“var”sın ve yoksun. yazmak ne kadar kolay değil mi? “var” olmak, içinde milyonlarca “var” barındırır aslında. tek “var” da neleri paylaşır insan yüreğiyle bilir misin? sen kendi “var”ında nerdesin şimdi, hangi hayal denizinin hangi rotasına kilitlenmiş düşüncelerin, hangi tutsak rüyaya ortak düş yorgunu gözlerin. seven, sızlayan bazen en olmadık zamanda, en olmadık insanın tek sözüyle yıkılan yüreğin. kim için ne adına atıyor şu an.
Ben dağların ötesi bir İstanbul macerası. sen soğuk ve ayaz bir iklimin en sarhoş aymazı. sen gurbet yolcusu,sen yasak aşkın hancısı hangi anı paylaşmak istersin benimle veya hangi “var”ı.hadi anlat bana, “var”ını anlat bana. bırak bütün yoklar yerde kalsın. tut ellerinden kaldır göklere, ayakların kaldırım taşlarını sökercesine vursun yere ve gel gönlümün gözü, neye hasretsen ve ne kaldıysa içinde keşke adına paylaş benimle.
Umut duvarımdan bir tuğlada sen sök ve hadi dök hasretin en koyu gözyaşlarını avuçlarıma bırak ellerimle sileyim camların buğusuna çizdiğin oklanmış bu boş kalbi. artık ben “var”ım yanında ve benim “var”larım.
Bütün yoklar yerde kalsın, “var”ını anlat bana. gecelerin ayazından, gündüzlerin alazından şarkıların hicazından,duyguların çıkmazından ve içindeki en büyük yalnızlıktan, sıyrıl. en güzel rüyanı dizimde gör diye buradayım. artık-artık ben “var”ım.
Üzülme ve yakınma hayata karşı “var”say sen bir alıcısın, hayatsa çarşı. beğenmediğini geç, dilediğini seç ve kuşan mutluluğun zırhını. deli bir tay yarat hayal aleminde ve koş. gideceğin ülkenin adı bahar, tayının adı “var” olsun. dünü düşünme ve endişe duyma yarından çünkü “var”sın.
Kendini bir uçurumdan atmak için önce “var” olman gerekir bilirsin.
Bırak bütün yoklar yerde kalsın. hadi “var”ını anlat bana. yokluğumda göz yaşların nasıl dökülür kırmızı yastıklara, yokluğumda gözlerin nasıl takılır duvardaki yazılara ve titrek ışıklı fotoğraflara… nasıl gömersin çığlıklarını katlanan kırmızı desenlere.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu konudada eminim başarılısınız.Kutlarım.Selamlar.
Tebrikler,Gönlüne sağlık.
Bu şiir ile ilgili 2 tane yorum bulunmakta