Ağrı’da doğdu; doğduğu yer önemli olmasa da sordular ona ne olmak istiyorsun diye, asker dedi; askere özendiği bir dönemde, polis dedi, doktor dedi ama hiç Şair/yazar demedi! Sonra sordular ona, ya bu çatışmalar onlar ne olacak diye, çünkü savaşın dibindeydi, çatışmaların her geldiği gece bir kargaşaya sahneydi ve o en ön koltuktan seyrediyordu…
Soru soruldu, cevap alındı, cevaplar sorulanlara ve zamana göre değişti / değişmeliydi elbette… Değişmeyen inadına umut!
Sırtına yalnızlığını yükleyip terk etmeyi de bildi, serde erkeklik var deyip sineye çekmeyi de,
Ama isteyerek kalp kırmadı! Sağ omzundaydı hep şahidi; başka şahit aramadı, sol omuzu bir dolu hayal kırıklığı…
Şiirleri için eleştirmen ve yazarlardan; “Şiirlerde özgün olmanın önemini kavarayarak başkalarını taklit ederek bir yere varılamayacağını farketmiş bir kalem” “Şairin hası dilinin altındaki baklayı böylesine güzel somutlamalar yaparak belli eder şiirlerinden” “Yunus gözüyle bakarken çağdaş hayatın melanetini, yar gözünden bakarken bile gören derin ama kötümser gören keskin bakışlı duyguların şairi.”
Gibi övgüler alsa da “Şimdi hiçliğin en dibindeyim / yanımda çaresizliğim” diyor ya yeriyor kendisini, bazen övüyor ama acemice! Neyi ne için yaptığını önemsemiyor bazen, bir amaç/görüş uğruna da yıkmıyor öngörülerini, ona yazmak yetiyor, yetti artık diye kendince espriler yapıyor böyle zamanlarda. O sadece kendisine dışarıdan bakıyor
“ya(z) (ş) ıyor çok şükür”
Bir ege mahallesinin müstakil bir köşesinde…
Eserleri
Mevsimsiz, Açık toplum, Sofistike, Kavil, Ihlamur gibi edebi ve felsefi içerikli mecmualarda ve Buluşma 3 Ihlamur Şairleri antolojisi'nde yer almıştır.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!