Nazlı Akın Antoloji.com

Nice ayrılıklardan sonra 'kâlbe' sordular; 'Yare 'Kâbe' olmaktan vazgeçtin mi', dediki kalp: 'Kâbem yardan gayrı 'haccı' tanımaz, gecem 'yardan' gayrı 'ay' tanımaz; kavuşmak fani bir şey, lakin sadece o yare ahdım var, başka yar ahd-ı 'yar' a denk olmaz; unutmak rıyarkarlıktır, göçüp terkeylemişse dahi gökkubbeni, hiç bir alemde yarin dengi bulunmaz...(M.Zahir Kayan)


Öyle yürekten gözlerime bakma ey yâr..! Gözlerimin sende kalma ihtimali var. Gözlerim eğer sende kalırsa yâr, yüreğimin seni sevme ihtimali var, Yaklaşma bu kadar yürek tenime ey yâr..! ... Tenimin yanıp kül olma ihtimali var. Alıştırma varlığına bu kadar, yokluğunun yokluğum olma ihtimali Var.
Aşığın 'güzel' dediği ne olaki, yar mı güzel, yare bakanın 'bakışı' mı güzel, akla hayale sığmayan, yare isnad edilen 'düş' mü güzel, kim bu 'güzel'; yoksa bir anlık 'zevke' mi tapar aşık, fani bir masala mı inanır da 'güzel' deyince bir tüccara mı dönüşür aşık, ille de yardan arının peteğini mi bekler, kendisi 'çirkinlerçirkinidir' de yardan merhamet mi bekle; güzele apacık tapar aşık, lakin yarda kendi güzeline tapar aşık, kendi güzeli yarin zıddı mıdır ki, yardan gayrı bir başka güzel midir ki yar, yarda tapılan güzel yarin kendisi mıdır, kim bu güzel, nesi özel...(M.Zahir Kayan)

Bu gece düşlerimi seninle zenginleştiriyorum
..

Devamını Oku
  • Cevat Çeştepe
    Cevat Çeştepe 30.12.2016 - 16:17

    2017 YILI., SİZE., HEPİMİZE., ÜLKEMİZE VE TÜM İNSANLIĞA AYDINLIK GÜNLERDE GÜZELLİKLER GÖSTERSİN..., GÜZELLİKLER YAŞATSIN...
    Saygı ve sevgimle...

  • Nazlı Akın
    Nazlı Akın 06.02.2013 - 21:05

    Bırak mahpus karası gözlerinin zifirinde yiteyim,
    Bırak yüreğinin yangın közünde alvlensin bedenim,
    Bırak aldığın her nefeste ve avuçlarının içinde terlesin ellerim,
    Bırak seyrine doyamadığım mahcemalinde feri sönsün gözlerimin,
    Bırak sana doyamayışımı sayfalara yazsın kalemim,okyanusa düşen her ...

  • Nazlı Akın
    Nazlı Akın 14.12.2012 - 22:34

    İş işten geçtikten sonra başlar AŞK; kıyâmet koptuktan, kavgalar sürgittikten sonra filizlenir AŞK; en doğru kararı verdikten, en kötüsünden azad olduğunu sandıktan sonra depreşir AŞK; nesnesine düşmanken, öznesine hasret kaldıktan sonradır AŞK; çaresizlikten kaçmak değil, çaresizce çareler ararken ...

Toplam 98 mesaj bulundu

TÜM YAZILANLAR


  • Yalnızlığım

    Nazlı Akın 1

    07.02.2012 - 15:59

    :aslında kısa dııldı ama yazım hatasından kaynaklanmıstı oylece kaldı :) yorulmamıs oldunuz :)

  • Sustu kelimeler, sustu cümleler

    Muharrem Dirlik

    19.01.2012 - 20:20

    Bazen susmak istersin yüzlerce kelime dudaklarının arasından dökülmek istesede,bazen susmak bilmez konuşmak istersin nefesin tükenesiye dek.Birileri dinlesin yada dinlemesin sen zaten hep kendinle değilmisin ?Kendine konuşur kendine dinletirsin kendini, kah sesli kah sessiz idelerin beyninde arı kov ...

  • Alışmayacağım Sensizliğe İnadım Var

    Gönül Köse

    17.11.2011 - 17:06

    Her düşümde kokun gelir içim sızlar
    Yüreğimi sensizliğin yakar
    Bir yıldızlar görür yaşlarımı
    Bir de sabahı müjdeleyen seher yelleri


    özlemi ilmek ilmek dokumusunuz mısralarınızda tebrıklerr tadında dizeler okudum.

Toplam 232 mesaj bulundu

TÜM YAZILANLAR
  • gece

    05.05.2010 - 21:06

    “ben senin gibiyim, ey gece, karanlık ve çıplak; hayallerimin
    ötesinde yanan patikada yürürüm ve ne zaman ayağım toprağa dokunsa oradan dev bir meşe ağacı çıkar”

    “yo, sen benim gibi değilsin, ey deli; çünkü sen hala kumda bıraktığın ayak izlerinin ne kadar büyük olduğunu görmek için arkana bakarsın”

    “ben senin gibiyim, ey gece, sessiz ve derin; ve yalnızlığımın ortasında bir beşikte bir tanrıça yatar ve cennet’te doğan yalnızlığımda cehennem’e dokunur”

    “yo, sen benim gibi değilsin, ey deli; çünkü sen hala acı karşısında ürperirsin ve uçurumun şarkısı seni korkutur”

    “ben senin gibiyim, ey gece, vahşi ve korkunç; çünkü kulaklarım
    mağlup ulusların çığlıkları ve yitirilmiş toprakların iç çekişleriyle
    doludur”

    “yo, sen benim gibi değilsin, ey deli; çünkü sen hala kendi cüce
    benliğini kendine yoldaş alırsın ve dev benliğinle dost olamazsın”

    “ben senin gibiyim, ey gece, acımasız ve korkutucu; çünkü bağrım
    denizde yanan gemilerle tutuşur ve dudaklarım ölen savaşçıların
    kanıyla ıslanır”

    “yo, sen benim gibi değilsin, ey deli; çünkü hala bir iyilik meleği
    olma arzusuyla dolusun ve hala kendi’nin üstünde bir yasa olmadın”

    “ben senin gibiyim, ey gece, neşeli ve mutlu; çünkü benim gölgemde oturan saf şarapla sarhoş olur ve beni izleyerek sevinçle günah işler”

    “yo, sen benim gibi değilsin, ey deli; çünkü senin ruhun yedi kat giysiyle örtülüdür ve sen yüreğini elinde tutamazsın”

    “ben senin gibiyim, ey gece, sabırlı ve tutkulu; çünkü göğsümde,
    solgun öpüşlerin kefenleriyle binlerce sevgili gömülü”

    “öyle mi, deli, sen benim gibi misin? sen benim gibi olabilir misin?
    ve bir ata biner gibi fırtınaya binebilir ve bir kılıç olup şimşeği
    tutabilir misin? ”

    “senin gibi, ey gece, senin gibi güçlü ve uluyum ve tahtım gözden düşmüş tanrıların yığını üstüne kurulu; ve benim önümden de günler elbisemin eteğini öpmek için yüzüme hiç bakmadan geçerler”

    “benim gibimisin, ey karanlık yüreğimin çocuğu? ve benim yabanıl düşüncelerimi düşünür ve boş sözlerimi mi konuşursun? ”

    “evet, biz ikiz kardeşiz, ey gece; çünkü sen evreni ortaya çıkarırsın, ben ruhumu“

    HALIL CIBRAN

  • seyduna

    05.02.2010 - 19:17

    SEYDUNA VE ŞAHRUD '

    'Seyduna şahrud iki sevdalı ırmaktır elbruz eteklerinde
    Şahin gelip dalına konar şahrudun,seydunanın suyundan içer
    Umutlar tazelenir alamut kalesinde' diyor Tunay Bozyiğit.

    'Seyduna ve Şahrud' efsanesinin mitolojik olduğu, Şahrud'un 'hayat veren ırmak' anlamına geldiği, ünlü Alamut kalesini çevreleyen 'cennetin içinden geçen ırmak' da denen nehrin ismi olduğu bu yüzden Alamut Kalesi’nin muhteşem hükümdarı Hassan Sabbah’a da Seyduna denildiği söylenmektedir..... Tunay Bozyiğit “Kadın toprağın ve suyun ta kendisidir o yüzden Şahrud dedim” diyor. Ve böylece Şahrud Seyduna serüveni de başlamış oluyor.

    Onların hikayesi öyle bi hikayedir ki Leyla ile Mecnun’u kendilerine imrendirir, Kerem’i Aslı için dağları delmekten vazgeçirir. Onlar ki yalnızca ufuk çizgisinde buluşan, onuda güneşin günde iki kez ateşe verdiği iki sevdalıdır.Kavuşamayan iki sevdanın, bir efsanenin öyküsüdür Seyduna ve Şahrud’un öyküsü..Fakat öyle bir sevdadır o ki mitolojik de olsa ihtiyacımız olan bir şey olsa gerek ki inanmak istiyoruz. Ufuk çizgisinde buluşmayı bekleyen nice sevdaları temsil ediyordur belki de.

    Rivayete göre onlar birbirine kavuşamayan iki sonsuzluktur. Seyduna gökyüzü, Şahrud ise yeryüzüdür, denizdir. Hep birbirlerini görürler ama kavuşamazlar. Birbirlerine kavuşma aşkı ile yanarlar. Sevdalı bir bülbül gülüne uçar konar ona şakır ama Seyduna ve Şahrud için bu geçerli değildir. O sevda öyle bir sedadır ki ikisi de sonunda birbirlerine kavuşamayan birer nehir olurlar. Faklı nehirlerdir ama artık birdirler. Şahrud suyundan içen Seyduna’yı, Seyduna’dan içen Şahrud’u bulur...

    Yitik öyküdür)
    Tarihten iki ayrı coğrafyaya damlayan
    İki ayrı yürekte durmadan kanayan
    Seyduna’yla Şahrud
    Yüreklerin akarken bıraktığı izi
    Birbirlerinin gözlerinde aradılar.
    Yoktu.
    İki iklim farkıydılar
    Ne zaman göz göze değseler
    Yangın çıkmayacak denli uzaktılar.
    Yalnızca aynaların dökülen sırrına yansırdı
    Üçüncü bir kente düşmüş suretleri

    Şahrud gökyüzü geliniydi.
    Yüzüne bulut inse dolardı masal gözleri.
    Bir solukluk rüzgarda bile
    Usul usul kanardı gelincik bedeni.

    Seyduna yeryüzü cehennemi.
    Ölüm, çağrılı uçurumlarda sınardı sevdasını
    Yalnız ufuk çizgisinde buluşurlardı,
    Onu da güneş günde iki kez ateşe verirdi.

    İki iklim ayrıldılar.
    “Ya Şahrud! ” dedi Seyduna
    “Gözlerime mermi diye sevdanı sürdüm.
    Ardına bakma, gözyaşımla vurulursun.
    Su gibi git.”

    Şahrud’un yüzüne keder mayın gibi durdu.
    Ve zaman gözlerinin su yeşilinde kuruldu.
    Hüzün bir Buda heykeli gibi çırılçıplak,
    Yüzlerine oturdu.

    Rivayet odur ki,
    Şahrud vardığı denizlerde hala
    Seyduna türküleriyle uyanmakta,
    Seyduna, Şahrud’un gözlerinden kalan
    Masalla yaşlanmakta.)

    (biliyorum! sen yine parmak uçlarında üşüyosun,aramızda kıvrılıp yatan uzaklıga inat,ayaklarınla kasıklarımın kasıgasını,ellerinle yüregimde yaktıgın ateşi düşlüyorsun.sularımız sızıp karışıyor ay karanlıkta ve çırıl çıplak bir ırmaga dönüşüyor yatagımızda apansız,parmakların tıkır tıkır işliyor iştahla,biliyorsun yaşamaktır aşk, geceyle gündüzün sessiz geçişimidir bir uyku bogazında,DELİCE BİR YANGIN PARMAKLARININ BUZULUNDA........)

    iki ayrı baharın dalıydılar; biri ilk, diğeri sondu ve kan ter içinde bir yaz aralarında duruyordu. bahara yenildiler. şahrud taptazeydi. filizdi. yüreği güneşi içecek denli kar yangınıydı. her ucu ayrı bir yeşile sevdalı..
    cemreler yaşamla arasında ana sütüydü. toprak var gücüyle ayakta tutuyor kendini ve doğurganlığını ona sunuyordu.

    Seyduna ise her dal yeşile bir tomurcukla karşılık veriyordu. içtiği her damla güneşle çiçekleri çıtlıyordu. sanırsın rengarenk gülümseyen yeryüzüydü... seyduna ölüme ölümüne yakındı. çınardı. şahrud`un giyindiğini soyunuyordu ve gelinsi dalları soyundukça çıplaklığından utanıyordu. solan yüreğiyle her seher güne biraz daha sarı duruyor ve biliyordu; ten soğuması çoğu kez elinde ak keteniyle vaktinden önce geliyordu. seyduna`yla şahrud`un tek ve bütün bağları ayrılıkları da olan mevsimin en uzak uçlarında tutunmalarıydı.
    mevsim haziran sonunda kendini yakınca koptular...
    artık birbirlerinin kışında bile yoktular..

  • korku

    14.11.2009 - 21:58

    İnsan, içinde her zaman korkuyu bulabilir. Ancak yeterince derinde aramasını bilmelidir.
    André Malraux (1901–1976) , Roman yazarı, Fransız Kültür Bakanı ve Sanat Bilimcisi

    Korkmak..
    İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor.
    Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için.
    Düşünmekten korkuyor sorumluluk getireceği için.
    Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
    Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.
    Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğin kıymetini bilmediği için.
    Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi birşey vermediği için.
    Ve ölmekten korkuyor aslında yaşamayı bilmediği için..

    W.Shakespeare

    Madalyonun bir diğer yüzünü çevirirsek bunlarıda görebiliriz.

    Korku, her şeyden önce sağlıklı ve insanın hayatta kalabilmesine yardımcı olan bir duygu halidir. Korku öncelikle, hem kendi kendimiz, hem de çevremizdeki insanlar için sağduyulu ve itinalı olma yetisini kazandırır bize. Nasıl ağrının beden için önemli bir alarm fonksiyonu varsa, korkunun da hayati bir önemi söz konusudur. Örneğin korkmadan ve ağrı hissetmeden ateşe yaklaşabilseydik, hayati tehlike arz edebilecek yanıklara maruz kalmamız çok kolay olurdu.

Toplam 7 mesaj bulundu

TÜM YAZILANLAR