Özlüyorum Şiiri - Özgen Öz

Özgen Öz
177

ŞİİR


23

TAKİPÇİ

Özlüyorum

Belki de bir zaman yolcusuyum…
Belki bütün zamanların içinde kendini arayan yalnız bir keşiş.
Uçsuz bucaksız bir bozkırın ortasında, dört nala koşan bir atın üzerindeyim. Nereye gittiğimi bilmiyorum.
Rüzgâr beni oradan oraya savuruyor; ben, zamanın hangi kıyısında olduğumu bilmeden yol alıyorum.
Bazen insan kalabalıkları çıkıyor karşıma. Yüzlerce, binlerce yüz… Bazen Orta Çağ'ın sessizliğinde yürüyorum. Bazen yüksek taş duvarları olan bir kalenin önünde, bir tepenin zirvesinde duruyorum.
Her şey yabancı.
Ama nedense hiçbir şey bana tamamen yabancı gelmiyor.
Sanki daha önce buradaydım.
Kaç kez geldim buraya?
Kaç asır geçti üzerimden?
Bilmiyorum.
Bazen hiç tanımadığım, ama bir yerlerden bildiğim gözlerle karşılaşıyorum.
Ve sonra…
O kadın.
Saçları açık kestane ile koyu kestane arasında, güneşte hafifçe sarıya çalan… Yanaklarında belli belirsiz çiller… Kirpikleri ok gibi…
Üzerinde koyu yeşile, koyu kestaneye çalan bir elbise.
Ama ben onun yüzünü değil, gözlerini hatırlıyorum.
O su yeşili, derin ve berrak gözlerini…
Onu her defasında bir yerlere giderken görüyorum.
Ben ise olduğum yerde kalıyorum.
Bakışlarımla uğurluyorum onu.
Sanki her karşılaşmamız bir kavuşmadan çok, çok eski bir vedanın tekrarı.
Ve o gidiyor.
Ben kalıyorum.
Sonra yol yeniden başlıyor.
Bazen uçsuz bucaksız dağları aşıyorum. Düzlükler… Ovalar… Derin vadiler…
Bazen bir uçurumun kenarında durup gün batımını seyrediyorum.
Sonsuz bir yeşilin ortasında, gökyüzünün altında öylece kayboluyorum.
Nereye gidersem gideyim değişmeyen tek şey gökyüzü.
O gökyüzü…
Ve bazen o gökyüzünü onun gözlerinde görüyorum.
Sanki o yemyeşil gözlerinin içinde uzanmışım da sonsuz gökyüzünü oradan seyrediyorum.
Ne tuhaf…
Beni en çok da su çekiyor.
Denizler… Okyanuslar… Çağlayanlar… Berrak, tertemiz dereler…
Sabahları çimenlerin üzerine serpilmiş çiğ damlaları bile.
Eğilip bir avuç su içtiğimde sanki yalnızca susuzluğumu gidermiyorum.
Sanki su, çok eskiden unuttuğum bir şeyi bana yeniden hatırlatıyor.
Belki de yağmuru bu yüzden seviyorum.
Yağmur yağdığında sanki bir yerlerden bana haber geliyor.
Uzaklardan…
Çok uzaklardan…
Sanki bana ait olan bir şeyler gökyüzünden damla damla düşüyor.
Ve ben, ne olduğunu bilmeden onu bekliyorum.
Geceleri bazen sessizliğin tam ortasına uzanıyorum.
Başımı çimenlere bırakıyorum.
Gökyüzü üzerimde…
Kirpiklerimi hafifçe kapatıyorum. Güneşin rengârenk yansımaları kirpik uçlarımda titriyor.
Ilık bir rüzgâr yüzümden geçiyor.
Ve o anda o kadının hayali beliriyor.
Yine o gözler…
O su yeşili gözler.
Bir anlığına çimenler kayboluyor.
Gökyüzü değişiyor.
Sanki ben, onun gözlerinin içinde uzanmışım.
Suyun sessizliğini duyuyorum.
Bir derenin akışını… Uzak bir denizin sesini… Yağmurun toprağa düşüşünü…
Ve o gözlerin içinde öyle bir huzur var ki…
Sanki ruhum binlerce yıldır aradığı yere nihayet dokunuyor.
Ama neresi?
Bilmiyorum.
Çünkü bazen, bilmediğim bir yeri özlüyorum.
Hiç görmediğim, adını bilmediğim, belki de bu dünyanın hiçbir haritasında olmayan çok uzak bir yeri…
Nasıl olur da insan hiç bilmediği bir yeri özler?
Belki ruh bilir.
Akıl unutur.
Belki benim unuttuğumu su hatırlıyor.
Belki yağmur bir yerlerden bunun için geliyor.
Bazen ruhum bedenimden çekiliyor sanki.
Kendimi binlerce kitabın sayfaları arasında buluyorum.
Sayfalar çevriliyor.
Sanki yazılmış her şeyi okuyorum.
Onca hayat… Onca yol… Onca isim… Onca sır…
Her şeyi biliyor gibiyim.
Ama hiçbirini anlatamıyorum.
Çünkü bazı şeyler kelimelerden çok daha eski.
Ve bazı hatıralar insanın zihninde değil, ruhunun derinliklerinde saklanıyor.
Sonra yine su…
Ve yine o kadın.
Belki de onun gözlerini bu yüzden bu kadar iyi hatırlıyorum.
Çünkü o gözlerde bir yer var.
Bir gökyüzü…
Bir su…
Bir sessizlik…
Ve ruhumu saran o eşsiz huzur.
Belki ben o kadını özlemiyorum.
Belki onun gözlerinde gördüğüm o yeri özlüyorum.
Belki bütün bu yollar, bütün bu dağlar, bütün bu çağlar beni bir yere götürmüyor.
Belki ben, çok uzun zaman önce unuttuğum bir yere geri dönmeye çalışıyorum.
Ve belki o kadın…
Her karşılaştığımda bana veda etmiyor.
Belki yalnızca henüz zamanının gelmediğini söylüyor.
Sonra yine atımın üzerindeyim.
Bozkır sonsuz.
Rüzgâr yüzümde.
Uzaklarda berrak bir su akıyor.
Gökyüzü yine aynı.
Ve ben yine yoldayım.
Nereye gittiğimi bilmiyorum.
Ama içimde tuhaf bir kesinlik var.
Bir gün…
Bir suyun kıyısında, bir gün batımının sessizliğinde, ya da hiç bilmediğim bir çağın hiç bilmediğim bir yerinde…
O gözlerle yeniden karşılaşacağım.
Belki bu kez ona bakışlarımla veda etmeyeceğim.
Belki o da gitmeyecek.
Belki zaman duracak.
Ve ben, yüzyıllardır peşinde olduğum o bilinmeyen yere bakacağım.
Belki o zaman anlayacağım:
Bazı insanlar hayatımıza girmez.
Ruhumuz onları hatırlar.
Bazı yerler hiç görülmez.
Ama özlenir.
Bazı gözler ise yalnızca göz değildir.
Bazen bir gökyüzüdür.
Bazen bir deniz.
Bazen eve dönüşün kendisidir.
Ve belki de…
Ben bütün bu zamanları bir yere varmak için değil,
onun gözlerinde unuttuğum gökyüzünü yeniden bulmak için yaşıyorum.

Özgen Öz
Kayıt Tarihi : 15.08.2024 14:23:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!