…”
………………ŞİİR YAZMAKTA AMACIMIZ:.
………………Dini düşüncelerim ve kanaatlerimden, şahsıma söylemiş olduğum tavsiyeler ve bu tavsiyeler doğrultusunda kendi kendini terbiye etme metodu uygulama olsa gerek... Çünkü nefislerimiz daima nasihate muhtaç olacaktı. Gözümüzden kaçan yerler mutlaka olabileceği gibi, bilgisizliğimden, dikkatsizliğimden dolayı hakarete varan sözlere rastlarsanız şunu biliniz ki o laflar sadece tarafımdan nefsime söylenilmiş sözlerdir. Geçmişte batıl hayat yaşadığımdan eski şiirlerimin içlerinde isyan gibi kavramlar bulunmaktaydı… Şahsım bu şiirleri tamamen ayıkladı ve imha etti… Aşk şiirlerimden 38 adedini Antolojiye almamın sebebi onları Rab aşkı kabul etmiş olmamdandır… Hayatımda hiçbir zaman edep ve ahlâk dışı kavramların savunucusu olmadım ve bu kavramları da asla kullanmadım. İslam dışı hayat istesem de yaşayamazdım. Birçok şiirimde şahsım için “Günahkâr” kavramını kullanmamın amacı da biraz mütevazılığımdan olsa gerek… Toplumla fazla iç içe olmayan birisi zannedilirim… Bir sineğe bile hakaret etmeyen bir insan olduğumu herkes iyi bilir. Tüm şiirlerimin şahsım için mutlaka bir hatırası vardır. Konuları ve muhatap aldığım kişiler içimdeki eski dönemlerden kalma nefsimdir, demiştim. Oysa şiirlerimde çoğunlukla batılda yaşayan birisi bulunur ve şahsım ona laf vurur…“Günahkâr der ki”, “Günahkâr şair, der ki” gibi laflara rastlarsanız o günahkâr şahsımın, nefsi için söylediği lakabıdır. Bu satırlarım için sakın sizler üzerinize alınmayınız. Çoğu kez sokaktan nara atarak giden bir sarhoşu bile evine moral vererek taşıyan, birisi olmuşumdur. Her ne kadar anlatmak istemesem de birkaç satırla şu konuya da değinmek istiyorum. İzmir Buca’da 1982 yılında bir meyhanede bir yıl kadar çalışmış, sarhoşları eğlendirip, güldürmüş ve evlerine kadar da taşımıştım. Bu işi abartısız her sabah 10’dan gece 12.30’a kadar devam ettirdim. Oysa hiçbir şiirim de meyhane anılarım geçmemiştir… O şiirlerim imha edilen şiirlerimle birlikte yok olmuşlardır… Dini şiirler yazmama rağmen cemaatlerle de hiçbir bağlantım ve ilgim olmadı… Devletimi, milletimi insanımı daima çok sevdim. Yazmış olduğum şiirleri dönemlere ayıracak olursam;
………………1. DÖNEM ŞİİRLERİM (1974-1989) 16 yıllık dönemde 57 adet şiir:
……………… Bu dönemle ilgili biraz bilgi vermem gerekirse; şiir yazmaya 1971 yılında başladım. O zamanki şiirlerimi mukavva kartonlarına kurşun kalemle yazmaktaydım… Dolabım olmadığından da muhafaza edemezdim… Çocukluk dönemimden kalma 1 adet 1974 tarihli “Hayvanat Bahçesi” isimli şiir, tek çocukluk şiirim olması nedeniyle de bu şiirim ilk şiirim sayılmaktadır. Bu dönemde yazmış olduğum şiirlerim Mucur’da Ankara otobüsünü beklediğimiz sıralarda dua defterlerim dâhil, posta pullarım, tarihi paralarım, harçlıklarım Ülker teyzem tarafından tandıra atılmış ve yakılmıştı. Bu nedenle 1974’ten 1984’e kadar bir şiirimiz aklımda kalmıştı. (1984-1989) ’a kadar ki yazdığım diğer şiirlerimi ise tamamıyla karamsar içerik taşıdığından bizzat bile bile kendi elimle imha ettim… Liseyi bitirdiğimde bir meyhanede çırak olarak çalışıyordum… Sabah 10.00’dan gece 12.30’a kadar da bol bol aralıksız müzik dinliyorduk. Bu müziklerin içinde alkol içmeye yönlendiren öğeler vardı. İşte ta o zamanlar arabesk tarzında çok sayıda ölçülü şiirler yazmaya başlamıştım... İşte bunları sonradan yok edince arta kalan yani onayladığım ilk şiirle birlikte 15 yıla ait toplam 57 adet şiirim kalmıştı… Bu dönem şiirlerime “Eski Dönem Şiirlerim” adını verdim. Bunlardan ilk kitaplarımda geçenler: “Selâm Çiçek Kökleri 1”, “Köpek ve Koyun”, “Ant İçenler”, “Bana da Güldü Kader”,” Sıradaki Hoşça Kal”, “Gülmek Nasip Olmadı”, “Gelmez Eski Günler”, “Mehmet Tevfik’in Ceketi…”, “Çizgi” vs. Bu dönem şiirlerimin içerisinde dinî şiire hiç rastlanmamaktadır. Bunlarını ilk ve son kitabımda bulundurmaktaki amacım, 1988’lerde çıkarmış olduğum mavi kaplı “SELÂM ÇİÇEK KÖKLERİ” adlı ilk kitabımın hatırası amacıyladır. Bu kitabım İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nde oldukça tutulmuş, içerisinde 43 şiir bulunan 1088 adet kitabım 2000 Liradan, şu anki paraya göre 2 TL gibi bir ücretle çoğunlukla hocalarım ve öğrenci arkadaşlarım tarafından kısa sürede satın alınarak tüketilmişti. Belki de öğrencilik yıllarındaki sefilliğime üzüldükleri için kitabımı satın almış olabilirdi… Çok olumlu eleştiriler almama rağmen, bir süre sonra şiir tarzımın değişmesine viroloji hocam Aysan Bey çok üzülmüştü… Çünkü gerçekten tarzım çok değişecek, fakülteyi bitirdikten sonra da uzun süre olumsuz eleştiriler almaya devam edecektim. Dini olmayan eski şiir tarzımı daha akıcı buldukları için haklı olarak çevremdekiler çok üzülmüş, belki de bu yüzden şiirlerim bozulmuş ve kitaplarım hiç satılmamıştı... Eski şiirlerim, anılarım, ekseriyetle çevremde geçen olayların etkisiyle içimden gelen ilham ve senaryoların karışımı, çoğunlukla da gerçek, sanal aşk olaylarından meydana geliyordu. Daha sonraları ise şiirlerimi yazarken konularımı günlük olaylardan, toplumsal gerçeklerden, özellikle bilim ve teknolojiden etkilenerek yazacaktım… Aşk gibi konuları işlerken de daha çok Rab’bî aşkı işleyecektim. Bu dönemlerde ALLÂH(c.c.) aşkını henüz ortaya koymamama rağmen aşk şiirlerim incelendiğinde bunun bir insan aşkı olmadığını bildirenler de vardı. Ali Tüfekçi isimli meslektaşım Mehmet Tevfik’in şiirlerinde ki “aşk” bir insana ait olamaz diyordu…1.Dönem şiirlerimin 57 adedini de şu anda Antoloji Com’a yüklemiş durumdayım...
………………2. DÖNEM ŞİİRLERİM:(1990-2010) 21 yıllık dönemde 6859 adet şiir: Bu döneme ait 6859 adet şiirim bulunmaktadır. Bu dönem içerisinde Mehmet Akif’in ve Necip Fazıl’ın şiirlerinden de oldukça etkilendiğim belirtilse de bu büyük şairlerimizi zamanında okuduğum ve sevdiğim bir gerçektir. Fakat tarzım tamamen farklıdır… Çünkü şahsımız şiirlerini yazarken konularını günlük olaylara şahsî bakış açısını esas alarak, toplumsal gerçeklerden, özellikle bilim ve teknolojinin şu an anlatılmayan bölümlerinden etkilenerek yazmıştır… Ve daha fazla anılarını anlatma yoluna giderek içinden gelenleri anlatmaya çalışmıştır. Kitabım fazla kalın olmasın diye dizelerimi yan yana getirdim…14 hecelik yaptım…31 Aralık 1989’da “Yalnızım” adlı 1. Dönem ’in son şiirinin ardından Nurullah adlı bir yurt arkadaşımla tanıştım. Fazla samimi olmadığım Nurullah için “Nurullah’a” adlı ilk dini şiirimi gülümseyerek biraz da hor görerek yazmıştım. Şiir anlayışımın o günden sonra bozulacağını ve birdenbire değişeceğini nereden bilebilirdim ki? 1989’da fakülteyi bitirmem gerekiyorken fakirliğimden, sefilliğimden, yalnızlığımdan üniversite bitmemiş yurt sürem dolmuştu… Ertesi yıl şahsıma % 1 kontenjandan olsa gerek EDİRNE KAPI ÖĞRENCİ YURDU tekrar çıktı. Herkes 4 yılda fakülte bitirirken biz yurtta 6. yılımızı dolduracaktık. 6 yıl da çarçabuk geçmiş yurt süremiz dolmuştu… Tatilde eve dönmediğim için sokakta kalmıştım. Terminallerde, otogarlarda yatıp vakit geçiriyordum… Beyoğlu’nda Simitçi Sokak’ta tek odalı tahta ahşap 3. katta bir oda tuttum… Bitpazarından döşedim. Yatak, kilim, kap kacak, süpürge, boş teneke, battaniye vs. aldım. Ev sallanıyordu. Duvarlarından soğuk giriyordu, yere koyduğum ekmek 5 dakikada farelerce yenilip bitiriliyordu. Yerde yattığım zaman da zıp zıp diyerekten yüzümden fareler yalın ayaklarıyla basıp geçiyorlardı… Bu ev olmadı çıktım, başka bir eve geçtim. Ev bodrum kattaydı penceresi çöplerle kapanmış yani gömülmüştü… Tek odalıydı tuvalet dışarıdaydı ev yıkılabilirdi… Oysa biz öğrenciydik. Sürem doldu diye yurttan çıkarılmamalıydık. Üniversitedeki tüm notlarım sıfırdı. Bunun sebebini hiç kimse bilemezdi… Beyoğlu’nda yağıyordum. Film işlerine dalmam gerekiyordu. Acilen paralar lazımdı. Çok saftık aptal denecek kadar. Film bürolarına da borçlanmıştık ellerimizde ne varsa imzalarımız alınmış borç ödüyorduk… Sürekli uğruyordum. Diyordum, “-Rasim Abi yarın bana göre bir rol var mı?” Yok, denildiğinde diğer ajansa uğruyordum. “-Nejat Abi yarın bana göre bir rol var mı?” Rol çıkıyordu ama paramızı vermiyorlardı… İlk üç filmin ücreti onların oluyormuş. Bir yandan da artist olacağız diye ümitleniyorduk. Figüranlıklarımız da oldu. 38 kadar film var diyebilirim. Birkaç anımız daha var ki onları şimdi anlatamıyoruz… Tuttuğumuz evler ile ilgili kötü düşünceli insanların tuzağına düşmek üzereydik ve Siirt Öğrenci Yurdu’na geçtim… Evden para gelmişti yıllık istedikleri ücreti ödemiştim… Herhalde sevilen biri değildim. Bizi polis sanmışlardı. Bir insan bu kadar sefil ve perişan olamaz sen mutlaka polissin, hem ne olduğun da pek belli değil diyorlardı, bu lafları şahsıma sürekli söylediler ve bize pek güvenmediler… Siirt Öğrenci Yurdundayken ansızın bu yurdu terk edeceksin diyen birisi çıktı ve apaçık linç edilmiştik, dövülmüştük… Ortada ne müdür vardı ne de bize yardım edecek birisi. Dövmüşlerdi… Bahaneleri bir leğendeki yıkanmış çamaşırların dökülmesiydi. Biz hiç yıkanmış durulanmış çamaşırları yere döker miyiz? Hiçbir zaman böyle kötülüğü düşünemezdik… Aksine çamaşır yıka deseler yıkar ve asardık bile… Eşyalarımı yurda koyamadım, emanete de koymayı düşünemedim, toplandım ve Kayseri’ye döndüm… Oysa üst kat etüt tüm eşyalarımızı koysak ne olurdu… Eve anlatmadım ama annem ve babam anlamış olacaklardı ki… İstanbul’a tekrar dön dediler… Ama nereye dönebilirdim? Yurttan dayak atılıp kovulmuştum. Yerim boşaltılamazdı yıllık para ödemiştik. Devlet yurdu hakkımız da yok ki devlete başvurabilelim. Ev, dersen cepte yüksek miktarlarda paramız olmamız gerekiyor. Burs dahi almıyoruz çünkü babamız astsubay ve zengin sanılıyor… Dayak yemek de olsa Kayseri’den İstanbul’a ağır valizlerimle tekrar döndüm… Ve Siirt Öğrenci Yurdundaki odama girdim yerleştim. Şahsıma üzülenler vardı ses etmemişlerdi… Hem bu yurtta kalacak hem de bu esnada yeni yerlere bakacaktık. Okula gitmiyor kalacak yer arıyordum… Sınav haftasıydı tüm derslerden kalmıştık. Derken, Koca Mustafa Paşa’da Antalya Öğrenci Yurdu’na rastlamıştım. Şahsımızı dinlemişler, acımışlar ve yurtlarına almışlardı… Bir süre sonra da bize iş verdiler. Telefon odasına yerleş dediler, sabahları ve geceleri kapıyı açıp kapatacaktım… Bize günde 1 öğün bedava yemek kuru fasulye pilav yarım ekmek bedelince yemek hakkı tanındı… Bütün bunları Kayseri’de anneme mektupla anlattığımdan olsa onlar da yurt müdürüne hakkımda mektup yazmışlardı bunu çok sonra anlamıştım... Ailemiz Kayseri’de kalıyordu. Kardeşim Ekrem Yılmaz Tıp’ta okuduğu için orada yaşıyorlardı… Her hâlde tüm yaşadıklarımı annem Yurt müdürü Emekli Albay’ Yaşar Bey’e bol pullu mektupla teşekkür mektubu yazmış durumumu anlatmıştı… Bu yüzden olsa bizi işe almış gibi göstermişler ayakaltı da olsa basit işleri vermişlerdi… İsmail, gelmediğinde telefonlara anons işleri de senin olacak, demişlerdi… Aylık almayacaklardı. Aslında işimiz yoktu… Tüm bunları müdüre kafa tuttuğum zaman anlatmışlardı. Demişlerdi biz seni yurda almazdık ama hatır için aldık. Bak bu mektup annenden geldi. Yoksa bu bol pullu mektuptan nasıl haberimiz olacaktı… Antalya Öğrenci Yurdu’ndakilerle bu sırlarımı paylaşmıştım. Duymayan da kalmamıştı 1991-1992 yılında hem Antalya Öğrenci Yurdunda kalıyor yurdun kapı işleriyle ilgileniyor hem de 2. Dönem şiirlerimi yazıyordum… Yurt sıcaktı, hamamları banyoları vardı… Rahata erememiştim. Deli sanılıyorduk, mit diyorlardı, güvenmiyorlar sıkıntı çıkarıyorlardı… Bizi ne koruyor ne de seviyorlardı… Telefon odasında yaşıyor kimseye karışmıyorduk. Okul bitmeyecekti… Mit olmasak da deli olmasak da kimsenin lafını satmasak da mit gibiydik… Allah’tan kitaptan bahsediyorduk ama namazla, oruçla ilgimiz yok gibiydi… Senin moralin kırılsa sen mit sanılsan nasıl mescide çıkabilirsin ki? Ramazanda zengin hayırseverlerin evine gidiliyor… Biz oruçlu dahi olsak yurtta tek kalıyorduk… Bu tarihlerde Çemberlitaş Ef-Kaf Sokak’ta bulunan Alemdar Ofsetten Mehmet Bey’e 3 yıl üst üste 1000’er adet özel kitap baskısı yaptırdım. Beyazıt Camii’nin Beyazıt Caddesi’ne bakan arka merdivenlerinde her gün sabah 10’dan akşam 4’e kadar kitap satmaya çalışıyordum, 1.350 liraya mâl olan kitabımı 2.000 liradan satacağıma bedavaya veriyordum. Daha sonraları, yani ilerideki yıllarda 3 liraya mal olan kitabı 30 kuruştan kırtasiyelere vermeme rağmen, bu parayı bile hiç alamıyordum. Nedeni ise onlara kitaplarımı satmaları için zorla vermiş olmamdı. Bana ısrarla “Şiir kitabı gitmiyor, hiç boşuna bırakma! ” diyorlardı. Belki satılır, satın alan olur diyerek ısrar ediyor ve kitaplarımı zorla bırakıyordum. Para talep etmeyeceğimi bizzat belirterek bedava da olsa hediye edersin şahsım için sorun olmaz diyordum… Bazıları ya iyi niyetime istinaden, ya da vicdanen, lâyık olmadığı hâlde kitabımı dükkânlarının dışa bakan vitrininin en güzel yerine koyuyorlardı. Muhterem şairlerimizden bazıları çok değerli önerilerde bulunuyorlar, diyorlar kitap işine girme vs ama şahsımız acemi olduğundan olsa gerek ne öneri ne de nasihatleri fayda etmiyordu. Sık sık takip ettiğimde kırtasiyelerin dış vitrinlerindeki rengi solan kitabımdan bir adet bile satılmadığını fark ediyordum. Evvelinden de Edirne Kapı Öğrenci Yurdu’nun kantininde 6 yıl süreyle hem şiirlerimi düzenlemekle, hem de kitaplarımı satmakla meşgul olmuştum. Kantinde kitaplarımı sergiliyor arkadaşlarımı etrafıma topluyor, kitaplarımı satmak için çene yoruyordum. Kitap satışından kâr etmek şöyle dursun, hem çenem yoruluyordu hem de ödediğim çay paralarını bile çıkaramıyordum… Bir yandan da bir yurt arkadaşımın şahsıma güvenip de vermiş olduğu emanet çantayı tezgâh şeklinde açıp, içindeki kalem, uç, silgi, jeton gibi gereçleri satarak oradan da bir miktar kâr etmek zorunda kalıyordum. İlk zamanlar arkadaşımın istediği %50 kârı çıkarıp öder, kalanla da kendi zararımı karşılardım. Sonraları çanta veren arkadaşım çok kez şahsımdan yüzde hesaplı kârını almıyordu bile…
………………1993 yılında yurtta kaydım olmasına rağmen yurda hiç uğramadım, okula da gitmedim. Tam bir yıl boyunca ne yurda ne okula uğradım. Üniversite tam onuncu yıla kadar uzamıştı. Babamın morali kırıktı. Beyin kanaması geçirmişti üniversitem sonradan bitse de hiçbir zaman anlamayacaktı. Bu dönmelerde sıkıntılarım çok büyüktü… Bu dönemlerdeki Mehmet Tevfik Temiztürk SAYILMIYORDU. İleride başımıza kakılmamalı sahipsiziz ve ortalıktayız… DEMEYİN HOCAMIN GEÇMİŞİ KARANLIK. BİZ DE İYİ ADAMIZ DİYE ÖVÜNMEYECEKTİK… Bunları söylüyorsak da kötü insan değiliz. Şunu da belirteyim böyle konuşan insanları belden aşağı sanmasınlar diye şunu belirteyim. NE TEK BİR DAMLA İÇKİM OLDU (Meyhane anılarım dolayısı ile) NE TEK BİR SİGARA SİFTAHIM (Sokakta yaşamış olmamdan dolayı) NE BİR KIZIN GÜNAHINA GİRDİK, NE HIRSIZLIK, NE ÖRGÜT, NE DEVLETE, MİLLETE HAİNLİK YA DA BAŞKA ŞEY. Yoksa ortada kalır mıydık? Herkes üç beş yerden burs alırken ve burs aldıkları yer de argo laflar konuşurken biz SAFLIĞIMIZDAN OLSA RÜYALARIMIZ AYNEN GERÇEKLEŞİYOR DİYE ONURLANIP DURUYORDUK. Başka tutulacak yerimiz mi vardı ki? Bu yalnızlıkların içinde adını anmadığımız hastalıklarımız da vardı ki bunları şimdi ansak bizi defe koyarlardı. Şunu da belirteyim bu yalnızlığımız ve garibanlığımız ilerideki yirmi yıl içinde bile sürecek bir hâldeydi.
………………Yurttan atıldığımdan olsa, 1995 yılını ailemin yanında Kayseri’de geçirdim bu esnada Üniversiteye devam edemedim. Ancak sınavlarına girmiş ve 10. yılımda bitirmiştim. Sürpriz gibiydi. Kayseri’deydim marketlerde el altından da olsa veterinerlik yapmaya başladım. Diploma asıyordum hiç gelme, diyorlardı. Üç beş kalıp sabun biraz da alışverişle eve dönüyordum… Market başı az ücret veriyorlardı üç beş markete girersen asgari ücreti bulur diyorlardı. Biz kuralları uyguluyorduk ama usuller böyleydi. Veterinerlik yapamadım. İşi pek bilmiyordum. Dilekçe verdim Samsun’a askerlik yapmaya gittim. Askerden geldiğimde ailemizle birlikte İzmir’de önce Bornova’ya sonra da Şirinyer’e taşındık. İş aramalarına başlamıştım. İzmir’in köylerine sırtımda ilaç şişeleri tavuk aşısına gidiyordum. Aşıladığım civciv tavuk parasının dörtte birini alıyordum. Yarısı firmanın dörtte biri de işe gönderenin oluyordu. Dörtte bir ücret yetiyordu. Tam üç ay çalışınca sigorta sorunu nedeniyle 3 aydan fazla çalışılmıyor, denildi ve işten çıkarıldım. İyi ki de çıkarıldım çünkü akciğerlerim kümeslerde tamamıyla tıkanmıştı… Ciddi işler arıyorduk. Neresi çıksa gidecektik. Neyse ki iş bulduk Rab’be şükürler olsun.
………………1996-2002 Bitlis’te kalıyordum. Çok mutluydum. Şiir yazmaya ve şiir hayatıma sıfırdan başlayacaktım. Eski şiirlerimiz çok dağınıktı poşetler içerisindeydi, düzenlenemez şekillerdeydi. Oldukça da ağırdı taşıma sorunu vardı… Dediler, şiir yazma. Şiir yazmak suçtur. Biz de şiiri bıraktık o müsveddeleri yaktık.
Ardından dayanamadım ve tekrar şiir yazmaya başladım. Ama bilimsel olsun dedim. Bu kaldığım yıllar içerisinde özellikle 2001 yılında yazmış olduğum şiirlerimin 950 âdeti uzaylılarla ilgiliydi. Toplam uzaylı şiirlerimin sayısı ise zamanla 9.500 âdeti bulacak ve ciddi kitap denemelerim başlayacaktı… Uzaylılar şahsımın tek ilham kaynağıdır… Bu yüzden şahsımı sevmezler… Uzay ve uzaylı konusu öyle bir şekilde örtbas edilmiş ki bilinen gerçekleri bile şiirlerimle aktaramıyordum… Siz nasıl bir kişiye aşk duyabiliyorsanız şahsımız da bilimsel gerçekleri duygularıyla anlatmaya aşk duyuyor… Tabi ki yeryüzünün ve gökyüzünün tek Rab’bi ALLÂH(c.c.) olduğunun da farkındaydım… Arkadaşlarım tarafından uzaylılara ilgimiz sebebiyle şahsıma Edirne Kapı Öğrenci Yurdunda “Feza Mehmet” derlerdi. NASA’dan da çekindiğimiz için bazı sızmış bilgileri net kullanamıyordum. NASA’ya da MASA demek zorundaydım. Şiirlerimi daima imha mı etmeliydim? Biz kanun yazmıyorduk, yazdıklarımız şiirdir hakikatte ölçü olarak kullanılamazdı… Uzaylılar da bizim gibi aynı ALLÂH’a ve onun birliğine inanmaktadırlar… Sadece ortamları ve konumları farklıdır. Uzaylı kavramı dini değerlerime hiçbir zaman ters düşmemiştir. Bu hususta şairliğe zarar vermiş isem şairlerimizden ve şiirle ilgilenen tüm sanatsever kişilerden haklarını helâl etmelerini istiyorum...
………………2002-2007 Yozgat’ta kalacaktım. (Merkez 24 gün, Boğazlıyan Çakmak Beldesi 1.100 gün, Boğazlıyan Merkez 651 gün) Boğazlıyan’da hiç sevilmeyecektim” Emmioğlu git,” denilerek keyfi şekilde el altından sürgün benzeri bir ceza alacaktık…
………………2007-2009 Konya Cihanbeyli Kandil Kasabasında. Sorunlar başka boyutta. ANLATILAMAZ. Yeni hastalıklar bel fıtığı üç yerde, astım, boyunda dört fıtık daha, boyun düzleşmesi, kilo artışı… Ancak moralimiz düzgün olacaktı.
………………2009-2017 yıllarını Konya’nın Meram ilçesinin merkezinde geçirecektim. Sokağın kedileriyle Rab’be şükür rahattık. Yerim yurdum yoktu ama Rab’bimizle birlikteydik. Sabah namazlarını camide kılıyordum. ŞİİR YAZMAYI DA BIRAKMIŞ GİBİYDİK. Ya da şiir yazacak ilhamımız azalmıştı. Bu esnada da ciddi şekilde YEDİ KİTAP ÇIKARACAKTIK. Evvelki kitaplarım yarı korsan ne olduğu belli olmayan ISNB’sin denetim pulsuzken bu yedi kitabımız yayınevli ve tüm kurallara uygun gerçek kitabımızdı. YANİ YEDİ KİTABIMIZ OLACAKTI.
………………2. Dönem şiirlerimin (2005-2010) yıllarına aitlik kesiminde 1387 adet şiirim bulunmaktadır. Bu zaman zarfında uzaylı şiirim az olup daha çok hayvanlarla ilgili, belirli gün ve haftalarla ilgili şiirler yazdım… Sıkıntılı günler yaşadığım için hastalıklarla ilgili şiirler yazdım… Evdeki yalnızlığım, çevremdeki yalnızlığıma etki yaptığından televizyon ile ilgili sitem içeren şiirlerime de yer vermiş bulunmaktayım… Televizyonu çok seven birisiyim. Fakat nedense reklamların ve araların fazlalığından yakındım… Bu tip şiirlerimi isteseydim sırf yağcılık olsun diye, yererek değil överek de yazardım… Ama şahsım televizyonu hep yerdi… Bu hususta televizyon ve ilgilileri hiç alınmasınlar… Belki de boşta olduğumdan ve yalnız ve bekâr olduğumdan, televizyonu da gündüz seyretmek zorunda kalmış olduğumdan reklamların fazlalığına çok fazla değindim… Bu sakın yanlış anlaşılmasın… Reklamlar gerçekten de çok fazlaydı belki de. Oysa reklamlara karşı da değildim, sadece günde on altı saat izlediğimden bıkıyordum.
………………3. DÖNEM ŞİİRLERİM: (2011-2015) 5 yıllık dönemde 12.084 adet şiir:
………………Bu yıl içerisinde 12.084 adet şiir yazdım: Bu dönemin en önemli olayı 10 Mayıs 2011’de Antoloji Com’la tanışmış olmamdır. Antoloji Comla tanışmış olmam ve fikir ve sanat özgürlüğünün garanti altına alınmış olduğunu yeni duymuş ve anlamış olmam sebebiyle 2011’de moralimin hızla düzelmiş neredeyse günde ortalama 19-20 şiir yazacak hâle gelmiştim. (Günlük düzenlenmiş vaziyette şiir yazma rekorum 95 adettir…) Dolayısıyla 2011’de 1900 şiir, 2012’de, 6859 şiir, 2013’te de 1311 adet şiir yazdım… Şiirlerimi haftadan haftaya yüklemekteyim. Bu şiirlerimi düzenlerken bel fıtığı hastalığım, gözlerimde tansiyon ve astım hastalığım bir de yalnız yaşamış olmamdan kaynaklanan diğer dertlerim yüzünden biraz zorlanıyorum... Şahsımız için bu iş pek kolay olmuyor… Evde bilgisayar masamın ve uygun bir yerimin olmaması nedeniyle de diz üstü bilgisayarımı sandalyenin üzerine monte ettim… Yazıcımız da sandalyenin üzerinde bulunuyor… Sandalye bilgisayar masam oldu… Farem halının üzerinde, sağ dirseğim halıda yani yerde klavyem kucağımda yani sol elimin avuç içinde üç parmakla şiirlerimi yazmaktayım… Sol elimin sadece başparmağı ile sağ elimin baş ve işaret parmaklarını kullanmaktayım. Klavyemse sol elimin başparmağı hariç diğer dört parmağımın içinde tutmaktayım… Tüm şiirlerimi bu şekilde yüklemeye başladım… Sistemim hiç değişmedi… Şiirlerimin uzun yer işgal etmemesi için tüm 4+3=7’lik dizelerimi 7+7’lik hâle dönüştürdüm… Şu an 19 Haziran 2018 Saat 19.00 İtibarıyla Antoloji Com’a 22.021 şiir yüklemiş durumda sayılırım. Sıkıntılarımız olsa da Rab mahlûkatlarını severliğimiz bizim ilham kaynağımızdır. Özellikle kedileri beslememiz iyi niyetimizdendir… Çünkü “Kediyi Sevmek İmandandır,” diye de bir hadisi şerif vardır… Peygamberimiz der, “Ebu Hureyre Utanma, Öğün Sen Kedi Babasısın! ”, Biz bu hadisler ışığında da çok sayıda şiirler yazdık ve kitaplaştırdık. “Hz. Muhammed(s.a.v.), Muazza'yı uyandırmaktansa giysisinin ucunu usulca keserek kalkmayı tercih etmişti” Her nedense dinimizde bu denli hadisler olmasına rağmen toplumda kedi besleyenler hep dışlatılmış ve itilmişlerdir… Kedi beslemekten utanacağımıza onlarla öğünmeliyiz ve onlardan kaçmamalıyız Rab sevabını verir… Çünkü Peygamberimizin kediler hususunda çok sayıda hadisi mevcuttur… Biz ilgili hadisleri tırnak işaretine alarak başlık yaptık ve hayat deneyimlerimizi kullanarak çok sayıda şiir yazdık… Peygamberimiz de kendi tavsiyelerine uymuş ve uygulamıştır… Kendisinin ordusuyla Uhud Seferine çıkarken rastladığı kedi hikâyesindeki “Muazza”, adlı kediyi evine aldığı ve Ebu Hureyre hakkındaki sözleri de bilinmektedir… Bizler de bu konuda aydınlanmış olduk ve kediler hakkında tahmini 1000 kadar, Anadolu Leoparları hakkında da 500 kadar şiirimiz vardır… Şiirlerimiz Antoloji Com’da ve piyasaya çıkmamış olan son kitabımızda mevcuttur…



Eserleri


1-BELİRLİ GÜN VE HAFTALAR ŞİİRLERİ (192 Sayfa)
2-UFO ve UZAYLI ŞİİRLERİ (982 Sayfa)
3-On Beş Temmuz Şiirleri (112 Sayfa)
4-Belirli Gün ve Haftalar Şiirleri 2 (308 Sayfa)
5- Değerler Eğitimi ŞİİRLERİ (180 Sayfa)
6- VATANSEVER ŞİİRLER (208 Sayfa)
7- MÜSLÜMANLIKTA HAYVAN HAKLARI VE ŞİİRLERİ (208 Sayfa)