Suskun Şiiri - Metehan Sarıyakutoğlu

Metehan Sarıyakutoğlu
38

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

Suskun

Sararan yapraklar var, mevsim sonbahar,
Çehreler asık, burada ötmüyor kuşlar...
Neşe kalmamış gibi, etrafta sessizlik,
Sokaklar bomboş, etraf; koku, pislik.
Acaba sonbaharın âlâmeti mi böyle?
Yaprak düştü... peki bu mâtem, bu çile?
Evet evet bunları neden insanlar çeksin?
Kimsede 'çıt' yok, konuşturacak biri gelsin.
İnsanlar susunca dünya da dönmez,
Baht karalaşınca yangınlar sönmez.
Hep belalar biribiri üstüne gelir,
Sönmez bu belaların arkası gelir.
Matemin ışığı bile siyah yanıyor,
Güneş doğsa dahi ortalık kararıyor.
Belki gözler çevreyi görmeye muaffaktır,
Fakat asıl görmesi gereken şey kalptir.
Bu insanlar suskun, bu insanlar matemli,
Bu insanlar biçare bu insanlar dertli.
Peki, ya sebep? evet buna sebep neydi?
Anaların gözleri nemli, babalar da öyle.
Hepsi doksanlık, genç yok mu bu köyde?
Sonra, insanların alnı yerde ve gözü...
Kimse yukarı bakmıyor göğe mi küstü?
Ne selam veriliyor ne de merhaba,
Çıkmıyorlar pek, ne varsa dışarıda?...
Bense oturmuşum bir taş üstüne,
Ne yanıma gelen var? görmek isteyen ne de?
Ben de susuyorum, yüzlerim ellerimde,
Bakıyorum manzaraya, bakıyorum köye.
Bir yaşlı geçiyor önümden gözleri yaşlı,
Elleri titriyor, beli ise tabancalı!...
Kalkıryorum yerimden, sıçrıyorum ileri,
Bakıyor bizim yaşlı, tabancasında bir eli.
Soruyorum adama; 'Belin neden tabancalı?'
Adam dik dik bakarak diyor; 'KANDAVASI.'
Sonra yürümek isterken tekrar;
'Dur.' diyorum; 'Amca, bir sorum var.'
'Nedir bu Kandavası? ne gerek var?'
Çöküyor bir kenara gözlerinde yaşlar,
Diyor; 'Yedi oğlum gitti bu yolda,
Burnumda kan kokusu var, hak ver bana.'
'Bak' diyorum, 'Amca, bir sözüm var.
Belki görünüşte hakkın var.
Oysa kanı kanla yıkamazlar hiç,
En iyisi sen bu davadan vaz geç.'
Ters ters bakıyor yüzüme, elem verici,
'Namus' diye haykırıyor; 'Bu namus işi.'
'Peki' diyorum; 'Peki, belki doğrusun,
Eline ne geçecek? nedir umudun?
Sen onları öldürürsen oğulların gelecek mi?
Ya zavallı yetimler, boynun bükmeyecek mi?'
'Ya ben?' diyor, ihtiyar titreyerek,
'Bendeki ne? Bendeki değil mi yürek?
Yürek acısını çekiyorum, yedi oğulun içimde,
Yetmiyormuş gibi tüm dostlar peşimde.
Böyle yapmazsam, nasıl bakarım yüzlerine?
Demezler mi korkak ve de...
Namert gibi bir sürü iltifat ile,
Kahretmezler mi sanırsın hele söyle?'
'Amca' diyorum; 'Gerçekten üzüldüm sana,
Bir sözüm var, onu dinle ama;
Toplumda sen, alnı pak gezmek istersin,
Yoksa dava sürmek değil niyetin.
Şunu iyi bil ki dosttur dediğin,
Değildir, seni belaya götürmek isteyen,
onlar zor gününde senden uzak,
Belki sana tutup hazırlar tuzak.
Ne var ki aldanırsın görünüşe.
Belki de aklın sarmıyordur, üçe-beşe.'
Dikliği hâlâ üzerindeydi bizim ihtiyarın,
Kızıllığı gibiydi gözleri afakın.
Sonra bastonunu çarptı yere,
'Bak evlat' dedi; 'Bak, bre.
Bilmediğin yere konuşma böyle,
Bizim gelenek böyledir, bizim an'ane,
Nasıl tepelerim töre? nasıl? söyle.
Nasıl terkederim bu diyarı böyle?'
Görünüşte yine haklıydı bizim ihtiyar,
Böyle güçlü yaptırımı nasıl bozar?
Fakat her zaman doğruyu söylemez duygular,
Hiç olmazsa bu diyarı terk etmek var.
Susmak gelmedi içimden, yine patladım,
Zavallı ihtiyara yaşlı gözlerle baktım;
'Bak amca, nedir sence töre?
Amaç değil midir insan iyiliği yine?
Eğer insana doğruyu yaptırmaz ise,
Söyle neye yarar böyle töre?
Böyle geleneği çiğnemek haktır.
Böyle törede bela hep mutlaktır.
Sen de korkulu, acılı yaşama, onlar da,
Belki yer kalmamış size bu diyarda.
Zaten üç-beş günün kalmış şuracıkta.
Hiç olmazsa rahat ol, mezarda.'
İhtiyar ağlıyordu gözleri ırmak, ırmak,
Zavallının haline yetmiyordu acımak.
Belki kışkırtmanın kurbanıydı bu adem.
Belki kurtulamamıştı sinsi emellerden.
Çevre dersen kan kokusu ve korku,
Her gülen yüzün arkasında, bir kuşku.
Konuşmadık, ben sustum, o sustu.
Fakat hep yaşlı gözlerle ağlıyordu.
Ne acı bu manzaraya şahit olmak,
Ne zor böyle derde çare bulmak.
Sonra, duramadım yine konuştum;
'Acı' dedim; 'Çoçuklar kalmasın mahsun.'
Konuşmadı bana, sustu sade, uzun, uzun.
Sonra, boynunu büküp, dedi; 'Haklısın.'
Yanımdan kalkıp gitti belki evine,
Seyrettim biçarenin arkasından epeyce.
Mazlum yürüyordu, sonra halsiz.
Korkuyordu belki, çünkü, kimsesiz.
Hep tehlikede olmak ne acıdır kim bilir?
Avcıya av olmak, nasıl hazmedilir?
Belki insan her zaman, insanlığını korusa,
Hatta dost sözüyle düşmanı ayırsa,
Ya da geleceğe biraz göz kırpsa,
Belki çıkmazdı böyle zalim bir dava.
Belki gerek kalmazdı böyle mateme,
İnsanın ufacık yüreği dolmazdı KİNLE...

Metehan Sarıyakutoğlu
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!