Nuri Can Antoloji.com

Nuri Can kimdir?
1950 de Erzincan’ın haritalarda yeri olmayan küçük bir dağ köyü olan Caferli de doğan Nuri CAN Munzur´un eşsiz güzellikdeki yaylalarında büyümüş. 1965 yılında da İstanbul’a, 1967 te de Hollanda’ ya gidip yerleşmiş.
Hollanda da yaşadığı süre içerisinde, çocukluğundan beri ilgi duyduğu müzik, şiir, tiyatro öykü ve daha çok resimle uğraşmış. Bu güne değin afiş, resim, öykü ve şiir çalışmalarıyla uluslar arası bir çok ödül almış. Hollanda başta olmak üzere, Fransa, Belçika, Almanya, Yunanistan ve Türkiye’de bir çok karma ve kişisel sergilere katılan Nuri Can, üç Yıl Uluslar arası sanatçılar birliği başkanlığı ve ayrıca Af örgütü, Unicef gibi kurumlarda aktif ve pasif görevlerde bulunup Hollanda ve Türkiye de resmi ve özel kurumlarda sanat danışmanlığı resim öğretmenliği yapmış. Göçmen”İşçiler Ağıdı” Ve”Yürek Yanarsa Titrer Gül Üşürse” isimli iki yeni kitabı yayınlandı.
Kişisel Sanat Sitesi
www.nuricann.com
..

Devamını Oku
  • Işık German Ersoy
    Işık German Ersoy 10.04.2019 - 21:37

    Şair arkadaşımız Sn. Nuri Can

    < DOĞUM GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN >

    - Ayrıca sizi sitemizdeki bu saygın gruplarımızda görmek dileklerimizle esen kalın.

    * Antoloji Yetkili Şairleri * Evrensel Sanatçılar * Şarkı Sözü Yazarları *
    * Çağdaş Şairler * Yurt Dışı Üyeleri * Özgür Şair-Yazarlar * Antoloji S ...

  • Adnan Çatalbaş
    Adnan Çatalbaş 25.05.2014 - 23:00

    Miraç kandilinin gönlümüze, yuvalarımıza, ülkemize ve tüm aleme hayırlara vesile olması dileği ile hayırlı kandiller sevgi ve saygılarımla.

  • Reyhan Altaş Şairler Dünyası Grubu
    Reyhan Altaş Şairler Dünyası Grubu 10.04.2014 - 01:49

    NİCE MUTLU YILLAR DİLERİM :)

    Doğum Gününüzü Candan Kutlarım Bugün biz dostları göremesenizde bilin ki iyi bir dostlar olarak her zaman yanınıdayız... Hayatın tüm kötülüklerinin sizden uzak olmasını dilerim.Sevdiklerinizle Nice Mutlu Güzel Senelere Doğum Gününüz Kutlu Olsun! Saygı ve Sevgilerimle.

Toplam 35 mesaj bulundu

TÜM YAZILANLAR


  • Uzun boylu şiir

    Narin Sevgi

    10.04.2019 - 18:59

    Bir sevgilim olsaydı
    boyu uzun serviler gibi narin
    yanağı al, dudağı bal
    gözleri mavi gök gibi berrak
    göksü güvercin gibi ak
    saçları gül bahçesi
    dili bülbül lehçesi

    Bir sevgilim olsaydı
    kaşları yay, bakışı ay
    her gece saçlarını yıldızlarla yikayip
    her seher güneşe gülümseyen
    ve o gülü ...

  • ‘Ah’lar Ağacı

    Didem Madak

    01.05.2018 - 23:36

    Ne yazıkki köşe başlarını tutan şairlerden , bu tür değerli şairleri tesadüf yada vefatından sonra tanımak ne kadar acı.

  • Nerdesin Ey Ciğerparem

    Aşık Davut Sulari

    18.01.2018 - 18:52

    Bu büyük ama kadri bilinmeyen ozana saygılar

Toplam 162 mesaj bulundu

TÜM YAZILANLAR
  • Kürtçe TV (Kanal Şeş)

    06.02.2009 - 22:34

    Toplum Dil Ve Kimlik

    Toplumlar ve bireyler özgün, özgür ve yerel olamadan, kendi kimliğini ve dilinin gücünü ortaya koymadan çağı yakalayamazlar...

    Dil bir toplumun aynasıdır, yüreğidir, beynidir; bireyin, ailenin, toplumun gücü ve simgesidir dil...
    Dil bireyler, toplumlar yani insanlar arasında en etkili ve en önemli bir iletişim aracıdır. İletişim ise insanların biribirini anlaması, sevmesi, kalplerin biribine ısınması, yakınlaşması, duygu ve düşüncelerin aktarılması, sezgilerin, duyguların, ilhamların, gönülden gönüle taşınması ile olur. En önemli şartı ise bir ülkede bireylerin kendi ana dillerini iyi ve eşit şartlarda öğrenip kullanmasından geçer...

    Özgürlük, kişilerin anadiliyle okuyup yazmak, anadilini geliştirmek, düşünme ve düşündüklerini açıklama; her hangi bir konuda karar alma konusunda dış etkilerden uzak, kendi iradesiyle davranması durumudur.
    İnsanın tarihsel süreç içerisinde daha iyiye ve daha güzele varmak için yaşam koşullarını bilinçli ve doğasına uygun olarak toplumunda yararlarını düşünerek geleceğin temelini atmaya çalışmışlardır.

    İnsana özgü dil ve bilinci insanı tarihsel, siyasal, bilimsel, sanatsal ve ekonomik gelişmelere yatkın ve yetkin kılmıştır...
    18 inci yüzyıl içerisinde ırk, din, dil ayrımı olmamaksızın; insanların daha hoşgörülü olmaları, köleliğin kaldırılması, yeryüzündeki her kişinin diğer her kişiden farkı olmadığını, eşit haklara sahip olduğunu, her insanın özgür, eşit ve kardeşçe yaşamlarını sürdürmeleri için çabalar gösterilmiştir...

    Dili elinden alınmış, yasaklanmış ve ana dilini konuşamamanın şidetli sancısını çekenler; dil kompleksine de girerler. Bazen kendi ana dillerini aşağılayıp çevresindeki yaygın dillere özenirler, onları kutsarlar ama ne tam kendisi olabilirler ne de ötekisi. bu komplekslerini gizlemek için de ilginç formüllere başvururlar.

    Oysa ki, hiç kimse kendi varlığını, kendi kimliğini, kendi dilini, benliğini inkardan gelip başka bir bedende var olamaz.
    Ana dilinizin dışında sonradan öğrendiğiniz bir dili ne kadar iyi konuşursanız konuşun, o hâlâ 'yabancı' dildir sizin için. Çünkü konuştukça hep geriye, ilk deneyimlerinizin kavramlarına gidecektir belleğiniz.

    Burada Heidegger’in şu sözü ne kadar da önem kazanıyor değil mi? “Dil varlığın evidir”. Bu ev de insanın içinde doğduğu anadildir. Varlıklar aleminde evinizden çıkıp gidemezsiniz, başka hiç bir evde kendi eviniz gibi kendinizi rahat hissedemezsiniz.

    Ben çok küçük yaşlarda anadilimden kopup yurt dışına çıktım, yani anadilimden çok erken yaşlarda ayrıldım. Hayatımın dörte üçünden fazlasını yabancı ülkelerde geçirdim. Zaman zaman Kendi anadilimi unutma tehlikesi geçirdiğim ve bunun insanın hayatındaki önemini kavradığım için, pek çok insandan daha duyarlı ve daha iyi anlıyorum anadilin kıymetini ve önemini. Bunun insanın hayatında nelere mal olabileceğini bildiğim için de herkesin anadiline sahip çıkmasından yanayım. Herkesin anadilini öğrenmesini ve hiç bir zaman küçümsememesini isterim.

    ‘Dil bir araçtır’. Derler. Ama araba gibi uçurumdan bile aşağı sürebileceğiniz araç değil; katır gibi korktuğu yerden bir adım bile götürtemeyeceğiniz bir araç.

    Diller kelime sayısıyla karşılaştırılmaz. Bir Afrika kabilesine 300 kelime yetiyordur ve biz ona fakir bir dil mi? diyeceğiz. Bu bir gelişim meselesi ve sürecidir.
    Kanıt mı?
    Türkçe’nin gerçek söz varlığı yaklaşık 6 bindir. İnsanlar 300 kelimesini ancak kullanıyor.

    Bir dilde kelimeler sayılarıyla (nitelikleriyle) değil anlamları ve amaçlarıyla (nitelikleriyle) değer kazanırlar. Aslolan niteliktir.

    Dünyada hiç bir dilin başka bir dilden üstünlüğü savunulamaz, her dilin kendine göre bir özelliği, güzelliği, bir üstünlüğü vardır ve her dil kendine göre güzel ve değerlidir, üstündür. Dünyada her dil ayrı bir kültür, ayrı bir ahenk, renk ve ayrı bir zenginliktir. Aksini düşünenler çağımızın saygısız sırtlanlarıdır ki, zaten bu tür düşünceye sahip insanların başka türlü düşünmesi, davranması da beklenmez..

    Kendine saygılı, kendini araştıran, bulan ve aşan bir toplumun bireyleri daha saygın ve insani bir düşünceye yönelir ve kendisine benzemeyen, aynı dili konuşmayan toplumlara karşı hoşgörü mekanizmasını devreye koyar.

    Her dine, inanca ve Ülkeye nasıl ki, saygı gösterme gerekliliği duyuluyorsa, her dile de saygı gösterme gerekliliği vardır.

    Yaşadığımız yirmibirinci yüzyılda bir dilin kullanımı baskı altında tutulup gelişmesine yeterince olanak tanınmıyorsa, o dilin yara alması, bilahare yürekleri, gönülleri, düşünceleri ve ruhlarının hasta olması kaçınılmazdır. Ana dilini tam kullanamayan, ana diliyle konuşamayan, anlaşamayan, iletişim araçlarından yoksun bırakılan insanların, kendini ifade edememe ve yaşayacakları gerilim stres ve bunalımlar nice anlaşmazlıklara, kavgalara, kanlı sahnelere sebep olabilecegini herkes hesap ve idrak etmelidir...

    Büyük düşünür Konfüçyüs’e “Bir ülkeyi yönetmeye çağrılsaydınız, yapacağınız ilk iş ne olurdu? ” Sorusuna şöyle cevap verir.
    “Hiç şüphesiz dili gözden geçirmekle işe başlardım. Dil kusurlu olursa, sözcükler düşünceyi iyi anlatamaz. Düşünce iyi anlatılmazsa yapılması gereken şeyler doğru yapılmaz. Ödevler gereği gibi yapılmazsa, töre ve kültür bozulur.”

    Bunu herkes kendi üzerinde deneyebilir, yabancı ülkelerde yaşayanlar bunu rahatlıkla çok daha iyi anlayabilirler. Sorunlarımızı, isteklerimizi anlatamadığımız zaman çektiğimiz sıkıntıyı, gerilimi bir düşünün...

    Bir de bunu bir toplum sathında büyütün. Derdini anlatamayan, değer verilmeyen, sürekli baskı altında tutulan, içindeki duygu ve düşüncelerini ifade edemiyen toplumlar, işi kavgaya götürebileceği kaçınılmazdır.

    Her ülkenin tabi ki, kendine göre bir resmi dili vardır ve de olmalıdır, bunda herkes aynı ölçüde yararlanmalıdır ama herkesin ana dil hakkının geliştirilmesine de olanak tanınmalı ve engel olunmamalıdır; ayrıca resmi kurumlarca da desteklenmelidir...

    Çağdaş olmanın, demokrat ve insan olmanın bir gereği olarak bırakın herkes kendi anadiline, tarihine sahip çıksın, kültürünü korusun. Bunun kime ne zararı var, anlamaktan güçlük çekiyorum. Diline, kültürüne sahip çıkan insanlara ülkemizde vatan haini, bölücü gibi nitelemelerde bulunup düşmanca davranılmasına da bir anlam veremiyorum. Senin benim olduğu kadar, anadil herkesin hakkıdır.
    Toplumlar ve bireyler özgün, özgür ve yerel olamadan, kendi kimliğini ve dilinin gücünü ortaya koymadan çağı yakalayamazlar...

    İşte adına hak ve emek dediğimiz bu kavramın niteliğinden dolayı insan hayvansal sınıftan süratle ayrılmıştır. İnsana özgü dil ve bilinçi, insanı tarihsel, siyasal, bilimsel, sanatsal ve ekonomik gelişmelere yatkın ve yetkin kılmıştır... Aydın ve düşünürler insanların tarihsel süreç içerisinde daha iyiye ve daha güzele erişmesi için yaşam koşullarını bilinçli ve doğasına uygun olarak toplumların da yararlarını düşünerek geleceğin temelini atmaya çalışmışlardır...

    Küreselleşmenin ağırlığını gittikçe hissettiğimiz çağımızda, halkların kültürlerin, toplumların yok olmamak ve kaybolmamak için ana dillerine sahip çıkmaları ve geliştirilmesi için yoğun çaba içine girmeleri elzem ve vicdanidir... Gelecek kuşaklara aktarılmasını hesaplamanın açısından da bu böyle... Açıktır ki her dil bir varlığı aksettirir...

    Nuri CAN

  • kaan ince

    25.08.2005 - 01:46

    Protest

    Kaan İnce’ye

    Madem bu putlar yasa
    savaş istiyor tanrılar
    nereye baksam ihanet
    neye dokunsam kan
    sormaz mıyım,
    nerdesin ey tanrım

    Madem
    yetmiyor gücü sevginin
    yaşamı onarmaya
    herkes herkese düşman
    çiçeklerin alnında kan lekeleri
    kalbinden güneşi hançerliyor insan

    Madem
    katliamlarla boğuluyor dünya
    acımasızlıklar kin kusuyor
    cennet adına cehennemi yaşıyoruz
    ve bütün umutlar kördüğüm

    Bırakıp burda bu koca yüreği
    çekip gidiyorum ben de

    Nuri CAN
    www.nuricann.com

  • alevilik

    25.10.2004 - 02:47

    Sunni biri olarak incelediğim ve tanıdığım kadarıyla, Alevilik her şeyden önce insan olma erdemliliği çağrıştırıyor. Hoşgörüyü, sevgiyi, dürüstlüğü, doğruluğu en önemlisi de insana insan gibi ve tüm insanlara aynı gözle bakmayı çağrıştırıyor... Dostlarıma diyorum ki üzülmeyin, insana ancak insan insan gözüyle bakar, hayvan da hayvan gözüyle...

Toplam 5 mesaj bulundu

TÜM YAZILANLAR