Dün akşamüstü bakınırken etrafta
Ansızın rastladım sana yıllar sonra
Albümdeki o fotoğrafta...
Öyle mağrur ve yalnız
Eski bir sevgiliye bakar gibi uzaktan
Seni görünce birden gözlerim doldu!
Hani bir zamanlar neşe içinde
El ele okula giderken
Üzerine eğilip de sevgiyle
Oluğundan kana kana su içtiğimiz
Bağrı ezik; başı dik..!
Issız akan Yalnız Çeşme!
Nerede o hani eski günlerdeki
Cıvıltın, keyfin nerede?
Nerede o gümbür gümbür derelerin!
Bahçen, bağların nerede?
Hani Selvinaz Gelin!
Mezar toprağın nerede?
Hani Ustan Çam Salih!
Yaptığı evleri nerede?
Ne gülün kalmış etrafında
Ne bülbül yine!
Hani serçelerin, güvercinin
Kekliğin nerede?
Neler geldi geçti canım kimbilir
Biz yokken garip başından?
Ne serenceler atlattın?
Ne kadar ağladın, ne kadar güldün?
Neleri haykırdın, isyan edercesine!
Neleri hader edip de içine attın?
Söyle çeşmem, ne gördün, ne işittin?
De ki sahip; Hak gördüm, Hak işittim!
Allah Allah! Eyvallah!
Söyle canım şimdi, de hele
Derdini bana söyle!
Ne anlatsan, dinlerim sonuna kadar!
Asla, sırrını vermem ellere!
Nerede o yan yana asker gibi dizilen
Teknende beslediğin iri mandalar?
Nerede at, eşek, tosun!
Çulluklar ve tavuklar...
Horozun, cücüğün nerede?
Nerede, o eski çobanlar gülüm
Koyun, keçi sürülerin
Nerede öküzlerin, ineklerin
Hani yavru taylar, sıpalar?
Ala danalar, ak kuzular, oğlaklar!
Sevimli o masum, yavru balaklar!
Ördeğin, kazların nerede gülüm?
Nerede o suladığın hayvanların?
Kurdun, kuşun, çiçeğin...
Börtü böceğin nerede?
Nereye gitti şimdi bu vefasız insanlar?
Kenarında suya düşmemek için
Tek tek adımlarla hergün cambazlık eden
Üzerinde oynayan, sıçrayan, koşan
Su savaşı yapan çocuklar nerede?
Nerede o hani ilk kez suya girerken
Buz gibi havuzunda titreyen
Üzerine yapışan incecik entarisiyle
Mahcup, utangaç, temiz
Etrafına bakınırken gülümseyen
Tazecik körpe kızlar?
Peki ya nerede kaldı bizim şimdi
Yarı çıplak, şımarık, umursamaz
Gürültücü genç oğlanlar?
Sanırsın ki çeşmem senin suyundan
Ne içmişim musluğuna ağzımı vere vere;
Ne yorulup sırtımda darı calazıyla
Anneme özenerek birgün
Oturup teknenin kaşına da
Eke kadınlar gibi hani şöyle
Bir solukluk dinlenmişim, serince!
Ne elimi-yüzümü yıkamışım sanki
Ne aile hamamına, ne eve, ne bahçeye
Ne su taşımışım kolumda helkilerle!
Sanırsın hiç bahçede çalışırken yine
Annemle babama içimden gelerek şöyle
İki elimin arasına alıp da özenle
Bir içim su vermemişim testiyle
Kimsenin eline dökmeye!..
Su gibi aziz ol kızım! En azından
Atana rahmet, desinler diye!
Ya da o dağlarda aç-susuz türkü söyleyerek
Ayağımda kara lastik, elimde ince değnek
Hiç koyun gütmemişim desene bir başına
Çantamda biraz çökelek ve iki bazlama ekmek!
Ağaçlardan, getirirken aman yavrum
Toz-toprak, bişey düşmesin sakın
Aman ha tutarken bir kenarından
Parmağın batmasın içine, diye hep
Saygıdan, korkudan belki, hürmetten!
İşte o zamanın aklı herneyse artık!
Öle-titreye; Mehmet Ağabeyim'e, öyle mi?
Sanırsın, hiç su taşımamışım, kardeşim!
O kara kulplu meşhur, bakır tas ile..!
Söyle canım, kardeşim; sırdaşım, söyle!
Issız arkadaşım, garibim, yoldaşım, söyle!
Söyle kim, bizi büyütüp besledi, senelerce?..
Söyle kim, bizi adam etti de sonra
Gurbete yolladı kendi elleriyle?
Söyle, seni kim ıssız böyle yalnız bıraktı?
Söylesene canım, seni kim bizden kopardı?
Biz miydik kaderine terk eden seni yıllarca?
Yoksa, kader mi bizi senden ırağa attı?
Söyle kim ayırdı bizi birbirimizden?
Oysa o gün, alışkanlıkla sanki
Yarın gelecekmiş gibi hemen
Nasıl da sarılmıştık oluğuna öyle
İki ellerimizle tutarak adeta
Sevgiliyle öpüşür gibi dudaktan
Son kez, farkında olmadan
Nasıl da içmiştik canım değil mi
O berrak cıvıl cıvıl kuşlar gibi tatlı
Ferah çeşmenden?
Allahaısmarladık, deyip sana üstelik
Bir veda bile etmeden çekip giderken..!
Bir dahaki gelişime, sana söz!..
Çıkıp, Çağlan Başı'ndaki Tepe'ye
Şöyle yüksekten...
Kuşluk vaktine doğru, salakta erkenden
Keçiye tuz verirken bizim çobanlar
Kaval eşliğinde, uzun uzun sana
Yanık türküler söylerim!
Ailemizin gururu, evimizin bekçisi
Çocukluk günlerimin, hayatımın tanığı
En güzel anılarımın nostaljik simgesi
En samimi arkadaşım!
Sırdaşım, kardeşim, can yoldaşım!
Dinle şimdi! Ben gelene kadar
Yüzümü kara çıkarma, e mi?
Oralara iyi bak!
Seni, hepinizi, herşeyi...
Derelerimizi çok özledim!
Hayirlısıyla inşallah yakında geleceğim!
Seninle uzun uzun hasbihal edeceğiz.
Kovukkayalar'ı o gün baştan sona
Adım adım gezeceğim.
Bir karpuz koparıp yine büsbütün
Teknemize atacağım cup diye
Sen onu nasılsa şekerim bir güzel
Mis gibi yeme kıvamına getirirsin
Bilirim...
Öyle hemen birkaç saatte de
Başımı alıp gitmeyeceğim
Göreceksin!
Ben gelene değin güzelim
Hatrım için, ne olur!
Kovukkayalar, kurtlar-kuşlar...
Dağlar-taşlar, kuru ağaçlar
Menekşe, nevruz, çiğdem
Sümbül, nergis, kardelen
Lale, yaban gülü anberiye
Sırma, yayla çiçeği ve hatta
Mantar biten yamaçlar...Hepsi!
Hepsi, sana emanet!
Sesim, senin kadar güzel olmasa da
Şimdilik lütfen, idare et!
Çünkü gelince, bilsen o gün daha
Sana ben ne türküler söylerim!
İki gözümün nûru!
Biraz daha sabret!
Ne olur, bekle beni, az kaldı!
Sana söz veriyorum; bu kez geleceğim!
Nasıl da burnumda tütüyorsun, bir bilsen!
Ben de seni çok özledim, kardeşim!
O dağlara benden çok selam söyle!
Yufka yürekli çocukluk arkadaşım!
Issız akan Yalnız Çeşme!
Dur biraz ne olur, beni dinle!
Ne olur ağlama, etme böyle!
El'âleme karşı şimdi
Bak beni de ağlatacaksın!
Esma Özdemir 3
Kayıt Tarihi : 15.1.2026 08:46:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Esma Özdemir




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!