YIKINTI
Bakma bana öyle…
Gözlerin, Karadeniz’in en hırçın yerinde
dilsiz bir fener.
Gemilerim karaya oturmuş,
pusulam
senin teninde esir.
Seninle olmak;
kâinatın balkonunda ebediyeti seyretmek değil,
Tanrı’nın gizli bahçesinden
yasak bir meyveyi çalmak gibi.
Günah mı? Sevap mı?
Aşağıda dünya döne dursun;
senin dudaklarında her tövbe
paslı bir kilidi zorlayan rüzgâr.
Bakışların masumiyetin beşiği.
Ama gülüşün…
Gülüşün
cennetin kapısını tekmeleyerek açan bir
isyan!
Zaman
senin teninde yönünü şaşırıyor.
Saatler,
karda izini kaybetmiş
yaralı kurtlar gibi uluyor.
Dünya bir toz, biliyorum.
Çünkü yüzün
benim sığabildiğim en geniş hudut,
en son sığınak,
en görkemli bozgunum.
Ne yer ister bizi,
ne gök…
Bu yükseklik,
oksijeni sadece ikimize yeten
bir uçurum.
Düşmek mi?
İnişi yok bu sevdanın.
Ya balkonun ucunda
asılı kalacağız sonsuza dek,
ya da kül olup
kâinatın karanlığına savrulacağız.
Ve ben…
Bu yıkıkta
hâlâ sana teslimim.
Hâlâ esirim.
Kayıt Tarihi : 6.1.2026 02:27:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!