Bulutlar yağmurdan geçti
Çöller samdan geçti
Ömrüm seni aramaktan geçti
Ecel can almaktan gecmiyor
Kuşlar uçmaktan geçti
Kahrolası şu gurbette bitmez oldu şu çilemiz
Sıla diye kan ağlarız beyler sanırlar kölemiz
Vermeyiz kimseye zarar işimizde yok hilemiz
Her gün keder her gün zulüm başımızdan gitmez bizim
Avrupa diyerek geldik karı kediye yükledik
Hanidir
Kuru ekmek elinde
Sararmış dişleri
Ölüm çağırır sevdasız
Hanidir
Bu günüm yaşadığım diğer günlere hiç benzemiyordu. O gün yürüdüğüm yollar da ayağıma batan çakıl taşları canımı acıtıyordu. Kim bilir, belki de bana öyle geliyordu.
Sabahın ilk ışıklarında deniz dalgasına yansıyan yakamozlar eşliğinde bir kaç balık teknesi ve balıkçı oltasının ucunda ki balıkla avlamaya çalışılan bir başka balık.Gözlerim uzaklara dalıyor denizin kıyılarına, yamaçlarda ki dökülen kaya parçalarına takılıyorum.
Yürümeliyim bir dostu görüp, O na uzaklardan mektup vermeliyim. Ulaşmalı eline. Yüreğim kuş çırpınışı içinde, ara sokaklar da bir köprünün başına geldim. üzerinden yürüdüğüm köprünün altından küçük bir dere akıyor. On dokuz mayıs köprüsü... Köprünün ismi böyle idi. Durakladım birden ve düşündüm ki boşuna on dokuz mayıs köprüsü koymamışlar adını. öyle ya ne yürüyüşler ne mitingler olmuştur burada... Etraf pekte fakir burada bir yani bozkır diğer yanı ise seyrek binalarla kaplanmış. küçük te olsa bir çocuk parkı aradı gözlerim; ne kadar üzücü ki oda yok. insanlar nerede? Bir tek ben vardım o köprüde; kimseler gecmiyordu nedense etrafıma bakındım yalnızca ben...Kafamda bin bir düşünce. Hayatımda bu kadar heyecanlanmamıştım ben. Heyecanım yersiz de değildi hani. Düşünsenize ben dünyanın bir ucunda o ise memleketimin bir köşesinde. Merakım gittikçe artıyor, avuçlarımın terlediğini hissediyorum. bulunduğum yerde volta atmaya başladım dakikalar gecmek bilmiyor. Gözüm sürekli saate takılıyor beş dakika...ve hala kimseler yok ortalıkta. On dakika... Çevrede gölge görsem beklediğim kişinin gölgesi yansıdı diyeceğim ama yok yok..O' nu beklerken geçen on beş dakika bana o kadar uzun gelmişti ki anlatamam. Biraz ilerlemeye karar verdim ve yürüdüm nihayet; yağız, ince, kocaman bir çınarın bana doğru geldiğini gördüm. işte beklenen an gelip çatmıştı yüreğim öylesine çarpıyordu ki bir an duracak sandım.
Dört yanımız çevirdiler
İt oğlu itlere bakın
Hortumcuyu kayırdılar
İt oğlu itlere bakın
Zulmü fakir fukaraya
Baktığım her yerde
gökyüzünde
soluduğum havada sen varsın
açtığım her sayfada
duyduğum türküde
yazdığım şiirde
Gözlerimden akan yaşta kaderim
Çoçukluğum acılara büründü
Yüreğimde yangın döndü isyana
Bulut olup Kırşehir’e ağlasam
Nazlı yari deli eder gözlerim
silahımız var bizimde
altın yaldızlı şiirlerde
kalemimiz var kurşun karası
bir ok gibi çarpar yüreğe
acı verir düşmana züllüme
korkuyorlar düşüncemizden
Körpecik mezeler
On beş yaşında ne gezer
Asılıyor kırkında ellisinde sahte babalar
Utanmak bilmiyor sana teklif edenler
Yaşı on beşinde denmez
Bilinmeyen umut
Yollar var dağ engeli
Çaylar var geçilmez selleri
Kuşun sıcaklığı
Soluk olsun istiyorum
Kafeste ötüşü




-
Yusuf Ter
-
Ali Turalı
-
Ali Turalı
Tüm YorumlarKIRBAÇLAMAK DÜNYAYI
İlk bakışta Yusuf Ter’in öyküsü bildik bir serüveni anlatıyor gibi; ücralardaki “bizim köy”lerden birinde doğmuş Ter, yoksulluk ailesiyle birlikte onu yaban ellere savurmuş, hasret, baskı, yoksulluk, çileler üstüne çile O’nu Düş ülkesinin ezgilerine vurmuş, oradan da duygul ...
DOST YUSUF
“Güzel insan Yusuf Ter’e”
Yıllardır hep doğru yazdığım için
Nedendir hep beni suçlarlar Yusuf
Düzenin hilesin sezdiğim için
İdama bizlerden başlarlar Yusuf
Şöyle düşünürüm olan çok acı
Tilkiye vermişler krallık tacı
Bu düzende meyve veren ağacı
DOSTUM YUSUF TER
1970 de Kozanlı’ nın, İmranlı Köyünde Dünyaya gelen Yusuf Ter, küçük yaşta babasının işi gereği İsviçre’nin Basel kentine gider. Bu göç esnasında eğitimini de İlkokul dördüncü sınıfta bırakır bir daha okula devam etmez. Fakat, İlkokulu bile bitiremeyen Yusuf Ter, boş durmaz, ...