𝗬𝗔𝗚𝗠𝗨𝗥 (𝗔𝗙𝗙𝗘𝗧 𝗕𝗶𝗭𝗟𝗘𝗥𝗶 𝗘𝗬 𝗕𝗔𝗖𝗜𝗠)
𝘉𝘢𝘴𝘰𝘳𝘵𝘶𝘴𝘶 𝘚𝘪𝘪𝘳𝘪
𝗔yrılık getirecek bu YAĞMUR belli;
Havada yine hicrân kokusu var.
Sen bu ellerden gittin gideli,
Ağlıyor ardından hep bu YAĞMUR'lar.
Ayrılık getirecek bu YAĞMUR belli...
𝗙eryâtlar düştü hissene: “bembeyaz..”
Ne bülbüle gâm ne de figân düştü.
Her acı dudağında mağrûr bir hâz;
Saadet gözlerine bir nâlân düştü.
Feryâtlar düştü hissene: “bembeyaz..”
𝗙eryâtlar, feryâtlar... Duymuyor kimse!
Vicdânlar sağır, taş ve ateşten —
Yaratılmış, sahte, dar bir elbise.
Yamaçta aksi kısacık ve içten —
Feryâtlar, feryâtlar... Duymuyor kimse!
𝗘ller semâlarda; bulutlu gözler:
“Bu karanlık gecenin sabâhı nerde?”
Gözyaşları gözyaşlarını izler;
Ve bir yaprak gibi titrerde,
Eller semâlarda; bulutlu gözler...
𝗧aş kalplere anlatmak ahhh ne kadar zor —
Gerçeklerin masal olmadığını...
Bir darbe de dostun kendisi kor;
Basar hemen sonra da kahkahâyı!
Taş kalplere anlatmak ahhh ne kadar zor!..
𝗕eklemek, beklemek... Acaba neyi?
Sevgi nedir bilmeyen gönüllerden —
Bir parça, küçücük, dostça sevgiyi...
Her şeye rağmen bıkmayıp yeniden,
Beklemek , beklemek... Acaba neyi?
𝗶nanmak.. Ahhh.. Sonuna dek inanmak...
Sonuna dek ve de gülercesine —
Ateşe bağrını gâmlı uzatmak...
Baharında birgün geleceğine,
İnanmak.. Ahhh.. Sonuna dek inanmak...
𝗭ulümler, zulümler.. Sonsuz zulümler..
Neden: Çünkü bu dava tehlikeli ..(!)
Açmasın, açmasın diye bu temiz güller
İğrenç yüzünde çağdaşlık maskeli —
Zulümler, zulümler.. Sonsuz zulümler...
𝗟imanda bomboş, sessiz bir gemi...
Kalkacak belki de, tahmin etmek zor.
Denizlere bakan “yeşil göz”leri,
Ümitsiz, beyhûde , suskun ağlıyor.
Limanda bomboş, sessiz bir gemi...
𝗘rkek olamadık biz sizler kadar;
Seyrettik uzaktan sizi hüzünle.
Seyrettik, seyrettik sadece o kadar...
Bu kavganın gerçek yüzünde,
Erkek olamadık biz sizler kadar...
𝗥üyâlarda gezdik sizden habersiz;
Amaçsız, pembe - beyaz rüyâlarda.
Tasasız, gâyesiz, duygusuz ve hissiz —
Gafletler, gafletler ve hep ardarda
Rüyâlarda gezdik sizden habersiz...
𝗶smimizde kalmış delikanlılık;
Bilmeden hergün nâmerde uymuşuz.
Haftada bir cumâyı dindârlık sanıp,
Bunca yıl uyumuş, hep uyumuşuz.
İsmimizde kalmış delikanlılık...
𝗘rkeklik değilmiş, değilmiş ölüm;
Erkeklik, daha ölmeden ölmekmiş!
Erkeklik, Allah için yanan gönlün —
Aşkından asla tâviz vermemekmiş.
Erkeklik değilmiş, değilmiş ölüm...
𝗬alanmış bir meğer “sahte zafer”ler;
“Leylâ”lar , “Mecnûn”lar hep bir yalanmış.
Asıl “Mecnûn”luk, Mevlâya bir nefer;
Resûl’e yakışır ümmet olmakmış.
Yalanmış bir meğer “sahte zafer”ler...
𝗕ulanmış nehirler nefsin tasında,
Günâhlar zevk olmuş, haramsa âdet.
Saklıymış meğer senin her gözyaşında,
Hakîkî mutluluk, gerçek saadet.
Bulanmış nehirler nefsin tasında...
𝗔rtık uyan, uyan eyy “Tûde-i Zinde”!
Kalk ayağa sen de “Sakarya” gibi!
Uykular gezinen mahmûr yüzünde —
Açmalı sevdânın diriliş vakti!..
Artık uyan, uyan eyy “Tûde-i Zinde”!
𝗖anlanın siz de eyyy solgun çiçekler,
Canlanın siz de bir kıyâm vakti!
Ve şu kırık dallarda teker teker,
YAĞMUR damlalarını öper gibi,
Canlanın siz de eyyy solgun çiçekler!..
𝗜slanın ve eriyin bu gözyaşlarında,
Başörtüsü mendil herrr bacınızın...
Erkeklik nedir görün varın da;
Varın bunu defterinize böyle yazın!
Islanın ve eriyin bu gözyaşlarında!!!
𝗠evlâ’m affeder (!) bizi; sen de affet!
Affet bizleri ne olur, buna muhtâcım...
Sen eyyy gül-ü rahmet , sen eyyy hüsn-ü iffet;
Affet bizleri ne olur eyy bacım;
Mevlâ’m affeder (!) bizi; sen de affet!
Kayıt Tarihi : 24.05.2001 14:52:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
İlk yayınlanma: Milli Gazete (1999)




Ne demekmiş
'Yasak!'
İşiniz mi kalmadı
Yapacak?
Ne diye karışırsınız
Saçımıza-başımıza,
Bizi oyuncağınız mı sandınız
Bakıp yaşımıza?
Sebebini anlatamayacağınız
Çocukça bir devrin hevesinden
Karşınızdaki en güzel portreleri
Mahrum ettiniz çerçevesinden!
Kim demiş, ki:
'Başörtüsüydü o!'
Başımızın -renk renk-
Süsüydü o!
Altında saçlarımız,
Arkadan, ne hoş sarkardı;
Kimimizde -örgü örgü- sarmaşıklaşır...
Kimimizde, su olup akardı!
Şu, bu nâmına 'Yasak!' demiş
Bulundunuz, tezelden;
Ne olurdu, anlasaydınız biraz da,
Güzellikten, güzelden!
Siz, bizden değilsiniz,
Tanımıyoruz hiç birinizi,
Çekin başımızdan
Ellerinizi!
Bir gericilik tutturmuşsunuz;
Gericilik değil, Türk'ün köy modasıdır bu...
Üstelik, ninemizin başımızda
Taşıdığımız hatırasıdır bu!
Dediniz: 'Çıkacak başınızdan
Başörtünüz!'
Alın -öyleyse- onunla
Yüzünüzü örtünüz!
Arif Nihat Asya
--------------------
TÜM YORUMLAR (1)