Tren yolu sessizliğinde,
Gurbet şarkıları çalıyor, loş kompartımanların, eski koltuklarında.
Bir zamanlar ki, muhteşem ihtişamıyla şehirler.
Şimdi, virane imparatorluklardan kalma, yıkıntılar altında.
Çöllerden geçiyor, kırbasında sarhoşluklarıyla bedevi.
Sevda vahaları kurumuş, dünyanın tarlasında.
Yönsüz kalmış rüzgarlar, kutup yıldızı kaybolmuş, gecenin siyahında.
Bir ateş yanıyor, şavkında, çingene umursamazlıklar.
Ayakları çıplak çocukların, açlığın soğukluğunda.
Masallar anlatıyor kumlar, sokaklarında.
Bin bir gecedir yollarda, bir aşık divane.
Menzili artıyor, yürüdükçe meçhule.
Ayağa düşmüş akıl, fikrinde gece.
Geç kalmış ömür koşuyor, düşe kalka, perişanlık içinde.
Dünya yaratıldığı günde kaldı, aşk düşünce ölüme.
Önüne katılan öğütülüyor, zamanın değirmenlerinde.
Taş toprak, savruluyor ardından, kalanlar gidenlerin çöplüğünde.
Geleceği yok saydı sevda, yaşananlar silindi şimdilerde.
Yorgunluğu yordu, gittiği şehirlerde seyyah.
Arıyordu insan, kendini hayatın düzlüklerinde.
Bilinmezlerde, binlerce soru, yürüyordu kol kola.
Sonra, mezarlıklar geliyordu, senin ardın sıra.
Ölmüş, yaşayan, ölecek, ölmeyecek gibi.
Gömülmüş, mutluluklar, mutsuzlukların adına.
Hayat denilen, bu yalnız, bu ıssız yolda.
Arıyorum kendimi, daha dün yitirmiş bugün bulmuş gibi.
Oysa seni tanıdığımda unutmuştum kimliğimi, kimsesizliğimi, benliğimi.
Yine aynı yerdeyim, karmakarışık bir hayatın, yedi renginde.
Bulduğum yerde bıraktım şimdi sensizliğimi.
Kum saatinden bir günde.
Kayıt Tarihi : 18.3.2026 11:14:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!