çekilgin bir kulübenin
sükût kapısından esrik rüzgârlar üfürür
dilimin dantelasına vurulan kilidin
çürük ucunda döner durur
hayalperest
dünya
ağaçların
yağmur elbisesini parçalar su kuşları
sessizliğe gömülür dallar ve kıprak yapraklar
bir kertenkele kaburgası bir güvercin dilinde
susar dikensi sarı pıtraklar
yalnızlık en çok kime yaraşır
oyununu oynar saatler kıpraşmadan
toprak merdivenleri teyellerim
annemin pazen eteğinin nervurlu aynasına
çocuk aklımın koridorları
şaşar kalır
zaman atik zaman kıvrak
uykulu üstümde kırk takla atar ömrü ziyan güvercinler
annemin tereyağlı böreğinin çıtırdısı o mis kokusu
hayal duvarlarını aşar gelir
çocukluğuma evrilir tüm vakitler
ürkek alıngan kanatlarıma bakmadan
özlem havuzlarına dalar yüzerim
yüzgeçlerimi kapayıp açarım
kırılır mı bilmem kalbimin gümüş zincirleri
badem dallarının çiçekleri ve günler
yeni baharla sıradanlaşır mı?
affetsin beni anılar ve çocukluğum
yılgın zamanları sollayıp geçerim
duraksayan beynimde kırk tırnaklı heyûlâlar
her yanım ağrı her yanım kırk dikişli
sızı
denizin kumu
yıldızların soğuk teskinliği ve karanlığın siyahı
ah! neresinden tutsam neresinden yürüsem yaşamın
sapı kırık bir testiye dönüşür
hiçliğin izi kazınır kurak dudaklarıma
ve sus perilerinin dalgınlığı çarpar
ben susarken nemli pencerelere
kalbimin kırgınlığına çelikten duvarlar örer kıllı şempanzeler
sabah ve akşamların fırsat zenginliğinde kaybettikçe insan
proplemler güç kazanır
devleşen her acı ve batan her diken sonunda
tılsımlı bir bilgelikte som altından
çiçekler açar
oh! şükürler olsun yine zenginiz
çakal oyunlarının ve narsistlerin canı cehenneme
hükmü yok artık kirli oyunlarının tozlu sahnelerde
kaybeden ve kazanan zamanla aynı kitabın
ortak sayfalarına gömülür
insanın dokunduğu her yara
dilinde kemikleşir
nefret ve sevgi aynı gövdenin aynı dalı
zaman boşluk aralarını doldurur kimsesiz kuşlarla sevişir
ve güneş hep aynı yerden aynı gökten gülümser
hayat umarsız bir kaplumbağa gibi geçer üstümüzden
katmanlanır yılgınlıklar omuzlarda
kesiştiğimiz yollar hep yalnızlığa ve tekile
ah! yorgunuz be dünya
aslında kızgınlık değil isyanımız
hiçbir zamana hiçbir çağa sadece biraz kırılganız
çukur ücralarda bizi ömür boyu bekleten
elsiz kolsuz mutluluğun
inatçılığına
kış bahçelerinde
ayazlar top top oyalanır ince telli saçlarımıza
dip kirpiklerimizden düşer toprak merdivenler
boşluklarda asılı kalır çile yumağı ve hüsran yaprakları
donuk ve kopuk bakışlarımızsa
hangi dilde söylenir
anlaşılmaz
2101202621:49
Kayıt Tarihi : 1.2.2026 06:05:00
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!