10 Mayıs 1924 tarihinde İstanbul'da doğdu, 21 Şubat 2007 tarihinde yine aynı kentte bu dünyayı bize bırakıp gitti. Asıl adı Zareh Yaldızcıyan'dır. Hukukçu, baştercüman, dışişleri bakanlığı danışmanı olan babası Movses Yaldızcıyan, Zahrad 3 yaşındayken veremden öldü. Anne tarafından dedesi Levon Vartanyan (Hacı Levon) tarafından yetiştirildi. 1942'de Pangaltı Mıkhitaryan Lisesi'ni bitirdi. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ndeki eğitimini yarım bırakıp ticaretle uğraştı. Zahrad, Filipin Hükümeti, Leonardo da Vinci Akademisi ve Kaliforniya Yuvarlak Masa Şövalyeleri tarafından onur belgeleri ile ödüllendirildi. Ermeni Bilim ve Sanat Ansiklopedisi ile İngiltere'de yayımlanan "International Who's Who In Poetry"nde (Uluslararası Şiirde Kim Kimdir Ansiklopedisi) yer aldı.
1991'de Erivan'da Katolikos I. Vasken tarafından "Aziz Sahak - Aziz Mesrop" nişânına lâyık görüldü. 1999'da Ermeni Yazarlar Birliği tarafından 'Movses Khorenatsi' nişânı ile onurlandırıldı.Bir Taşla İki Bahar kitabı 'Haygaşen Uzunyan' ve 'Eliz Kavukçuyan-Ayvazyan' edebiyat ödüllerine değer bulundu. Zahrad, "İstanbul Ermeni Şiiri" olarak da anılan Çağdaş Ermeni Şiirinin ustalarındandı. Klasik Ermeni şiirinin esintisindeki ilk dönem şiirlerinden sonra, bir süre Garip Akımı'nın etkisinde kalan Zahrad, daha sonra yeni yaratım biçim ve yöntemleri denemeye, düşünce ve coşkusunu gerçeküstücü bir teknikle geliştirerek çarpıcı imgeler, şaşırtmacalar, ayrıntıyla bezenmiş yaşama parçacıkları ile özgün bireşimsel bir yapı ve dil oluşturdu. Şiirleri 25 dile çevrildi.
Eserleri
Ferah Tut Yüreğini
Tıtumi Ham
Yapracığı Gören Balık Zahrad
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!