Güzelliğin yitip giden o altın sularında,
Zaman, acımasız bir rüzgâr gibi eserken,
Gece bülbülü susar hüznün kuytularında,
Ölümsüz bir dize kalır ten toprağa düşerken.
Dökülür şarap kadehe, sırrın dehlizlerinden,
Güneş etrafında dönen o âşıkların meclisi,
Kurtulur ruh bir anda fani dünyanın izlerinden,
İçinde yankılanır mutlak vahdetin o gür sesi.
Şimdi çorak topraklarda geziniyor gölgelerimiz,
Kozmik bir cehennemin yedi katlı kuyusunda,
Ne bir melek iniyor, ne de aydınlık bir deniz,
Modern bir eprimişlik var asrın kör uykusunda.
Kan sızıyor gümüş aydan, esmer Endülüs gecesine,
Toprak, vahşi bir öpüşle çatlıyor dudaklarımdan,
Sonsuz okyanuslar sığmış bir kadının hecesine,
Unuttum kim olduğumu şu hasretin rüzgârından.
Şehrin kokuşmuş sularında yüzerken siyah zambaklar,
Ben kendi karanlığımın o lanetli yontusuyum,
Güzelliğin içindeki irine bulanmış sokaklar...
Kusursuz bir çürüyüşün en zarif korkusuyum.
Oysa dinlesen konuşur nesnelerin dilsiz ruhu,
Her mermer parçası sana "Değişmelisin artık!" der,
Aşk, ölüm ve zamanın o büyük, sessiz güruhu,
Şiirin tapınağında tek bir nefese boyun eğer.
Kayıt Tarihi : 4.3.2026 12:11:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!