Yutkunuyorum....
Söyleyemediğim ne varsa
boğazımda bir düğüm gibi büyüyor.
Her gece biraz daha.
Her sustuğumda biraz daha.
Yaşadıklarımı yutkunuyorum.
Bana yapılanları.
İçimde kırılan şeyleri.
Sana söylemek isteyip de söyleyemediklerimi.
“Canım acıyor” diyemediğim anları.
“Gitme” diye bağıramadığım geceleri.
“Kal” demenin bile insanı ne kadar küçültebildiğini öğrendiğim o anları.
Hepsini yutkunuyorum.
Sanki konuşursam her şey gerçek olacakmış gibi.
Sanki ağzımdan çıkan her kelime
beni biraz daha dağıtacakmış gibi.
Bu yüzden susuyorum.
Ama insan sustukça iyileşmiyor.
İnsan bazen sustukça kendi içinde çürüyor.
Ben de çürüyorum işte.
Sessizce.
Kimse fark etmeden.
Gülümserken bile.
Birinin gözlerinin içine bakarken bile.
“İyiyim” derken bile.
En çok da “iyiyim” derken dağılıyorum.
Çünkü değilim.
İyi değilim.
Uzun zamandır değilim.
İçimde anlatamadığım bir hayat var.
Yarım kalmış cümleler,
yarım bırakılmış vedalar,
cevapsız sorular,
gelmeyen mesajlar,
çalmayan telefonlar var.
Bekledim.
Çok bekledim.
Bir cevap bekledim.
Bir ses bekledim.
Bir açıklama.
Bir özür.
Bir “buradayım.”
Bir “seni duyuyorum.”
Bir “sen yalnız değilsin.”
Belki en çok da senden
“ben sendeyim” demeni bekledim.
Ama sen sustun.
Ve sen sustukça
ben kendi kafamın içinde konuşmaya başladım.
Önce seni anlamaya çalıştım.
Sonra kendimi suçladım.
Sonra olanları baştan sona tekrar tekrar düşündüm.
Nerede yanlış yaptım?
Ne eksikti bende?
Neyi fazla söyledim?
Neyi az söyledim?
Biraz daha güzel sevseydim kalır mıydın?
Biraz daha az sevseydim bu kadar acır mıydı?
Sonra aşkın insanı nasıl delirtebildiğini öğrendim.
Öyle filmlerdeki gibi değil.
Bağırarak, çağırarak değil.
Sessizce delirdim ben.
Telefon ekranına bakarak.
Bir ismin yanmasını bekleyerek.
Eski konuşmaları okuyarak.
Bir cümlenin içinde gizli anlamlar arayarak.
Son görülmelere, saatlere, tesadüflere anlam yükleyerek.
Bir şarkıda seni duydum.
Bir sokakta seni gördüm.
Bir kokuda seni hatırladım.
Bir yabancının sesinde bile senden bir parça aradım.
Kendime kızdım.
“Yeter artık,” dedim.
Olmadı.
Kalbime söz geçiremedim.
Aşktan delirdim belki de.
Çünkü seni sevmek bir yerden sonra
sadece seni sevmek değildi artık.
Seni beklemekti.
Seni özlemekti.
Senden kalan boşlukla yaşamaktı.
Yokken bile seni var etmekti.
Ben seni yokluğunda bile sevdim.
İşte en çok buna yenildim.
İnsan olmayan bir şeye nasıl bu kadar sarılır?
Gelmediğini bile bile birini nasıl bekler?
Bir kapının açılmayacağını bile bile
neden gözünü o kapıdan ayıramaz?
Bilmiyorum.
Ben ayıramadım.
Yine dibe vurdum.
Yine nereye gideceğimi bilmiyorum.
Bazen kendimi kendi içimde kaybediyorum.
Bir çıkış arıyorum.
Ama hangi yöne dönsem sana çıkan bir yol buluyorum.
Bu nasıl bir şey?
Kendimden kaçıyorum, sana geliyorum.
Senden kaçıyorum, yine sana geliyorum.
Ve artık çok yoruldum.
Yutkunmaktan yoruldum.
Ağlamamak için tavana bakmaktan.
Birileri anlamasın diye sesimi düz tutmaktan.
İçim parçalanırken normal görünmeye çalışmaktan.
Ben çok şey söylemek istedim.
Sana.
Kendime.
Hayata.
Ama hiçbirini tam söyleyemedim.
O yüzden şimdi sana sadece şunu söyleyebiliyorum:
Duy beni.
Ne olur, bir kez olsun gerçekten duy.
Söylediklerimi değil sadece.
Söyleyemediklerimi duy.
Kelimelerin arasındaki boşluğu duy.
“İyiyim” derken titreyen tarafımı duy.
Gece yarısı sessizce çöken o ağırlığı duy.
Kimse görmezken içimde kopan fırtınayı duy.
Sessiz çığlıklarımı duy.
Çünkü ben bağırmıyorum diye
canım yanmıyor sanma.
Ben sustukça daha çok acıyor.
Ben sustukça içimde biri
avazı çıktığı kadar bağırıyor.
“Beni bırakma.”
“Beni anla.”
“Beni duy.”
“Bir kez olsun gerçekten gör beni.”
Belki senden artık hiçbir şey istememem gerekiyor.
Belki çoktan gitmem gerekiyor.
Belki bu aşkın içinden
kendimi çekip çıkarmam gerekiyor.
Ama insan kalbine emir veremiyor işte.
Ben veremedim.
Hâlâ senden gelecek küçücük bir sese
bütün gecemi verebiliyorum.
Hâlâ bir “nasılsın?” sorusunun içine
bir ömürlük anlam sığdırabiliyorum.
Hâlâ seni beklerken
kendimi unutabiliyorum.
Ve en acısı da bu.
Seni severken
kendimi kaybettim.
Şimdi hangi parçam bana ait,
hangi parçam senden kaldı, bilmiyorum.
Sadece şunu biliyorum:
İçimde büyüyen bu sessizlik
artık sessizlik değil.
Bir uğultu.
Bir çığlık.
Bir yardım çağrısı gibi.
Ve ben hâlâ yutkunuyorum.
Acılarımı.
Öfkemi.
Özlemimi.
Aşkımı.
Sana söyleyemediğim her şeyi.
Tek başıma.
Ama içimde bir yer hâlâ sana dönüp
aynı şeyi söylüyor:
Duy beni.
Lütfen.
Bir kez olsun
sessiz çığlıklarımı duy.
Kayıt Tarihi : 8.09.2026 23:35:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!