1956 Kars doğumluyum.İlk orta ve liseyi Kars ta okuduktan sonra İstanbulda 8 yıl sürecek, tam o meşhur anarşi zamanlarına denk gelen üniversite yıllarım başladı. Bu arada Kars ta iken daha 18 yaşımda tanıdıgım eşimle kaçarak evlenmiştik. Bu evlilikle birlikte, uzun yıllar sürecek olan şanssızlıkta yakamıza yapışmıştı. Adeta özürlü bir evlat gibi hala bizimle yaşıyor. Alıştık artık.
Hayat mücadelemiz; soguk kış gecelerinde oldugu gibi çok çetin geçecekti. Belliydi. Zaman zaman ticaretde başarılı olduysamda diyorum ya şanssızlık gölgemizdi adeta. Hele annemi genç yaşında kaybetmem, bizi tam aslanın önüne koymuştu. Güçlü duruşum hayatın bizi yutmasına izin vermedi. İnsanlarla paylaşma tutkum, onlara yardımcı olabilmek adına birçok şeyi kaybetmeme neden oldu.
Ama yıllar sonra bile bakıyorum; asla boynum bükülmedi,
Her zaman onurlu, her zaman gururlu ve daima başım dik oldu. Benim için yaşamanın anlamı budur zaten.
Bir oğlum bir kızım, oğlumdan bir kız torunum, sevgili eşim ve şanssızlıgım saglık içerisinde yaşamaktayız bin şükür.
Eserleri
Basılmış ve yayınlanmış bir eserim yok.
Ailemle paylaştığım, zaman zaman arkadaşlarıma söylediğim 50 civarı tarafımdan bestelenmiş şarkım. Yüzlerce şiirim var. Büyük bir kısmını burada sizlerle paylaşmaya çalışacagım.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!