Muzaffer Arslan Antoloji.com


1973 yılında Gümüşhane’nin Kelkit ilçesi Söğütlü Köyü’nde dünyaya geldi. Babasının mesleği öğretmenlik olduğundan İlkokulu İstanbul, Erzincan ve Kelkit’te; Ortaokulu Kelkit’in Söğütlü Köyü’nde tamamladı.
Gümüşhane Mareşal Çakmak Öğretmen Lisesini bitirdikten sonra Erzurum Atatürk Üniversitesi, Kâzım Karabekir Eğitim Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği bölümünü kazandı. 1997 yılında bu bölümden mezun oldu. Aynı yıl kendi ilçesi Kelkit’te göreve başladı. 2002 yılında Ankara’ya tayin oldu. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsünde Yüksek Lisans eğitimini tamamladı. Bir dönem Gölbaşı Kaymakamlığı yazı işlerinde çalıştı. Halen Ankara Gölbaşı ilçesinde öğretmen olarak çalışmaktadır.
Şiirle tanışması çocukluk yıllarında annesinin ona anlattığı halk hikâyelerine serpiştirilmiş manilere ve yine annesinin ezberinde olan kahramanlık şiirlerine dayanır. İlk şiirini ilkokul sıralarında yazar. Ortaokul onun şiire düşkün olduğu yıllardır. Yalnızlık duygusuyla yazdığı şiirler yine bu dönemin ürünleridir.
Adından ilk bahseden Kelkitli bir şair olan Ali Coşkun HIRİK’tir. “Geçmişten Günümüze Kelkit” (HIRİK, 2002) adlı eserde Kelkitli şairler arasında o da vardır. Şiirleri dikkat çekmiş ve olumlu eleştirilerle karşılaşmıştır. Gümüşhane Valiliğinin destekleriyle yayınlanmış olan “Gümüşhaneli Şairler Antolojisi” adlı eserde (HAYAL, 2007) hak ettiği yerini alır. 2008 yılında Ankara’da yayınlanan “Anne Konulu Şiirlerden Seçmeler” (PARMAKSIZ, 2008) adlı eserde annesine yazdığı şiir yer almış ve adeta annesine olan vefa borcunu bir derece ödemeye çalışmıştır. “Türk Şairleri Şiir Antolojisi 5. Cilt” (GÜNDÜZ, 2008)’de şiirleri yer almıştır. İLESAM “2008 Şiir Antolojisi” adlı eserde şiirleri yayınlanmıştır. “Resimli ve Metin Örnekli Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi”, Elvan Yayınları, 11. Cilt, S: 34’te (İhsan IŞIK, 2009), ayrıca “Gümüş Portreler” (HAYAL, 2010), adlı çalışmada, Gölbaşılılar Birliği Bilim Kültür ve Edebiyat Dergisi “Cemre” adlı dergide özgeçmişi ve şiiriyle yer almıştır. Bayram TÜRKMEZ tarafından hazırlanan “Ah Mogan Vah Mogan!” adlı kitabın (Editör) dil ve anlatım incelemesi ve düzeltmesini yapmış, yine adı geçen eserin 115. sayfasında Mogan Gölü’nün adına ilişkin denemesiyle yer almıştır.
Editörlüğünü yaptığı şiir kitapları vardır. Hasret, E. Zeytinli; Bu Duruşa Bir Git Demek Lazım, F. Köseoğlu; Güle Düşen Sevdam, M. Çakır, bunlardan bir kaçıdır. Gümüşhaneli şair ve yazarların yer aldığı “Herfene Dergisi”nde makale ve şiirleri yayınlanmaktadır.
Zamanını genellikle okumak ve yazmakla değerlendirir. Köyüne duyduğu sevgiyi 20 yıl önce derlemeye başladığı “Sözlü Tarih” çalışmasıyla ortaya koydu. Antoloji üyesi olan yazar-şair, ülke genelinde çalışmalarını sürdüren İLESAM -Türkiye İlim ve Edebiyat Sahipleri Meslek Birliği- üyesidir. Televizyonlarda şiir üzerine söyleşileri vardır.
..

Devamını Oku
  • Vatan Haini

    Nazım Hikmet Ran

    20.04.2006 - 22:42

    Altta Rodi,
    Elde Hamburger,
    Cüzdanda Dolarlar(Banka hesabında babacıklarının yada)
    Parmak aralarında MALbora,
    Altlarında son model ABD marka araba,
    Olurlar AMERİKAN karşıtı oh ne âla ne âla....

  • Vatan Haini

    Nazım Hikmet Ran

    20.04.2006 - 22:35

    Sahi bu kişi 'Beni stalin yarattı.deyip Türk'ün gücüne güvenmeyip AZiz TOSTlarının yanına firar etmemiş miydi? Böyle vatanperverlik olur mu olsa olsa VatanVERverlik olur.

Toplam 2 mesaj bulundu

TÜM YAZILANLAR
  • kerkük

    21.04.2006 - 11:21

    ATIN ÇİRKİN MASKELERİ
    KULAK ASIN BİR AN BARİ

    Cumhuriyetimizin kurucusu büyük önder M.Kemal ATATÜRK’ün henüz “Gazi” olduğu günlerde TBMM’nin açılışından bir hafta sonra yaptığı konuşmayı hatırlayalım: “Hep kabul ettiğimiz esaslardan birisi ve belki de birincisi olan hudut mes’elesi tayin ve tesbit
    edilirken, hudud-u millimiz İskenderun’un cenubundan(güney) geçer.şarka (doğu) doğru uzanarak Musul’u,Süleymaniye’yi Kerkük’ü ihtiva eder.İşte hudud-u millimiz budur dedik.”

    1920-1924-1934 yılları size neyi hatırlatıyor? Ya 1954? Hele hele 1980 ve daha da vahimi içler acısı zalimce, hunharca yapılan Altın köprü katliamı zihninizde bir şey çağrıştırmıyor mu? Biliyor muydunuz bundan 12 yıl evvel yani 1991’de adî bir yağmayla Musul-Kerkük Türkmenlerinin, Barzani-Saddam ittifakının kurbanı olduklarını... Bugün ve bu saat aynı zulüm olanca vehametiyle devam ediyor ne yazık ki! Biz Asyalıyız, Avrupalıyız, Orta Doğuluyuz, kimse bize kılıf giydiremez hele Batılı milletler asla... Çünki benim ecdadım,Ortaçağın sonlarında bu medeni geçinen Avrupa’ya kara cahil, kaba softa ve ham yobaz guruha, temizlik nedir bilmeyen, vebadan kıvranan, gittiği yerlerde gördüğü her canlıyı gözünü kırpmadan öldüren, yerli kabilelerin kanlarıyla susuzluğunu gideren bugün ki medenî Batıya; Cebiri, Kimyayı, Gök bilimi, Ruhbilimi öğreten Matematiğin bir çok dalını icat eden Türk bilgeleridir. İşte Ulug Bey, Özbek Türk’ü Harezmî, Avrupa Evrenkentlerinde(Üniversite) iki asır ders kitabı olarak okutulan eseriyle Tıp bilgini İbn-i Sina, Ali Kuşçu,Buruni, Piri Reis, ve daha niceleri...
    Ankara’da göreve başlayalı henüz 4-5 ay oldu. Geniş imkanlarıyla her türlü basın-yayın organından haberdarız çok şükür... Her tür kaynağa, kitaba hatta bilim adamı vasfını taşıyan, eskilerin deyimiyle: “Nev-î şahsına munhasır” büyüklerimizle görüşme imkanı yakaladım. Gördüm ki; gidişattan hiç de memnun değiller. Elli yıla yakın bilim hayatını Amerika’da geçiren dünya tarihinin son üç yüzyılının en genç profesörü (26) ünvânına sahip Türkçe ve Türkiye sevdalısı Oktay Sinanoğlu bunların en başında geliyor tabii ki... Eserlerini büyük küçük herkese tavsiye ederim. Tam bir Türk olmanın onuruyla içimizden biridir O...
    Yazımızın başında verdiğimiz tarihlerdeki katliamlarda birinci adam rolünü üstlenen Türkmen katili Molla(güya) Mustafa’nın, Barzani’nin babası olduğunu unutmayalım. Türkiye bir yolunu bulup bu süreçte en sağlıklı kararı almalıdır. Aksi taktirde bir yanda ülke çıkarları bir yanda da millî hassasiyetleri zedelenir. Onuru, itibarı ayaklar altına düşer...
    1920’den beriye baktığımızda Irak Türkmen’lerinin hep zulüm altında olduğunu görürüz. Bir Türkmen’den hem de birinci ağızdan dinleyince tüylerim ürperdi, kanım depreşti. Elimde olsa ve gücüm yetse hemen Musul-Kerkük’ü kuşatırdım. Keşki benim tanık olduğum bu sohbete sizler de katılsaydınız. Ermeni, Yahudi, Saddam üçlüsünün işbirliğinin somut örneğini görseydiniz. Bütün suçları Türk olmak, petrol bölgesinde yaşamak... İnsaf ve dahi bir katre merhamet der, iki büklüm olurdunuz.
    İki aydır büyük kent merkezlerini boy boy afişlerle donatıp, basın-yayın imkanlarını kullanıp, “ çocuklar ölmesin” diye ulvî bir duyguyu haykıranlara ne alâ ne güzel diyorum. Lakin şu soruyu da sormadan edemiyorum: Kuzey Irak’taki çocuk da Bosna’daki, Çeçenistan’daki, Karabağ’daki, Doğu Türkistan’daki bütün vehametiyle Filistin’deki çocuk değil mi? Yine soruyorum: ABD havadan sudan bahanelerle Afganistan’a saldırınca niye sustunuz? Doğrusu hayret ediyorum. Acaba ABD İran’a, Arabistan’a saldırsaydı bu ayarlı basın-yayın çığırkanlığını sürdürüp, arşı alayı titretir miydiniz? Ne gezer hiç zannetmiyorum. Sırça saraylarında saklanır, arada bir güneşlenmek için olsa gerek meydanlara(Kızılay-Taksim) çıkar bağırırdınız yine! ..Vahşi komünist Stalin Türk’leri katlederken alkış tutmuştunuz Unutmadık unutmayacağız da! ..Bu arada ABD umrumda değil. Babası olsa(çok şükür yok) onu da sevmezdim zaten! Neyse arife tarif ne hacet? Yalnız biz bilinçli Türkiye hedeflediğimiz için ülkemiz adına kaygılanıyoruz. Çünki biz sımsıcak bürosunda oturup, “Kıbrıs bir çıban gibi başımıza bela, AB girme yolunda en büyük engel bu! Çözelim artık şunu...Gelsin paralar gitsin Kıbrıs sorunu! Zaten Kıbrıslılar, Rumlarla çok iyi anlaşıyor... Örnek verecek olursak eğlence merkezlerinde içli-dışlılar. Sabahlara kadar birlikte eğlenmesini bilecek kadar medeniler. Hatta aynı masada yiyip-içip sabahlıyorlar” Ne acındırıcı mantık değil mi? Küreselleşmenin gayesi yemek, içmek, eğlenmek mi? Sizi anlıyorum. Tatlı su aydını olmak bunu gerektiriyor zaten...Ancak bu caheletinize de acımadan edemiyorum.
    Hiçbir “izm”’in Türk Milletinin geleceğini mahvetmeye hakkı yoktur.Büyük Türk sosyoloğu Üstad Cemil MERİÇ’in deyimiyle:“İzm’ler idrakimize giydirilen deli gömlekleridir.” Daha millî ve daha akılcı siyaset gütmekten başka çaremiz yoktur. Türkiye sevdâlısı bir kardeşiniz olarak birkaç konuya işaret etmek istiyorum. Bunlar:
    *Türkiyenin Kürt-Irak sorunu yoktur. Kerkük Türkmenleri sorunu vardır.
    *Türkiye’nin Kıbrıs sorunu yoktur. Yunan zulmünde yaşam çilesi veren Batı Trakya (Paşaeli) sorunu vardır.
    *Türkiye -İnsan hakları- dersi vereceğine, Avrupa önce Bosna’da, Doğu Türkistan’da, Kerkük’te, Cezayir’de,Kosova’da Afganistan’da yaptığı katliamların hesabını vermelidir.
    Savaşa girmek kurtuluştur aksi yok oluştur diyenlere şu tavsiyeyi yapmak istiyorum: Merak etmeyin bir şey olmaz! Dostumuz America Amca; aşkından yanıp tutuştuğumuz içi geçmiş pejmürde dilber Avrupa bize küsmez...Çünki biz O’nlara daha çok lazımız. Ey asîl Türk milleti! Haysiyetimiz ve onurumuzla yaşar isek bu gafletten uyanırız aksi taktirde vay halimize...
    “Selam olsun şevketüze elüze
    Menim de bir adım gelsin dilüze...”
    Saygılarımla...
    Aklınız ve gönlünüzle yolunuz açık; alnınız ak olsun! ..

  • türkçe

    21.04.2006 - 11:11

    Bir millet kültür bakımından ileri seviye ise, yüksek bir düşünce hayatı varsa, er ya da geç bu üstünlük dillerinde de ortaya çıkar. Dilde üstünlüğe erişmemiş bir millet kültür bakımından da gerçek üstünlüğe ulaşamaz.

    Dilde üstünlük sağlayamayan bir milletin düşünceleri de kapalı, dar ve sınırlı kalır. Öyleyse kültürle dil birbirinden ayrılmaz bir ilişkidir. Birlikte gelişir ve birlikte geliştirirler. Birinde üstün olan diğerinde de üstündür.

    Düşünce ve duyguları nesilden nesile aktaran dil, her türlü kültür faaliyetlerinin temelini teşkil eder. İnsan dil aracılığıyla bilgi edinir. Milli ve içtimai yükseliş dil ile olur. Bir milletin dilini bozarsanız o milletin bütün faaliyetlerini aksatmış olursunuz. Geçmişle olan bağını kesmek yanlışlığına düşmüş olursunuz.
    Ülkemizde asırlardan beri süregelen uygun bir tartışma var. Bu sizin de bildiğiniz gibi “Aydın-Halk” çatışmasıdır. Aydın kavramı hakkında siz ne düşünüyorsunuz?

    Bu meseleyi iki kavramı izahla başlamak gerekir.
    1. Mankurt: Düşman eline düşüp eziyeti ve işkence sonucu hafızasını ve bilincini kaybetmiştir. Bu insanlar kendi milletlerini dahi tanıyamaz duruma gelirler. Uzağı-yakını, faydalı ve zararlıyı tanıyamazlar.
    2. Köz kurnazlık: Akıl, sağlık ve hafızaları yerindedir. Üniversite okumuş, yüksek kültürlü kişilerdir. Kendi dışında pek çok milletin kültürünü ezbere bilirler.

    Hak,hukuk,adalet,barış,dostluk ve insanlık sözleri ağızlarından hiç düşmez. Hitapları güzeldir. Fakat bunları tedavi gerektiren tehlikeli bir hastalıkları vardır. Kendi öz milletinin tarihini öğrenme amaçları yoktur. Milli menfaatlerin yerini şahsi menfaatler alır. Mankurtların iletişim aracı ingilizce yeni ve çağdaş adıda küreselleşme olmuştur.

    Malum son yılların hep tekrar edilen bir sözü var. “Her işin başı eğitim” eğitim ama nasıl her şeyden önce eğitim milli olmak zorunda. Türkün eğitimi türkçe olmalı. Cemil Meriç bakın ne diyor. “Avrupalılaşmak avrupanın dili ile olur. Onun dilide papaz mekteplerinde öğrenilir. Büyük mektepler asırlardır kaç tane bilim adamı türk yetiştirdi. Hepsi papağan adamlar yetiştirdi.”

    Dil son derece önemlidir. Türkçeye ve türk kültürüne yabancı Amerikan hayranı insanlar, ülkemizin kaderini belirler durumda

    Yurtdışındaki türklerin dil sorunu devlet nezdin de ele alınmalı milli eğitim ve bu vatandaşlarına dili öğretmelidir. Aydın.

    8 TÜRKÇEMİZ HAKKINDA

    Türkçemizin iki çıkmazı var. Bunlar: tasfiyeciler ve uydurmacılar. İnönü tasviyeciliği, Ataç uydurmacılığı. Dilde tasfiyeciler hakkı gösterecek hiçbir hukuki taraf bulunamaz. Uydurmacılık da dilimizi hiç de haketmediği bir yere getirdi. Örneğin; eskiler şeref,namus,haysiyet,vakar kelimelerini ayrı durumlar için kullanırlarmış. Günümüzde bütün bu kelimeler sihirli bir kelime olan “onur”un içine koyuldu.oysa bu kelimenin aslı fransızca olan “ honneur” dur.

    Dünya türkleri hayat ve zevk kelimelerini bilir kullanır. Bu kelimeler yerini (zorla) yaşam ve beğeniye terketti.

    19 yüzyılda120 000 kelimelik dil olan türkçe nasıl bu derece kısırlaştırıld? Bence bu türkçe kıyımının asıl sebebi Türk milletini geçmişinen koparmak arzusudur. Bir kelime dilden sökülüp atılmazsa o kelimenin taşıdığı anlam ve kelimede atılamaz. Bugün 30-40 bin kelime ile yetiniyoruz.

    Shakespeare (şekspir) “ne mutlu ingilizlere ki dünyanın dört bir yanından kelime alan bir dile sahiptir.” Demiştir. Hiç bire dil kendi kendine yeterli değildir.

    Günümüzde ne yazıkki en üstten en alta pek çok insan Atatürk’ü tanımıyor. Onun yenilik ve inkılaplarını çarpıtıyor. Şöyle ki Atatürk, hiçbir zaman “dil devrimi” yapmamıştır. Harf devrimi yapılış ama dil devrimi yapılmamıştır. Dil öyle bir vatandır ki, bozulursa ne millet kalır ne de devlet... devrim sözünün arkasına sığınmak hatadır.

    Dilde sözde millilik adına türk dili ve kültürü yok edilmeye çalışılıyor.

    Nesil geçmişinden koparılmış durumda. Gençler Yahya Kemal’i, Mehmet Akif’i, Reşat Nuri’yi, Necip Fazıl’ı sadeleştirmeden anlayamaz duruma geldi.

    Mustafa kemal’in “ Nutuk” önemli kaynağımızdır. Ancak ne yazıkki onuda sadeleştirmeden anlayan genç çok çok azdır bu utanç duyulacak bir olay.

    Milletimizin gözü önünde güpegündüz dil katlediliyor. Dili katledilmiş bir insan konuşamaz, düşünemez ve iletişim kuramaz. Dünyada olup bitenleri anlayamaz.

    Haysiyet sözcüğünü yasaklayan bir millet haysiyetini nasıl korusun.

    Millet,memleket,şahsiyet,haysiyet,istiklal,vatan gibi kavramlarla sorunu olanlar bu ülkeye hizmet etmiyorlar.

    Demek istiyorum ki Türk dilini özleştirme çabasında olanlar bu bahaneyle halkı kendi benliğinden koparmayı amaçlıyorlar. Bu haysiyeti vurgulayan Cemil Meriç’i dikkatle okumalıyız.

    Bir ağacın yapraklarını koparıp attıktan sonra yemişinin bir an önce gelmesini beklemek ne kadar akıl işi? İşte dilde sadeleşmeyi savunanlar bu yanılgıya batmış durumdalar. Ayrıca Türkçenin de islam kökenli kelimeleri atma konusunda çok titiz davranan bu dil şovalyeleri,batılı kökenli kelimeler konusunda aynı milliliği ve titizliği gösteremiyorlar daha doğrusu göstermiyorlar.

    Falih Rıfkı Atay’ın “Çankaya” adlı eserinde Mustafa Kemal’in kendisine: “Türkçe’nin hiçbir yabancı kelimeye ihtiyacı olmadığını söyleyenlerin iddiasını tecrübe ettik dili bir çıkmaza sokmuşuz” demiştir.

    Her dil içinde yabancı kelime bulunur bu bir kültürel etkileşimdir. Doğal olanda budur.

    Gençler asırlardır kullandığımız kültür varlığımız Osmanlıca’yı bilmiyorlar. Geçmişi edebi varlığını tarihi kaynakları arşivleri okumaktan aciziz. Ayıplarımızdan biriside bu. Oysa liselerde Osmanlıca dersi olmalı geçmişini bilmeyen geleceğinden emin olamaz.

    Dil insanların duygu,düşünce ve isteklerini karşısındakine iletme aracıdır.. kültür ise bir milletin dil,din,ortak duygu, düşünce ve kabullerinin ortak ürünüdür.

    Dil, edebiyatın temelidir. Edebiyat ise bir milletin ruhudur. Edebiyatı gelişmemiş milletler milli birlik vücuda getiremezler.

    Musikide ses, resimde boya, mimaride taş neyse edebiyatta da kelime odur.

  • okumak

    21.04.2006 - 11:02

    OKUMAK...

    Okumanın bilgi ve kültür birikimi kazanmadaki rolü azımsanmayacak derecede önemlidir, büyüktür.
    Okuma eylemi sözcükleri tanıma, ayırma, algılama, anlama ve kavramadan meydana gelir.
    Düzgün konuşma ve yazama okumakla gelişir. Birikim kazanabilmek için okumayı gözlem ve düşünmeyle birleştirmek gerekir. Çünkü açlık yemekle, bilgisizlik okumayla giderilir.
    Dünyanın hızla değişmekte ve insan toplu bu değişikliğe ayak uydurmak için büyük çaba harcamaktadır.
    Dünya da ve çevremizde neler olup bittiğini anlaya bilmek için ve öğrene bilmek için okumak zorundayız. Okumak yoluyla yüz yılların bilgi ve birikimine bir kere sanatta ulaşabiliriz.
    Kültürlü bir insan ve toplum ola bilmenin de yolu budur. Bu nedenle okum zevkli bir hale gelmiştir.
    Okumak hava su, ekmek gibi olgun bir gereksinimdir. Kitaplardan herkes bir şeyler alır. Bunlar bilgi estetik hız, boş vaktin değerlendirilmesini, kültürü artırmak ve benzeri olabilir. Hangi amaçla okursak okuyalım sanata mutlaka karlı çıkarız.
    Hepimiz toplumun içinde yaşıyoruz. Çevremizde ancak insanlar var. Hatta bazen koca bir şehrin ortasında binlerce insanla karşılaşıp gidiyoruz. Ne var ki bu kadar halar bulanık olsa da çevremizin biz genelde kendi iç dünyamızda yapmalıyız. Bu yolların bazen içinden çıkmaz hal alır. İşte bu demlerde en sadık en sıcak dostumuz kitabımız olur. Sıkıntılarımı unutmak, yaşamınca renk tutmak, daracık dünyamızda tat almadığımız zevkleri tatmak için kitabın dünyamızdan daha güzel dünyamı vardır.
    Okumak bizi anlattığın kadarda yüksektir. Kısacık hayatıma sığmayacak nice tecrübeleri okumak yoluyla kazana biliriz. Onlarla zenginleşir, onlarla eksiklerimizi tamamlarız.
    İlk insandan bu yana beyinlerde parlayan bütün kurumlar şu yada bu şekilde yarıya geçildi. Her kitapta başka bir dünya pislenmiş durumda. Okumayı alışkanlık yapan insanlarda zengin bir dünya görüşü doğar. Çünkü her kitapta bambaşka bir dünya ile temas kurar. Yanıldığına son verir. Bence Rabinson KURÜSO'nun en büyük acısı, adada kitabın kalmasıydı '
    Geçekten de insan oğlu, duygu ve düşüncelerini yaptıklarını yapmak istediklerini değişik biçimlerle özellikle yazarak ve okuyarak değerlendirmeseydi bu günkü uygarlık düzeyine ulaşabilir miydi?
    Okumadan çağımızın bilgi ve kültür birikiminden ne kadar haberdar olabiliriz. Bu gün teknolojik gelişmelere sayesinde pek çok bilgi ve belgeye ulaşamamamız mümkün olduğu halde bu teknoloji daha okumanın yerini tutamaz. Çünkü okumak yalnız bilgi ve kültür birikimini kazandırmakla kalmaz kendini tanımanın duygularını, zenginleştirmemizi, düşünce ve dünyamızı genişletmemizi de sağlar.
    Daha da önemlisi okumak, bilgi ve kültürümüzü toplum yararına nasıl kullanılacağını da bize öğretir.
    Sürekli ve bilgili okuma uygulandığı önemlidir. İnsanlar arası iletişimi sağlayan ana dil dir. Bu vasıtayla en iyi kullanılan kişiler yazarlardı.
    İyi bir yazarın kitabı okumak, söz değerinin zenginleştirir. Söz değeri zayıf olan insan okumadığını anlayamaz. Sık sık geri dönüşler yapmak zorunda kalır. İyi bir okuyan güzel ve etkili konuşur. Söz dağarcığı buna müsaittir. Okumaların paylaşmak, tartışmak, olgunluğuna sahip olmuş olur böylece.
    Okuyan kişi zamanla sözcüleri kullanılması, doğru ve etkili düşünebilmeyi, imlayı, noktalamayı hakkıyla öğrenir. Bir müddet sonra okuyan okumaktan sıyrılır. Ve aynı zamanda olur.
    Gelişmiş kavram bir zihne sahip olan insan karşılaştığı sorunları aşmasını bilir. Okumadan dolayı zihni faaliyetleri son derecede gelişmiştir. Spor nasıl hedefleri işlek hale getiriliyorsa okumakta aklı o hale getirir.
    Her insan yaşam içerisinde bir rolü üstlenmiştir. Farklı farklı merak grupları vardır. Dünyada okumak, bilgi ve beceri kazandıracağından bir alanda gerekli bütün bilgileri öğrenmek mümkündür birikimleri değerlendirilmesi ancak bu yolla mümkündür.
    Bazı insanlar kitaplar da duygu düşünce ve hayalleri arar; bazıları da gerçeklere dayanan, dünya ve toplum hakkındaki görüşleri serüvenleri, tarihi olayları, buluşları bilim dalındaki yenilikleri anlatan kitapları sever. Seçkin insanların okuyup anlar gibi olmak isteyenlerde var.
    Hangi amaçla olursa olsun okumak insanı olgunlaştırır. Ona saygınlık kazandırır. Önemli olan ilgi yetenek ve çevresinde geleceğe dönük kitapları okumalıdır. Okumak, azim ve irade gerektiren üstün bir alışanlıktır. Fedakarlık gerektirir. Boş zaman işi değildir. Özel bir zaman gerektirir.
    Okuma alışkanlığının, yeteneğimiz yoksa bunun pek çok sebepleri vardır. Tembellik, hazıra konmuşluk zevklerimize düşkünlük, önceliklerimizi tespit edememek, arkadaş ve çevre faktörleri bunlardan başkalarıdır.
    Hızla küçülen dünyada kitle iletişim vasıtalarının insan hayatına işkal edecek derece itibar görmesi; bilinçsiz, TV, Bilgisayar, Radyo düşkünlüğü ayrıca küçümsenmeyecek etkenlerdir. Birde buna; seçmeksizin okuma eklemince (düzensiz, amaçsız) iş iyice çığırından çıkmış olur.
    Genel anlamda üç çeşit okuma vardır. Bunlar:
    a- Seçmeksizin okuma: Bu tür okuyan kötü okuma da denir. Böyle okuyan insanlar ne istediğini bilmeyenlerdir. Dolayısıyla eseri alırlar. Ama değerlendiremez, yorumlayamaz, eleştiremezler. Süreklilik de mümkün değildir. Bu okumada
    Okumak zevkli, yararlı etkinliklerimizi giderici olgunlaştırıcı belli bir düzeye çıkmamıza yardımcı olmalıdır.
    Bu gün pek çok arkadaşımızın okumamasının temelinde bence bu eksiklik ardır. Çünkü okumayı bilmiyoruz.
    b- Zevkini geliştirmek ya da tatmin olmak için okuma: Kişinin kendini tanıması, geliştirmesi bu yolda mümkündür. Okumanın olduğu duygu, düşünceleri kendi duygu ve düşünceleriyle karşılaştırır. Becerilikler kararlı mutlu olur. Farklılıklarda ise çıkarımlar yapar ve kavramış değişikline gider. Düşünce ufku gelişir. İnsanlar ve dünyayla daha iyi anlaşır kendisiyle ve toplumla barışık olur.
    c- Araştırma amacıyla okuma: Gerekli bilgilere ulaşmanın yolu budur. Ön planda zevk yaratır. Bilgi ve becerilere ulaşmak ilk hedeftir. Gerekli kurumlar alınır, özetler kullanılır, böylece de kalıcılık sağlanmış olur.
    Okumayı öğrenmek en güç sanattır (Geothe) Okumak kötüden iyiye hatalıdan doğruya, çirkinden güzele biçimsizden biçimliye, boştan doluya geçiştir. Mutluluk kaynağıdır.
    Düşünen ve olaylar karşısında akıl yürüten insan: İyiyi, doğruyu güzeli tespit kudretini kendi içinde buluna bilen en seçkin varlık tır.
    Okumak ve bir şeyler öğrenmek, insanın ufkunu genişletip ileri daima ileri hamleler yapmasını sağlar bu açıdan bakıldığında okumak sanattır.
    Okumak zengin içeriği sayesinde insanı basit, günlük endişelerden, dedikodulardan uzaklaştırmış olur.
    Okumak,insan ruhunun kendine çekerek hür ufuklarından dinlendirir.

    Gözbebeğimiz olan gençlik, bunalım ve keşmekeşlik içinde kaybolup gidiyor. fazla dayanmayan kumaş hükmün de olan gençlik günlerimiz harap olup gidiyor
    İnsanın kendisini tanıyıp bilmesini ve bundan hareketli bir çok şeyi öğrenmesini yolu okumaktır. Büyük mutasavvıf Yunus EMRE,bu gerçeği ' ilim ilim bilmektir. İlim kendin bilmektir. Sen kendini bilmez ise, bu nice okumaktır ' diye ifade eder
    Kitabın yaşamak kör, sağar, dilsiz yaşamaktır. Sence okumak, geçimiyle gelecek arasında köprü vazifesi görür geçmişe ait hataları en aza indirmek için bu en güzel yoldur. Milletler geleceklerini temin almak durumundadır.
    Bir milletin yükselip ulaşması o millet içindeki genç nesillere alacakları ruh ve şuura, gelecekleri eğitime ve öğretime bağlıdır.
    İyi yetişmiş genç nesle sahip milletler muasır medeniyet seviyesine yükselir. Gençlerini ihmal etmiş milletlerin ilerlemesine imkan yoktur.
    Yurt savunmasında yalım silahla, süngüyle olmaz. Asıl yurt savunması eğitimle okumakla olur. okumayan toplumlar beyinlerine iş vermekten acizdirler. Bütün idari bedenlerine verdikleri için bir gün her şeylerini kaybedip yanlışa geçerler oysa yudum savunmanın en ucuz yolu eğitimdir.
    Bir milletin gelişip ilerlemesi o milletin fertlerinin fikrini ve hissi sahada terbiye görmemelerini bağlıdır. Bu terbiyede okumakla olur. düşüncesi ve iç aydınlığı gelişmemiş milletler yürütemez.
    Okumayan toplumlarda hoşgörü olmaz gelişme ve değişmelere açık toplumlar okuyan toplumlardır. Ve her kitap bir fikre açılan kapıdır.
    Lüzumsuz -şeylerin peşinden koşmaktan pek çok lüzumlu şeyi de kaybediyoruz. Bunların başında sağlık, gençlik,ilim ve üretmelik gelir.
    Genç nesil okumak zahmetine katlanmak istemiyor. Daha çok zevkimizin peşinde koşmayı yeğliyoruz.
    Oysa genç dediğin zevkinin kölesi değil; efendisi olmalıdır. Bir Türk sözünde vurgulandığı gibi “ Can sıkıntısı dünyaya tembellikle birlikte gelmiştir.”
    İnsanın en büyük düşmanı kendisidir. Okumamak da kişinin kendine ve çevresine vereceği en büyük cezadır.
    Okumayan insan saplantılarının esiri olur. Okumamanın da en büyük sebebi saplantılarıdır.
    Zevke, rahata düşkün olmak hastalığımız emek ve zahmet gerektiren okuma alışkanlığımıza engel olmaktadır. Oysa okumak, aramak; aramakta bulmaktır.

Toplam 11 mesaj bulundu

TÜM YAZILANLAR