YEŞİL ŞİİRLERİ

YEŞİL ŞİİRLERİ

Halil Çolak

Doğusunda İliç, batısı Çetinkaya,
Ortada bir cennettir yeşil Divriği.
Sivas’ın bağrında süslü bir çiçek,
Madenler yatağıdır yeşil Divriği’m.

Doğum yerim Divriği’dir ili de Sivas,
Ulucami’yi anlatsam, tarifle olmaz.
..

Devamını Oku
Mücahit Fukara

Bakma Bana Öyle, Yeşil Yeşil, İçten Ve Derinden.
Sökün Eder Yüreğimdeki Dağlar, Oynar Yerinden.
..

Devamını Oku
Seyfet Bozçalı

Halının üstüne, sevda deseni,
İşler ilmik,ilmik yeşil gözlerin.
Sevda denizinde, sanki bir gemi,
Yüzer sevgi ile yeşil gözlerin...

Gönül sarayının penceresinden,
Bülbülün feryadı gül bahçesinden,
..

Devamını Oku
Mehmet Halil

İpsala sınır kapısına geldiğimizde saat 24.00 sıralarıydı. İlk defa gümrük kapısından geçeceğiz ve heyecanlıyız. Türk sınırında fazla oyalanmadık. Çıkış kolaydı. Yeni bir ülkeye girme heyecanı bizleri sarmıştı. Nasıl aranacağız, nasıl taranacağız? Otobüsümüz durdu. Bizim önümüzde bir otobüs var. 15-20 dakika sonra tur sorumlusu arkadaşlar geldi, ‘’Herkes pasaportlarını eline alsın resimli sayfayı açsın ve sıraya girsin’’ dedi. Denileni yaptık. Sıramız geldiğinde gişenin önünde pasaportumuzu uzatıp bekledik. İçerdeki görevli bir şeyler yaptı, pasaportu bir ışıklı ekrana bastırıp, önümüzde duran ekrana sağ işaret ve orta parmağımızın uzatmamızı söyledi. Yani yeniden parmak izlerimiz alındı (mı) yoksa pasaporttaki parmak izleri ile çakışıp çakışmadığına mı baktı bilemiyoruz. Bu arada yeşil ve mor pasaportlar arasında bir de siyah kaplı bir pasoport vardı. İlk defa gördük. Hiç siyah kaplı pasaport da olduğunu duymamıştık. Bir saatlik bir işlemden sonra otobüsümüze bindik. Yola devam…
Sabah saat 8.00’de kahvaltı ve ondan sonra rehberimiz bizi Kavalada gezdirecek oradan da Selaniğe geçeceğiz.
Bu arada bizde yedi saatlik yol yorgunluğu, yarı uykulu yarı uyanık yola devam ederken biraz pasaportlar üzerine konuşalım. Yeşil pasaport ve kahverengi veya mor pasapor arasındaki ayrımı yaşayarak öğreniyoruz. Hayatımızda renklerin önemi büyük. Renkler arasında ne fark var demeyin…
Yeşil pasaporlarda vize yok. Vize masrafı, mor pasaportlarda kişi başı 200TL civarında. Bu kadar da değil, hesapta asgari altı bin liran olacak. O da yetmedi, tapu isteniyor. Nelerine lazımmış diye düşündük. Meğer insanları ülkelerine bağlayan zincirlermiş onlar. Yani kürkçü dükkanı. Dönüp dolaşıp geleceğimiz yer olmazsa onların başına dert olacakmışız… Dünyanın bir parçasını işgal edenler başka insanlara yaşam hakkı tanımıyor orada. Yeşil pasaportlar kalamaz mı? Neden onlara sorulmuyor bunlar? Doğal olarak akla gelen sorular? Memurlar doğal olarak devletin bir parçası gibi görülüyor anlaşılan… Devlet memurları gittikleri yerlerde kalırsa devleti ele geçirmiş olacaklar sanki, hiç değilse bir parçasını, onun için töleranslı davranıyorlar… Tabi burası şaka, anlam veremediğimiz için kişisel yorumlarda şaka hakkımızı kullanıyoruz.
Otobüsümüz yola devam ediyor, güneş ufuktan yükseliyor, yeşil topraklar üzerinden sis tabakası yavaş yavaş dağılıyor. Yeşillikler arasında siyah lekeler var, yaklaştıkça görüyoruz ki, güneş enerjisi elde edilen petekler. Düzlükte, yani tarım alanlarında yerleşim yeri yok. Yerleşim yerleri dağ eteklerinde… Dağlarda kayalık diye bir şeye raslamadık. Yemyeşil ağaçlarla kaplı her taraf… ‘Karadeniz Bölgesi’ni andırıyor. Üç katın üstünde bina yok. Ekili alanlar fıskıye ile sulanıyor… Ekili alan dışında bir bölgese davar sürüsü… Yani tarım ve hayvancılığın öne çıktığı bir bölgeden geçiyoruz. Biraz sonra bize katılacak olan rehberimizden öğreneceğiz daha fazlasını…
Video 25 eklenecek. 26 rehberin mazereti anlatması ve bizi karşılaması
İlk durağımız Kavala programa göre… Ancak rehberimiz anlatımına göre arabasında çıkan bir sorun nedeniyle gecikiyor ve biz onu beklemek üzere, rehberimizin memleketi olan İskece'ye uğradık. Kahvaltımızı orada yaptık. Hamurlu yiyeceklerin bol olduğu bir yer… Börek çeşitleri ve çay ile kahvaltımızı yaptık. Rehberimizle orada buluşup yola devam ettik. Rehberimizin anlatımına göre (Rehberimiz Türk ve Türkiyeyi gezip tanımış biri) Yunanistan’da deniz kenarlarında şejlonglar için ayrıca para ödenmezmiş, bir çay içip şejlonglardan yararlanılabiliyormuş…
..

Devamını Oku
Ozan Lütfü Yıldırım

Hoş olur baharın ovası bağı
Çiçekte arım var yeşil ercişte
Çimenli çiçekli yaylası dağı
Süphanda karım var yeşil ercişte

Fışkırır yerinden o tatlı suyu
Uzayıp gider bu kavağın boyu
..

Devamını Oku
Mustafa Yılmaz İsmailoğlu

YEŞİL SİMAV

Simav’ı görenler dinçleşiyorlar
İçinde kaynaşır kan Yeşil Simav,
Hisar’ın adına Asar diyorlar
Nice beyler burda han Yeşil Simav.

..

Devamını Oku
Şükrü Öksüz

Dört bin beş yüz yıl önce kurulmuştur bu şehir
Tralles olduğunu söylerler ilk adının
Bütün ovayı sular Menderes denen nehir
Kalplerdedir sevgisi şirin yeşil Aydın’ın.

Selçuklu’ya geçişi bin yüz yetmiş bir yılı
Daha önce yaşayan Lidya, Pers ve Romalı
..

Devamını Oku
İsmail Hakkı Gülbahar

Sanki bahar mevsiminde
Bakma bana yeşil gözlüm
Kulağıma bir şey söyle
Akma bana yeşil gözlüm

Başka bakacak yok gibi
Önümdesin blok gibi
..

Devamını Oku
Halil Gürkan

Bir başka yaratmış Yüce Yaradan,
Karadeniz’e can veriyor yeşil.
Bil cümle renkleri silip aradan,
Kendi tonlarını seriyor yeşil.

Aşağıda deniz, yukarda sema,
Gönüller hoş, yer yok tasaya, gama,
..

Devamını Oku
Necip Çibuk

İnsanı söyleten dildir
Ay benim yeşil Iğdır'ım
Dağlarda açan mor güldür
Bu benim yeşil Iğdır'ım.

Ovasından Aras akar
Güzelleri canlar yakar
..

Devamını Oku
Oğuz Alp Yüksel

Kim kaldı ki artık delicesine seven,
Neden böyleyiz biz söylesene neden,
Bir gün çıkarsa karşına bu cansız beden,
Ne olur ıslatma, ıslatma o yeşil gözlerini,

Ne bir teselli verenim var ne halime bakan,
Öyle bir acı var ki yüreğimde derinden yakan,
..

Devamını Oku
Fahrettin Petriçli

Baktıkça kaybolurdum, gönlüm akardı,
Dertlerime dermandı yeşil gözlerin.
Kaşını çattığında içim yanardı,
Katlime tek fermandı yeşil gözlerin.

Ömür hiçti yanında sonsuzluk gibi,
Kana kana içtiğim susuzluk gibi,
..

Devamını Oku
Adem Armağan

Talas,Kayseri'nin şirin ilçesi,
Yeşil manzarası,mest etti beni,
Bir zamanlar çokmuş,altın külçesi,
Yeşil manzarası,mest etti beni.

Tomarza yolunda,Talas'ı gördüm,
Severek gönlümü buraya verdim,
..

Devamını Oku
Erdal Sayıl

Ne güzel sarıyor cismi;
Resmi ve şekliyle yeşil...
Doğrudur anılır ismi,
Dünya cennetiyle yeşil..

Su desen coşarak olmuş,
Çimenler koşarak olmuş,
..

Devamını Oku
Selami Tıraşlar

İnsan sevgisi gördüm dostun birinde
Sanki şimşekler çaktı yeşil gözlere
Aşk aramıştım sordum biraz derinde
O zaman dönüp baktı yeşil gözlere

İlahi aşkı duydum dostun dilinden
Beşer aşkların artık bıkmış elinden
..

Devamını Oku
Seyyid Ali Özçelik

Yeşil gözlü olmak… ister miydim bilmiyorum yeşil gözlerimin olmasını. Bilmem nedir –bilir miyim ya da- nedeni ve yakıştı mı rüyaya. Ben çok severim rüya görmeyi, belki sık görmeyişimden, belki de görüp de hatırlamayışımdan. Sanırım hayal kurmalarımdır, rüyalarıma engel. Uzun uzun hayal kurmalarım. Kavgalarım, dövüşlerim, sevişlerim, ölüşlerim… uyumadan önce kendi kendime oynadığım kısa metrajlı filmlerim benim. Hiç birincisini seçmedim hayallerimin, Oskar’ını veremem en iyi oyuncu seçip ne kendimi ne de esas kadını.

Her gün yenisini kurgulasam da genelde hayata en uyarlanabilir olan kurgu üzerinde iyileştirmeler geniş yer kaplar bunlarda. Ama elbette o günün gündemi farklılaştırır her birini. Tabii bazen bu hayallerim yüzünden sıkıntı çektiğim oldu kendimce, gerçek hayatta. Bazen oluveriyor ki hayallerim gerçeğin içinde, diyorum işte böyle, evet bunu istemiştim ben de… ama insan hep kendini kayırır değil mi? Kötülük kendini bulsun istemez, yakıştıramaz olumsuzluklarını hayatın, giydiği statükocu düşüncelerine. Hal böyle olunca insan kavgalı hissediyor kendini hayatla. “Bak her şey yolundayken nasıl taş koydu hayat yine düz yoluma? ”. İstiyor ki insan, hayat hayallerindeki gibi olsun. Sevdikleri yanında, sevgi daim olsun. Gözler yeşil olmasa da gönüller ışıl ışıl olsun. Ve şairin dediği gibi, “Olursa bir şikayet ölümden olsun” hayal memleketimin körpe dimağında.

31 Ekim 2006 Salı 01:23
..

Devamını Oku
İbrahim Şık

Kavruluyorsun inan kendi yağınla
Yetiyorsun kendine bahçe bağınla
Binbir çeşit ağacınla çiçeğinle dağınla
Ne şirin ilçesin sen yeşil YENİCEM

Doğa kültür orman yeşil denince
Kış bitip yerine ilkbahar gelince
..

Devamını Oku
Mehmet Tevfik Temiztürk

Yeşil korumalı yeşili sevmelisin,
Yeşil, senin yaşamın yeşil senin tercihin…

O, hem denge unsurun tabiatın içinde,
Hem de yaşam kaynağın dönüşümlü şekilde…

Yeşili seveceksin doğduğun günden beri,
..

Devamını Oku
Perinur Olgun

Fil sürüsünün en gözdesi, en çabuk iz bulanıydı. Kulakları en iyi duyanı. Çalıların arasında bir çıtırdı duysa hemen koca kulaklarını sallar, korku ne ki onun yanına hiç uğramaz her şeyi siler geçerdi. Koca koca kökleri söker, yıkılmaz denilen ağaçları hortumuyla, o iri cüssesiyle devirir, yollarında önlerinde engel ne varsa kenara atar, yolu sürüye açardı Gri.
Gri sürüsünün en genç filiydi. En duygulu, en yardımsever. Sürünün başı en yaşlı anneanne Büyük Ay’ın torunuydu Gri. Onun sözünden çıkmaz o nereye giderse gider, “Durun buradaki suda dinlenin” derse durur, sularda arkadaşlarıyla oynaşır, onlara şakalar yapardı suyun içinde hortumuyla.
İşte Kızıl Gün’ü orada gördü. Suyun başında. O da Gri'yle aynı aylarda doğmuştu yaşıt sayılırlardı. Yine sürünün içinde ayrı akrabalıklar kurdukları fillerdendi. O da arkadaşlarıyla oynar, serin serin suları başlarından aşağıya öyle bir dökerlerdi ki sevinçli bağırışları tüm Afrika’ya taşardı. En çok akasyayı severdi Gri. En taze akasya dalları filizleri nerde olduğunu da Kızıl Gün öğretmişti. Çoğu kez onunla gezer olmuşlardı. Gri’ye arkadaşları “Kızıl’ı buldun, bizi unuttun” diyorlardı. Onun mutluluktan ışıldayan gözlerini görünce vazgeçiyorlardı sitem etmekten.
Kızıl Gün’le uzaklara gitmeden önce, çevreyi dolaşmaya çıktıklarında anlamıştı Gri. Bu çıkış diğerlerine benzemiyordu. Her zaman arkadaşlarıyla oynadıkları suyun yanına geldiklerinde Gri “Gözlerin kanlanmış.”dedi “Ne oldu? ”. “Bütün gece uyuyamadım da ondan” dedi Kızıl Gün. “Uyuyamadım.”
Gri “Ben de” dedi. “Herhalde ay dolunay da ondan.”
“Hayır senden” dedi Kızıl Gün.
Gri’nin kalbi hızlı hızlı çarptı. “Benden mi? ” dedi.
..

Devamını Oku
Yavuz Ergün

Bi öpülemez dudakları var, bi sevilemez elleri. Durup duruyor önümde. Önümde gülüş, gülüş duruyor. Kazağının al, al kalemleri, dudakları, öpülemez dudakları, tutulamaz elleri düşünüyor. Yeşilsiz gözleri, bi beni, bi ellerimi, bi güneşi, bi adamları düşünüyor.
Duramıyor, oturamıyor. Ellerimin, ayaklarımın, gözlerimin gelemezliklerini biliyor. Ardından alıp gidiyor her şeyini. Ellerini, al, al kalemli kazağını, ayaklarını, öpülemez dudaklarını, düşünen yanlarını, yeşil, yeşil etekliğini, devetüyü mantosunu alıp götürüyor.
Bi başıma kalıyorum. Bi yalnızlık oturuyor üstüme. Bi düşünüyorum, bi al, al kalemli kazağını, tutulamaz ellerini, bakılamaz gözlerini, öpülemez dudaklarını, düşünen yanlarını…
Olmuyor işte… Yapamıyorum, duramıyorum …Bi öpülür dudakları, tutulur elleri, bakılır gözleri, al,.al kalemli olmayan kazakları, bi düşünmeyen elleri, yeşil, yeşil olmayan eteklikleri, bi güzel kadınları,sütun gibi bacakları, yeşilli, yeşilli gözleri düşünemiyorum…
Bi pembe mendilini, bi öpülemez dudaklarını, bi tutulamaz ellerini, al, al kalemli kazağını,
Düşünen yanlarını, yeşilsiz gözlerini, devetüylü mantosunu alıp götürüyor önümden…
Bi yalnızlık, bi güneş, bi tramvayların gürültüsü, bi düdük sesleriyle kalakalıyorum böyle…
..

Devamını Oku