Bugün göğsümde bir kuş tüyü kadar hafif bir sızı,
Sabahın ilk ışığıyla dans eden toz taneleri gibi.
Ne ayrılık bu, ne veda,
Bir dalın kendi meyvesini toprağa emanet etmesi gibi.
Bakın şu salona,
Misafirlerin kahkahaları duvarlardan sızarak
Eski fotoğraflara karışıyor.
Her gülüş, bir hatıranın üzerine
Yeni bir mutluluk ekliyor.
Kızım,
Sen ki bir serçe kadar ürkek,
Bir çınar kadar köklüydün bizde.
Şimdi kendi gök kubbeni kuruyorsun
Başka bir göğün altında.
Endişen olmasın sakın,
Bu yalnız
Toprak ananın tohumuyla gurur duyması.
Yuvadan uçmak değil,
Kendi kanatlarıyla yeni bir yuva örmek.
Elleriniz birleştiğinde,
Bir dünyanın iki yarımı tamamlanıyor.
Sokaklar, evler, pencerelerden öte,
Ruhunuzun kıvrımları birbirini buluyor.
Ve biz,
Seyrediyoruz bu dansı,
Sanki kendi gençliğimizin aynasında.
İki hayatın birleştiği o noktada,
Biz de yeniden doğuyoruz.
Bugün burada,
Her bir misafir yüzünde bizim sevincimiz.
Hep birlikte,
Bir ağacın meyve verdiği anın
Tanıklığını yapıyoruz.
Kızım,
Yuva dediğin,
Dört duvar değil, iki yürek.
Sen orada,
Biz burada,
Ama aslında hep aynı göğün altında.
İşte bu yüzden,
Gözlerimizdeki yaş,
Hüzünden değil,
Bir çiçeğin açtığı ana
Tanıklık etmenin onurundan.
Çünkü sevgi,
Bir evden diğerine taşınmaz,
Sadece çoğalır,
Kök salar,
Ve yeni filizler verir.
İşte bu yüzden,
Bugün kaybetmiyoruz,
Kazanıyoruz.
İki ev,
Bir mutluluk,
Sonsuz bir gülümseme.
Kayıt Tarihi : 13.07.2026 08:10:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!