Ama El asla bu haliyle bile Tanrı değildir. Daha henüz El ‘in panteonları oluşmamıştı. El daha monarşik mutlaklığını, oligarşisini, hesaba çekmesini, cennet cehennem gibi ruhsal baskılı manevi azaplarını vs'sini oluşmamıştı. El daha tam bir ganimeti fetihçi hükmünü, kültürünü, hakimiyetini oluşmamıştı. Henüz kolektif alan içinde fiiliyata geçememiş kuvveydi.
Daha sonra bu "özel mülkiyetçi" söylemli özel mülkiyet açılımlı çatışmacı üssü hassalar (özellikler)", unutulmaz köleci yapı taşı olup çıkacaktı.
Köleci paylaşımın fiili oluşturmasıyla birlikte bu tarz köleci söylemlerin, sefaleti doğuran türlü ürkünç yansımaları oluştu. Ürkünç yansımaların her birine teslimiyetçi anlamlar izafe edilip, taktik vurgular öne çıkarıldı.
Ürkünçlüğün, teslimiyetçiliğin,taktiklerin en temel çıkarımlar söylemi “mülk sahibi” söylemiydi. Mülk sahibi ifadesi araya kulluk, biat gibi zaman mekan söylemleri aldı. Böylece mülk sahibi söylemi vurgu olarak biraz geriledi.
Yani kulluk kavramı araya alınan zaman mekan farklı söylemlerden birisi olmakla mülk sahibi söylemi sanki mutlak olan bir kabul üzerinde algılanıp tartışıldı.
Yine “mülkün sahibi” söylemi; mülkün sahibi söylemindeki üs sel açılımların dehşeti ile birlikte anılacaktı. El, mülkü olan azınlığa karşı çoğunluğun mülksüz olmasını ön görüyordu.
Mülklü-mülksüz söylemli iki karşıt polarizasyondan kaynaklı yansımalarla; sadaka, lütuf, iyilik, rızk, gasp, darp, hırsızlık türünde mülklü-mülksüz çatışmalı üs sel fitne yansımalar ortaya çıkacaktı.
İşte mülkün sahibine göre düzenlenimlerle oluşan özgün köleci düşünce yansımaları kapsamında; günahkar, had cezası, hırsız, haset gibi söylemler eşliği ile birlikte mülkün sahibi söylemi anılır olacaktı.
“Mülkün sahibi söylemi”; suç-ceza, haram-helal, sadaka, iyilik, ahlak gibi kendi türlü üs sel durum yansımaları ile ifade edilir oldu. “Mülk sahibi ve mülksüzlük” söylemi arasına üs sel yansımalı ifadelerle; düşünce, eylem türü biat, taat, itaat, ibadet gibi zaman mekan mesafeleri konmuştu.
Araya sadaka, zekat, cennet, cehennem gibi türlü zaman mekan mesafesi alan kulluk anlayışlarının ortama sokulmasıyla “mülk sahibi” söylemi gürültüye getirilip iyice pekiştirildi.
İşte bu türden yansımalara göre tam da mülklü-mülksüz çelişkilerini ifade eden El Hulk, El Halik, El adil, El hakem, El hakim, El mülk, El rızk, El mağfiret, El rahim, El rahman gibi bambaşka El özelliği olan yeni yeni sıfatlar sayıldı.
Bu kabil yeni sıfatlar içinde özellikle de yaratan dediğimiz El Halik 'ten teist, deist vs. yeni bir “Tanrı anlayışları” ortaya konacaktı.
Örneğin, El ’ohimin rahman rahim sıfatlarıyla El'ohim kendi milletinden olanlara (Yahudilere) acıyan, merhamet eden; milletinden olanların korunup doyurulmasını isteyen El'ohim yeni bir "tanrı" figürüydü. Mülk sahipliğinin şiddetini yumuşatıyordu.
Bayram KayaKayıt Tarihi : 1.3.2026 06:47:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




sana küçük bir hediye;
.
...
.
onca mülevvesliğin üstüne,
kibrimin yerine tevazuyu öldürürken;
adını andım…,
hiç korkmadan allahtan ve
utanç içinde bile kalmadan insanlara karşı,
yılanlardan ve korunaklarımı saran
kara böceklerden sakınma ihtiyâdı
duymayacak kadar mağrur ve
dikey tutumluydum bilirsin,
senin yanındayken bile…,
her daim huzurunda olduğumu bile bile,
ah incitmediğim cihetini bırakmadım vefanın,
ki insanca pek insancaydı sorarsan,
alemlerin özeti olmanın temsil
yüklüsünden beklenecek muhabbet…,
nerdesin;
mesafelerin buncasını aşamazdım
girmeseydin kollarıma ve şimdi,
koyma kendimi özlemek yoksunluğu
içinde ah nola/yâr…,
raylı sistemin ve metronun hangi trenine binsem,
ve gerek otursam gerekse ayakta kalsam sensiz,
bindiğim vagon ya hüzün ya kahır taşıyor sessiz,
hangi istasyonda ineceğimin bir önemi kalmıyor
ve indiğim istasyonda iniyor,
o kahır ve o hüzün de benimle…,
ki heves hırsızı dağılmış zihnim;
ve/us/
us/lu dur aklım...,
her gece saat yârimde,
içimde bir çiçek silkelenir;
turuncu gül polenleri,
duyulabilen yegâne ses olan nefesimin
sığındığı genzimi yakarak…,
o cin ali koşarak saatleri geri alır,
ve kendine yalan söylemeyi sever,
kızçelerin ip atladığı gibi bir rahatlıkla…,
masal bulamacı işte;
her gece saat tam yârimde,
bir şiir;
cibinliğini çeker paravanın arkasında
ve son dizesini yazmadan,
kendine koşar yalın ayaklarıyla…,
ki yazgıları ortak ve bir noktaya bakan gözlerde,
hani; karları erimeye yüz tutmuş bir korunun,
ağaç dalları arasından süzülen
o solgun gün ışığı hüzmesi altındaki,
kamaşıklıkla,
kırk yamalı paltosuna bürünmüş ve,
yuva sıcaklığından geçmiş bir evsizin,
bağrı yufkalığınca,
üşümek ister dizeler…,
.
...
.
TÜM YORUMLAR (1)