Yetişemedi son veda ( Düet)

Murat Ülkü
1648

ŞİİR


11

TAKİPÇİ

Yetişemedi son veda ( Düet)

​(ADAM):
Gidişinle devrildi gökyüzü, yıldızlar bir bir gözüme battı,
Ciğerimde sönmeyen o yangın, her nefes zehirli bir ağıttı.
Hangi yana baksam puslu bir mezar, hangi yolun sonu uçurum?
Ben senin yokluğunda her gece, kendi cenazemi kaldırıyorum!
Q
(KADIN):
Gök yarıldı sanki, ayaklarımın altından kaydı koca bir dünya,
Mezar taşındaki o tek kelime; "Yetişemedi"... En korkunç rüya!
Ellerim titrerken toprağında, buz kesti damarımdaki kanım,
Giderken beni de gömmüşsün meğer, çekiliyor sessizce canım.
Q
(ADAM):
Duvarlar kusuyor sensizliği, odalar dar geliyor ruhuma,
Bir cellat gibi çöktü hasretin, hançerini dayadı şah damarıma.
Mevsimler küstü, çiçekler soldu; güneş doğmuyor artık göğe,
Sen gittin ya; dünya karanlık bir kuyu, hapsoldum bu sessizliğe.
Q
(KADIN):
Dedin ya "Dokunma toprağıma", parmak uçlarım yanıyor sızından,
Güneş utanıp saklandı bugün, bu bitmek bilmeyen ahın yasından.
Hangi uçak siler mesafeyi, hangi yol getirir geri o son nefesi?
Kulağımda yankılanır durur, ruhunun o karanlık, o dertli sesi.
Q
(ADAM):
Yaban ellerin soğuk rüzgârı, bıçak misali saplanır bağrıma,
Kimsesiz sokaklarda ismin çınlar, kimse ses vermez çağrıma.
Sıla dedikleri bir avuç kormuş, yandıkça küle dönüyor özüm,
Yollar uzadıkça tükenir umudum, kan ağlıyor iki gözüm.
Q
(KADIN):
Affet diyemem, bu cürmün affı yok; geç kalmak bir ömürlüktür,
Bu isimsiz taşın ağırlığı, sırtımda en onulmaz, en ağır yüktür.
Gurbet sana mezar olmuş, bana ise nefes aldırmayan dar bir kafes,
Artık her duam sana fatiha, aldığım her soluk zehirli bir heves.
Q
(ADAM):
Bu gurbet dedikleri, diri diri gömülmekmiş meğer dar bir mezara,
Hangi tabip el atsa kâr etmez, merhem sürülmez bu derin yaraya.
Anamın duası, yârin kokusu kaldı o tozlu yolların ardında,
Ben can çekişiyorum sessizce, bu zalim gurbetin kör karanlığında.
Q
(KADIN):
Çiçekler diksem ne çıkar? Kendi ellerimle soldurduktan sonra,
Merhem neylesin bu yaraya, kalbimi bin parçaya böldükten sonra.
Mezar taşına "Yetişemedi" yazdım, kalem kan ağladı satır başınca,
Şimdi mahşeri bekliyorum ben de, o bitmez vedanın tam ortasında.
Q
(ADAM):
Sana bu satırları, ruhumun çekildiği o derin kuyudan yazıyorum,
Her harfte biraz daha eksilip, kendi mezarımı ellerimle kazıyorum.
Belki aylar sonra duyarsın adımı, bir yabancının titrek sesinden,
Belki bir ilan görürsün ansızın, ya da acı bir haber resmimden.
Q
(KADIN):
Resmine bakmaya dermanım yok, gözlerimde bin yıllık bir sızı,
Sen gurbette kazarken mezarını, ben burda karaladım beyazı.
Duyduğum her haber bir darbe, gördüğüm her ilan bir idam hükmü,
Yetişememek; bir ruhun, kendi içinde katledilişinin resmü!
Q
(ADAM):
Cenazeme yetişemezsin sevdiğim, yollar fersah fersah engeldir bize,
Ben kara toprağa verilirken, sen hapsolacaksın o bitmez denize.
Tabutumun sapına bir dost eli değer, senin ellerin uzanamaz,
Yüreğin sızlar da feryadın duyulmaz; bu hicran artık onarılamaz.
Q
(KADIN):
Uzanmaz ellerim, kırılsın kollarım; yollar kapandı yüzüme,
Ben seninle ölmek isterken, bu hasret mil çekti iki gözüme.
Sana değmeyen her dost eline, bin ah ettim bu ıssız durakta,
Onarılamaz bu yara sevdiceğim; sen toprakta, ben ise uzakta!
Q
(ADAM):
Mezarımın başında diz çökerken, nafile bir hıçkırığa boğulursun,
Hangi uçağa binsen, hangi yola düşsen; sonunda geç kalmış olursun.
Ben toprağın altında seni beklerken, sen üstünde diri diri öleceksin,
Yetişemediğin o son vedanın azabını, mahşere dek çekeceksin!
Q
(KADIN):
Mahşer bile az gelir bu günaha, cehennem içimde bir kor yığını,
Yüreğimde taşıyorum artık, bu geç kalmışlığın o ağır ağını.
Sen toprağın altında beklerken, ben yaşayan bir enkaz gibiyim,
Vedasız giden bir yolcunun, arkasından el sallayan gölgesiyim!
Q
(ADAM):
Vasiyetimdir; eğer bir gün gelirsen o isimsiz taşın başına,
Sakın dokunma toprağıma, kıyma o dökülken kanlı gözyaşına.
Mezar taşıma "Yetişemedi" yazdır, herkes bilsin bu kara yazıyı,
Sırtında bir ömür mühür gibi taşı; açtığın bu onulmaz sızıyı.
Q
(KADIN):
Yazdırdım o taşın bağrına, kanımla kazıdım o kara heceyi,
"Yetişemedi" diye haykırıyor gölge, her gündüzü ve her geceyi.
Sızın mühürdür kalbimde, dokunmam toprağına, uzaktan bakarım,
Eridikçe bu günahın içinde, her gün kendimi yeniden yakarım.
Q
(ADAM):
Rüzgâr eserse saçlarına, bil ki o benim son soluğumdur,
Bu sessiz vedanın her saniyesi, senin bitmeyecek mahkûmiyetindir.
Ben sustum artık, söz bitti, toprak örttü tüm feryatlarımı,
Sana bıraktım bu gurbeti, bu ölümü ve bu bitmez ahlarımı!
Q
(KADIN):
Rüzgar saçlarımı okşadığında, bilirim ki senin o son nefesindir,
Bu sessiz kabristan artık benim, ebedi ve tek mahkumiyetimdir.
Sen sustum, toprak örttü sesini; ben ise konuşan bir ölüyüm artık,
Yollar bitti, menzil kapandı; her yer zifiri, her yer karanlık!

Murat Ülkü
Kayıt Tarihi : 30.1.2026 19:05:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!