Yusuf İpekli Şiirleri

37

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

Yusuf İpekli

gözlerinle yaşattıklarını
yüreğinle ziyan ettiysen de

ne kendine yalan söyledin
ne bana

Devamını Oku
Yusuf İpekli

Çocukluğumu çocukça yaşarken
oyalanıyordu yüreğim kendince
tanrının evine misafir olmuştu gönlüm
belli belirsiz bir aşkın
coşkusu yansımıştı dizelerime

Devamını Oku
Yusuf İpekli

Kaderiyle kavga eden garibin
mazisinde aşılmadık dağlar var
gece yarısında kendi kendine
veda e/der gibi yalnız ağlar var

16 temmuz 13’ 02.28

Devamını Oku
Yusuf İpekli

Anıları, mektupları, tanıtım çalışmalarını, ağıtları, destanları, yaşam öykülerini oldum olası içtenlikli, sevecen, tertemiz, masum pek, ak pak bulur özenerek, samimiyetle itiraf edeyim ki, “Niçin ben yazmadım? ” bunları diye kıskanarak, duygu dolup coşarak, kimi zaman hüzünlü, kimi zaman ağlayarak, kiminde göğüs geçirerek, bazen huylanıp saldırganlaşarak amma her zaman derin bir sevi içinde okurum.
Anlamlı, giz dolu betimlemelerle bezenmiş gezi yorum yazılarını öteden beri çok severim anlayacağınız.
Örneğin emekli öğretmen dostum Osman Nuri POYRAZOĞLU ağabeyimin yazmış olduğu kitaplar sayesinde Çukurova’ yı, oranın topoğrafik yapısını, yerel söyleniş, sövüş, ağlayış, yakarış ağzını, eğitim, öğretim durumunu, ırgatlığı, pamuğu, feodal yapılanmayı, ağalık düzenini, kumalığı, berdeli, ağ oğlunca ark içinde tecavüze uğradıktan sonra başı hep önünde eğik kalan güneyli kadının bir yaşam boyunca içinde bulunduğu ruhsal yapıyı öğrendim.
Yaşar Kemal, Talip Apaydın, Bekir Yıldız, Mahmut Makal, Fakir Baykurt tanıttı bize Anadolu’ nun zengin kültürünü…
Yemeği, çorabı, kilimi, ağıt ve kına yakmayı, baş övmeyi, diş hediği pişirmeyi, ad takmayı, avı, cengi, gağnı gıcırdatmayı, cirit atmayı onlar öğretti bize…
Bilir misiniz, hep kıskandım, Urfa’ yı, Çukurova’ yı, Eskişehir’ i… İçten içe kızdım Kalecik’ e… Kalecikliye sitem ettim içten içe. Bu kıskaçlıktan Halit Cevri Hocam da, “Babaları benim gardaşlığımdır, aslan yiğenlerimin! ” diyerek gardaşım Aliyle bizi sıcacık bağrına basarak sahiplenen Muzaffer Erdoğan Hocam da, Seyit Karcı, Ahmet Şahin, İsmet Demirtaş, Cemal Doğan hocalarım da nasibini almışlardı. Rahmi Gümüş, Haydar Kurt, Bektaş Çakır, Ali Demirdizen, nasıl olurda özelde Kalecik genelde ise halk kültürünü yaşatacak bir kalem şekillendirmezlerdi. Bu kızgınlığım aslında melmeket sevdamızın bir anlamda bizim, ekmeğimizin, aşımızın, yiğit, bağrı yanık yüreğimizin bastırık altında kalacak olmasından korkmamızın bir sonucuydu. Bunca güzelliği bağrında taşıyan, tarihin derinliklerinden süzülerek gelen öz türk/türkmen kültürünün ortaya çıkamayacak olmasından ürküyordum çünkü... Zaman zaman, “Al kalemi eline! ” demek geliyordu içimden. “Nasıl yazardım, nasıl becerirdim, nasıl sözcüğe dururdu ki heceler, acep güzel olur muydu sözcükler, ya da utangaç, sıkılgan hem giderim, hem ağlarım türünden naza mı bürünürdü ki tümceler.” dediğimde ise cesaretim kırılıyordu hep…

Devamını Oku
Yusuf İpekli

Düşünüyorum seni
Yoksun
Yalnızlaşıyorum
Yanaklarına tutunmak isterken ben
Gözlerimden akıyorsun
Islanıyor bedenim

Devamını Oku
Yusuf İpekli

Kara/kuru iki sihirli kutu resmen çoluk çocuk, ana baba hepimizi esir etmeyi başardı maşallah. Bu kutuların biri 20. yüzyılın en harika buluşu da diyebileceğimiz televizyon, diğeri ise 21. yüzyılın daha başında muhteşem icat olmayı başaran ve hemen hepimizi yaşamına doğrudan giren bilgisayar.
Aslında bu sihirli kutuların ikisi de bir anlamda aptalca buluştur biliyor musunuz?
Anladım şaşırdınız amma sabrederseniz açıklayacağım.
İnsanı yok edip tüketme noktasına getiren, aile yaşamını felç eden, bizi bize yabancılaştıran, karı ile kocayı, etle tırnağı, atla arpayı ayırmayı başaran kara kuru iki kutunun marifetlerini, onları kimin, ne amaçla, esrar gibi, eroin gibi yaşamımıza pat diye soktuğunu anlatacağım.
Ha, siz bu kutulara aptalca dediğime bakmayın, benimkisi biraz kızgınlıktan biraz kırgınlıktan kaynaklı, bir sinirlilik halinden esinlenen bir duygunun dışa vurumu işte.
O zaman çağın buluşu da denen bilgisayarla başlayalım öyleyse… Yakın çağı bitirip yeni bir çağın, iletişim çağının başlamasına vesile olan o illet makineden başlayalım.

Devamını Oku
Yusuf İpekli

Sensiz akşamların yorgun gecelerinde
İntihar eden yapraklar gibi
Savruluyorum kah bendeki, kah sendeki sana.

İlk durağımın adı umut
Duruşu sevgi

Devamını Oku
Yusuf İpekli

Gelinciklerin süslediği
şu güzel dünyada
bir sen varsın
bir de diğerleri

Diğerleri mühim değil

Devamını Oku