1992 yılında Konya'nın dağlık ve tertemiz bir havasına sahip olan Seydişehir ilçesinde doğdum. Fındık bağlarının, dağların eteklerinde boylu boyunca uzandığı, güneşin önüne adeta set çeker gibi fındık ve vişne ağaçlarının gölgesiyle serinleten hafif sert rüzgarı insana dinçlik verirdi. Cırcır böceklerinin ahenkle ötüşü, leyleklerin göklerde daima süzülüşü, göletlerden bahçelere raks ederek akan ve çağlayan suyun rahatlatan huzur sesi. Dört yaşımda ailemle Konya'ya yerleştik, ilkokul ve lise eğitimimi Konya'da tamamladım. İlkokul yıllarında defter ve kitaplara hayrandım, elimden kalem hiç düşmezdi; mektuplar, günlükler ve küçük yaşıma rağmen kendimce şiirler de yazmışlığım olmuştu. Lisede ise şiir merakım katlandı, şiiri resimlerle süslemek, hayal dünyamı görünür kılmak için resimler ve şiirler benim en büyük hazinemdi. Pastel boyalar ve kağıtlar o hazinenin anahtarlarıydı. 2 kardeş ve ailenin ilk evladı olmak hem olgun ve bilinçli bir birey hem de daha duygusal ve maneviyatı yüksek bir insan olmamın en büyük nedenlerindendir. Üniversite eğitimimi ise Türk Dili ve edebiyatı bölümünde aşkla ve şevkle tamamladım. Afyonkarahisar'ın doğal, samimi, ruha ve insanlığa değer veren halkını keşfederek doğanın bütün kucaklayıcı iklimini ruhumda da hissederek yine aynı alanda yüksek lisans eğitimi aldım.
Eski Türk Edebiyatı Ana bilim dalının kökleşmiş ve asırlara meydan okuyan okyanusunda bir damla içtim. Bu damla ile şimdi asude şiirler, tarihe ve maneviyata dönük denemeler, Osmanlı ruhunu yücelten makaleler yazmaktayım. Şiir ve yazılarım dergilerde ve yayın organlarında yayınlanmaktadır. Üstad Necip Fazıl Kısakürek ve Sezai Karakoç'un mistik üslubunu örnek almaktayım.
Okumaya müptela olan ruhları, şiirlerimi okumaya davet ediyorum. Aşka buyrun.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




-
Zübeyde Demir
-
Erhan Tığlı
Tüm YorumlarTeşekkür ederim Erhan bey, sağlıkla huzurla kalın.
Hep doğruya iyiye güzele uzansın yolun
sevgi ve dostluk çiçekleriyle dolsun
elin kolun