(Tercüman Gazetesi, 'Okuyucuların Forumu'
köşesinde neşredilmiştir.)
Her şeyden önce 'Okuyucuların Forumu' köşesini açmak suretiyle halkın istek ve tenkidlerini dile getirmesine zemin hazırlayan Tercüman Camiasını gönülden tebrik ederim.
..
Koca Subhan Dağı başın dumanlı,
Gölün o yanından Van'a bakarsın..
Konumun heybetli, duruşun şanlı,
Uzaktan uzaktan bana bakarsın.
Bu ne azamettir, bu nasıl gurur,
Yorgun bulutlar hep tepende durur,
..
Ben sensiz ne yaparım,
ne olur benim hâlim?
Ağlayıp yanarım; sen
nerdesin şimdi yârim?
Teselli vermez hiç bana
herkes olmuş zalim
Ağlayıp yanarım; sen
..
zaman gelmiş kışa dayanmış
bulutlar şimdi göçmen kuşlarmış
bu yaşadığımız yitik bir baharmış
kime ne...
güneş rüzgara aldanmış
van gölü'nü pırıl pırıl aydınlatmış
..
Yağmurlu bir gündü. İçimizdeki kayıp kentlere, asla ehlileştirilemeyen bakışlarımızın ateşinin isyanını haykırıyorduk. Ölümün tüm acımasızlığıyla teslim aldığı bedenlerin çaresizliği gibi damlıyordu alnımızdan bir bir hatıralarımız. Kanayan yanlarımızı sarmaya çalışırken, içimize ıslak tenimizin yorgun teri dökülüyordu. Ellerimizle yüreğimize daldıkça yaşanan onca acılarımıza karşı, direniş dinamiklerimiz iflas ediyordu sanki. Eşsiz yanan bir ışığın karanlığa düğümlenmesi gibi teslim aldı bizi zaman içinde sessiz yaşadıklarımız. Onca yaşanan ve dilimizde defalarca tekrarı söylenen hüzünlü melodilere biat etme yerine, baş kaldırıyı tercih etmiştik. Ve bu başkaldırı yazgımıza karşı bir intikam değildi. Belki de tenimizde yeni bir ölüm yaşama telaşıydı yada yeni bir ölüm yaşama hazırlığı. Ölmek ve gökyüzünün bizim için söyleyeceği yeni şarkılara uyanmak istiyorduk. Bunun içinse kaç tane yıldızın duasını almamız gerektiğini yada kaç kutsal meleğin gücünde yakarışta bulunmamız gerektiğini bilmiyorduk. Yinede ne olursa olsun, bir yerlerde yaşanılan baharlardan taze bir gül kokusu geliyordu burnumuza ve hızlı adımlarla gitmeye çalışıyorduk gül kokusunun geldiği yere doğru. Avuçlarımızda biriken sorunlar konuştukça hafifliyor, kirpik uçlarımızdan süzülür gibi yer küreye karışıyordu ve biz göz bebeklerimizde yenileniyorduk.
Yiğit bir savaşçının soluğundan dökülürcesine benliğimizi arıyorduk kelimeler arasında. Dertlerimizi saldıkça o yiğit bakışlara, kızıl bir gül açıyordu sanki yüreğimizden süzülen umutlarda ve alnından öpesim geliyordu iki dağ arasında ölen savaşçıları.
Dökülen, çürüyen ve eskiyen bir çok hatıranın esir aldığı bir bedenin orta derecede akan gözyaşları olarak, hafızamıza biriktirdiğimiz ve bilincimizin altına kazıdığımız daha az hüzünlere giden yolu arıyorduk. Uzaklarda bir yerlerde, örtüsüyle gizli olan mavi bir hayatın bu onurlu duruşumuza göz kırptığını iliklerimde hissediyordum. Belki de bu hislerin bilinciydi bizi hayatın ipine sımsıkı saran. Geçtiğimiz tozlu yollara iki beden uzandığımızda, gelecekte bizleri karşılaması muhtemel mutsuz birkaç kaldırım taşının o kadarda yaşanılmaz olmadığını o anki gülümsemelerimizden anlıyorduk. Gözlerimizde bir çok göz yaşından arta kalan nemli izler vardı belki. Her şeye rağmen hayatın ve yaşamın ismini çizmiştik yüzümüzün acılarla dolu hatlarına. Ve olgularımızla yüzleşmek için bir dahaki mart ayını beklemeye hiç de niyetimiz yoktu. Bu halimizin akıl yada bilim yoluyla bir açıklamasını aramıyorduk. Çünkü aşkın bıraktığı hüzünlere dair yaşamların ilim yada akıl yoluyla açıklamaya elverişli olmadığını biliyorduk. Mavi yaşamlarda gizli bakışların seyrinde, evrenin sonsuzluğuna büyüyen asırlık çınarın özgür gölgesine uzanır gibi, ölmeye yada tükenmeye yüz tutan tüm yanlarımızı yeni bir yaşam ateşi sarmıştı. Alışkanlıkların, yüzeysel tutsaklıkların ilkel ve gerçeklikten uzak olan yanını aşk diye sananların tekrarının bir daha olmaması dileğiyle. Olursa böylesi yaşamlar, mutluluğu kısmen hüzünlerimizle soluyarak bu hayatların doku örneklerini incelemeye alıp genlerine baktıktan sonra, bir sonraki hayatlara daha onurlu doğmalarını sağlamak amacıyla, ey hayata ve hüzünlere inananlar gün ışığına çıkın artık.
ORHAN DEMİRTAŞ
..
Paltosuz,
elleri üşümüş,
kervan misali
hep kahraman kocasının(!) iki adım
gerisinde yürütülmüş,
ruh alemi tarumar edilmiş,
aklı çalınmış,
..
Yapraklar değer dudaklarıma
Meyvesiz dallardan eğilir de
Haram korkusuyla uzanırım
İçim burkulur birden bire..
O yapraklarda kan olurum
Akarım damla damla eririm de
Sonra döner piman olurum
..
Ruhumda yabanıl taylar oynaşırdı. Düzen tutmaz serkeşliğimde gün olur sellere kapılır, gün olur sellere kaptırırdım. Bir serseri umursamazlığında ruhum açmazlara sürüklenirdi. Sonra sen doldun yalnızlığıma. Seni gecelerime taşıdım. Karanlıkları sevdim, karanlıkların derinliklerindeki gizemi sevdim. Umut taşıdım, heyecan taşıdım, sevinç taşıdım yalnızlığına gecelerimin. Kendimle yalnız kaldığım, yalnızlığımda seni bulduğum gecelerde hasret üstüne şiirler yazdım, şarkılar söyledim. Ay ışığında oynaşan sulara anlattım da seni denizlerin maviliklerine yolladım.
Şimdi bir temmuz akşamında yine seni yaşıyorum. Ay ışığına hasret gecede yıldızlar oynaşıyor uzak yerlerde. Sen o yıldızların altındasın diye, senden gelen gül kokusu rüzgâra açıyorum bağrımı. Önce hayalin doluyor, ardından anıların huzur veren ışıltıları. Yuvadan yeni uçmuş kuşun ürkekliğini yaşarken, bir kayboluşta ararken kendi ruhumu öksüzlüğümü paylaşıyorum seninle. Açlığını paylaşıyorum ruhumun. Bana sunduğun sevdada yol bulurken karanlıklarda yanıp sönen deniz feneri oluyorsun. Bir ateş böceği gibi dönüp sana koşuyorum.
İftar soframda bir siyah zeytin oluyor sevdan. Açım, doymak bilmeyen oburluğumda bir siyah zeytinde bütün açlığımı gideriyorum. İçimde sen, dışımda sen, beladan uzak olmayan başımda sen. Karanlıkların gizemli derinliğinde hayatıma yön veriyorsun. Bir kuyu ki dibi görünmüyor da düştüğüm o boşlukta senin elin uzanıyor. Biliyorum ki içinde sevda taşıyanlar asla kaybolmayacaklar. Hasret üstüne şiirler yazıyorum, şarkılar dinliyorum sevda çeken yürekler adına. Önce bir sızı başlıyor tam şuramda. Sonra hayalin doluyor gözlerime. Avuçlarımda hiç eksilmeyen kokunu kokluyor, avuçlarımdan hiç eksilmeyen sıcaklığını yanaklarıma sürüyor ve derin bir iç çekişle sana dönüyorum.
“Bir insan söylediği şeylerden çok söylemedikleriyle insandır” diyor Albert Camus. Ben söyleyemediklerimle geliyorum sana. Anlayacaksın diye, eksik kalanlarımı toparlarsın diye. Sen hep eksik kalan tarafımı toparlamadın mı? Vincent Van Gogh Theo’ya yazdığı mektubunda asıl anlatmak istediklerimi özetliyor. “ Üç aşama vardır; birincisi sevmemek ve sevilmemek, ikincisi sevmek ve sevilmemek, üçüncüsü de sevmek ve sevilmek.”Ben üçüncü aşamayı yaşıyorum seninle. Ah, ne bahtiyarım ki sevilmek gibi yüce bir duyguya layık görüldüm.
Gece bitecek sevgilim. Az sonra güneş doğacak. Silinecek bütün gizemi karanlıkların. Gün ışığında uyanıyor bütün kötü ruhlar. Bunu biliyor musun? Bütün açgözlülükler, bütün iki yüzlülükler ve çirkeflikler uyanıyor. Ben yalnızlığıma seni alarak çekiliyorum.
Bu gece yine benimleydin.
Bil ki seni seviyorum…
..
Zaroka gışt, bırçine, jı destı van tışt nayı,........Çocukların hepisi aç, ellerinden bir şey gelmiyor,
Hestiya dıkelini, dıbe çı bıkım dayı,.................Kemik kaynatıyorlar, ne yapayım diyor anne,
Çı bıkım çı bıkım çı bıkım dayı, hayı hayı,........Ne yapayım ne yapayım ne yapayım ah ah,
Çıma kes me pırs naki, çıma malame nayı,...Niçin kimse bizi sormuyor, niçin bize gelmiyorlar,
Konı me rakırıne, zaro lı erdı mayı,..................Evimizi kaldırmışlar, çocuklar yerde kalmış,
Zaro lı erdı mayı, hayı hayı lı hayı.....................Çocuklar yerde kalmış, vah vah vah,
Destı bawo hun buye, hers lı ber çawı viye,...Babanın elleri kan, gözlerinde göz yaşı,
..
Yirmi üç ekim ikibin onbir günlerden Pazar
Azrail gelmiş vanlıya fermanı yazar
Anneler babalar ağıtlar dizer
Kıyametimiz koptu bu gün gardaşlar
..
Uzaklardasın...
Fakat uzakta olan bir sen değilsin;
Ben de uzaklardayım, gittin gideli...
Sen ne kadar uzaksan,
İnan ben de o kadar uzağım bana...
Saçlarımı çoktan unutmuştur tarak...
Artık hatırlayamaz kaşlarımı ayna...
..
Bu gün rte övünüyordu, "tüm ülkeler Mısır' a ambargo uygularken biz bunu yapmadık. Mısır' ın sıkıntıya düşmesini engelledik".....(!) diyor. Demek ki benim insanım aç, perişan, sefil yaşarken, o tüyü bitmemiş yetimin hakkını İsrail' le kanka faşist diktatör Mısır yönetimine peşkeş çekiyormuş! O Mısır yönetimi ki abd' nin kuyruğundan ayrılmayan yönetim ve acımasızca Filistin' lilerin kemiklerini taşla kıran İsrail' lilerin isteği üzerine Filistin' e girişleri kapatan yönetim. rte de hem van münit ayağından şov YAP, hem Yahudi ödülü al, hem tüm askeri alımları İsrail' den yap, TİCARETİ GELİŞTİR; hatta Suriye sınırındaki mayınlı arazinin temizleme işini de ORANIN İŞLETİMİNİ 49 yıllığına İsrail' lilere vermek üzere karar al, hem de İsrail' in ekmeğine yağ sür.....Bu ne iştir böyle?
Koyun, balık tavuk yerine koyuluyorsak da bu kadarı da olamaz. MISIR İÇİN İNSAN HAKLARI VAR, TÜRKLER İÇİN YOK ha! Ağızlarından demokrasi,insan hakları düşmüyor nasılsa? ! Demek ki bu kavramları biliyorlarmış! İşine geldiği gibi de değerlendiriyorlar. Ayrıca diyor ki, "Bu uygulamalar demokrasiyi geri getirir mi derseniz, bana göre getirmez....! " diyor.
Ben de diyorum ki, ZURNANIN SON DELİĞİ BİLE OLAMAYAN DIŞARIDAN HER... NANE OLANLAR PİS BURUNLARINI MISIR' IN İŞLERİNE SOKMAZLARSA DEMOKRASİ GELİR MISIR' A. Bir de, SATILIK YÖNETİCİ DEĞİL, YURTSEVER, ULUSÇU, ÖZGÜRLÜKÇÜ YÖNETİCİ SEÇMELERİNE ABD İZİN VERİRSE! ZATEN BELANIN BAŞI ABD.
BİR DE DEĞERLENDİRME YAPACAK OLURSAK, Mursi' yi getiren de götüren de abd, başkalarına ne oluyor? "SAHİBİNİN GÖNLÜ OLUYOR DA KÖPEĞİNİN OLMUYOR! " deyimi gerçekleşmiş olmuyor mu? !
Muhalefet ne güne duruyor, bu konuda bir soru önergesi versinler. MISIR' A HANGİ DÖNEMLERDE NE KADAR RESMİ/GAYRI RESMİ YOLLARDAN NE KADAR PARA/PARA YERİNE DEĞER.... VERMİŞİZ? O DÖNEMLERDE TÜRKİYE' NİN EKONOMİK DURUMU, GEÇİM ENDEKSİ NASILMIŞ? ASGARİ GEÇİM SINIRI ALTINDA YAŞAYAN NE KADARMIŞ?
Tayyip Müslüman, akp MÜSLÜMAN DİYE OY VERENLER DE GÖRSÜNLER BAKALIM gerçek ne imiş? MÜSLÜMAN DEDİKLERİ NE İMİŞLER? ! .
ONLARIN MÜSLÜMANLIĞI, "abd tarafından sipariş edilmiş, fetoş tarafından ILIKLAŞTIRILARAK, YAVŞAKLAŞTIRILARAK, CIVIKLAŞTIRILARAK, HIRİSTİYANLIK/MUSEVİLİK/YAHUDİLİK DİNLERİNE uyduralarak düzenlenmiş, rte tarafından dayatılmış müsülmanlıktır (!) . DEDELERİMİZ, NİNELERİMİZ, BABALARIMIZ, ANALARIMIZIN YAŞADIĞI MÜSLÜMANLIK DEĞİL...MÜSÜLMANLIK! ...
..
Van kedisi diyerek almış bakamamışlar,
Kediye rastlıyorum bunlardan birkaç tür var…
Kaçmasa bakacağım, ruhsal durum bozulmuş,
Birkaç kez geldi gitti, hayvan huzursuz olmuş...
Bir gün kusarken gördüm herhalde zehirlenmiş,
..
Bir sen yaralarsın şimdi beni
Bir de bi çare ömrüm
Artık anlar
Duygusal kargaşadır
Sol yanım ölür benim
..
Van Gölü, kabar haydi taş da kop yurd ara,
Tuz Gölü, tuzuna sofra ara
Altısı Mayıs
Otuzüç tesbih erken
Okşardı yurdunu DENİZ,
Gezerdi Edirne'den Ardaha'na
Sepha kısa boyundan, ilmik boyna berat
..
Günbegün,
Anbean demleniyor karanlığım..!
Yeter artık, yeter..!
Ne bu inat, bu gurur..!
Dön artık, bekletme karanlığımı..!
Bekledikçe her gün,
..
GİDİYORSUN! ...
Gidiyorsun ardından bir ah,
Belkide binlerce eyvah kalacak.
Gidiyorsun bu yerlerde,
Güneş sensiz doğacak.
Sabah sensiz olacak.
..
VAN
Kalbe esintidir rüzgârı vanım
Şehrim şehirlerden farklıdır benim
Kale burcu maviliğe saplanır.
Hayallerin mekânıdır vanım
..
Bin değil,
Beş bin, on beş bin değil;
Ateşten, kıpkızıl közden basamak..!
Yüreklerde ne ayak kalır, ne parmak..!
Kolay sanma..!
Kolay değil, zor mu zor işte;
Tahkiki imana,
..
Yağmurlar yağardı
Bu şehrin caddeleri sırılsıklamdı
Bulutlar yıldızları
Sen pencerenin perdelerini örterdin
Bütün içli şarkılar
Arka arkaya çalardı
..



