Su Çürüdü Şiiri - Ahmet Telli

Ahmet Telli
122

ŞİİR


226

TAKİPÇİ

Su Çürüdü

1

Yetmiş iki gündür bir dolapta kilitliyim. Yalnızca anahtar
deliğinden hava giriyor ve ölü bir ışık sızıyor içeri. Yalnızlık
hiç de tanrısal değil, görkemli değil. O yalnızca geçmişle
gelecek, ölümle yaşam arasında kocaman bir karanlık nokta.
Geçmişi ve geleceği olmayan, ölümle yaşam arasında irinli bir
leke yalnızlık denilen. Şimdi ne varsa, anahtar deliğinden sızan
havayla ışıkta... (Farkına varsalar, kapatırlar mıydı onu da?)
Bütün belleğimdekileri yokettim. Elektrikli bir aygıtla yaktım,
jiletle kazıdım. Çığlıkların aralığından uçurdum hepsini, kül
edip savurdum.

Adımdan gayrısını bilmiyorum.

2

Zamanı yiyip bitirdi karanlık. Gece yoktu. Güneş çoktan
kömürleşmiş ve yeryüzü yapışkan bir karanlıkla örtülmüştü.
Yabanıl sesler geliyordu derinlerden ve karanlığı ince bir bıçak gibi
yırtıyordu. Saklayan kırbaç gibi... Acı duvarını aşan bu
sesler, madeni bir gürültüye dönüyor ve yerkabuğunu
zorluyordu artık. Sesim yoktu. Karanlığın karnında yitirdim
sesimi. Kör bir kuyuda unutulan Yusuf'tum belki. Ama
durmadan soruyorlardı. Tanrılar bilmiyordu sordukları şeyleri,
peygamberler büsbütün hain çıkmıştı. Ama yine de soruyorlar,
soruyorlar, soruyorlar...

Adımdan gayrısını bilmiyorum.

3

İki şeyi bilmek istiyorum. (Belki aynı şeyi iki kere bilmek
istiyordum.) Duvarların rengi neydi? Derimin rengi neydi?
Dokunuyorum duvarlara; parmak uçlarımla, avuçlarımla,
dilimle dokunuyorum. Duvarların bir rengi olmalı. Ama hiçbir
duvarcının, hiçbir ressamın bu rengi bildiğini sanmam. Adı
yoktu bu rengin, kimyası yoktu. Belki renksizliğin rengiydi bu.
Çürüyen bir bedenin kokusuydu duvarların rengi...

Adımdan gayrısını bilmiyorum.

4

Bir böcek gibi antenlerimi gezdiriyorum bedenimde. Anahtar
deliğinden sızan ölü ışıkta ellerime bakıyorum. Ellerim... Sanki
bir kadının memelerini hiç okşamamış, sicaklığını duymamış.
Ellerim... Her dizesi çığlık olan şiirleri hiç yaratmamış sanki. Ne
beyaz tenliyim artık, ne esmer, ne de kara... Cüzzamlının,
vebalının bir rengi vardır. İrinin bir rengi... Ölünün bile bir
rengi vardır ama derimin rengi yoktu. Belki çürüyen bir kentin
rengiydi bu. Çürüyen bir dünyanın...

Adımdan gayrısını bilmiyorum.

5

Killi, ayakları üzerinde duramayan bir yaratıktım artık.
Soyumun neye benzediğini unuttum. 'İnsana benziyorlardı'
diye duymuştum bir vakitler. Demek ki şimdi maymun
halkasında insanlık...

Adımdan gayrısını bilmiyorum.

6

Ağzımı anahtar deliğine dayayıp havayı emiyorum. Böcek
sokması gibi bir yanma duyuyorum boğazımda. Oysa kuru bir
yaprağı bile dalından düşürecek gibi değil bu esinti. Belki
çöle dönmüş toprağa tek yağmur damlasının düşüşü yalnızca.
Çamur gibi bir yağmur damlası... Ama toprak, bu damlayla
çatlatacak bağrındaki tohumu. Çöl, bütün vahalarını bu
damlayla yeşertecek... Genzim yanıyor. İnce bir kan şeridi
sızıyor dudaklarımdan. Kirli, sıcak ve simsiyah...

Adımdan gayrısını bilmiyorum.

7

Suyum, bir litrelik karton süt kutusu içinde. Yetmiş iki gündür
sakındığım ve hergün ancak bir kere dudaklarımı
değdirdiğim... Dilimi bir köpek gibi değdirdiğim. (Dilin suya
dokunuşu... Bir süngerin denizi yutuşu yani. Bir çölün seraba
kesilmesi bir an için.) Her gün ancak bir kere değdiriyorum
dudaklarımı suya. Dilimi kaçırıyorum artık. Sünger, bütün
vantuzlarını birden uzatmasın diye... Bataklıktaki suyun da bir
su yanı vardır. Çürüyen bir bedenin bile dayanılabilir
kokusuna. Kutuda kalan son bir yudum su, bu bile değildi
artık. Küstü, öldürdü kendini su...
Su çürüdü...

Adımdan gayrısını bilmiyorum

Ahmet Telli
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Azize Suat
    Azize Suat

    Ağzımı anahtar deliğine dayayıp havayı emiyorum. Böcek
    sokması gibi bir yanma duyuyorum boğazımda. Oysa kuru bir
    yaprağı bile dalından düşürecek gibi değil bu esinti. Belki
    çöle dönmüş toprağa tek yağmur damlasının düşüşü yalnızca.
    Çamur gibi bir yağmur damlası... Ama toprak, bu damlayla
    çatlatacak bağrındaki tohumu. Çöl, bütün vahalarını bu
    damlayla yeşertecek... Genzim yanıyor. Ince bir kan şeridi
    sızıyor dudaklarımdan. Kirli, sıcak ve simsiyah...

    Adımdan gayrısını bilmiyorum.

  • Doğa Fendi
    Doğa Fendi

    hey maşallah üstadd yaavv :)

  • Gönül Aydın
    Gönül Aydın

    hüznü bu denli ağır yaşatan başka bir şiir bilmiyorum...yüreğiniz ve ruhunuza sağlık...

  • Bilgehan Emirşanoğlu
    Bilgehan Emirşanoğlu

    SU ÇÜRÜSÜNDE KALBİNİZ ÇÜRÜMESİN SEVGİLİ ÜSDAT' IM... TAM PUANLA KUTLUYORUM...

  • Nadir Sayin
    Nadir Sayin

    Şiir herzam aşk/sevgi işlemez. Şiir aynı zamanda insanın yaşadığı toplumda olanı biteni gerçekligiyle ve duyumsama boyutuyla da işlenir. İnsana, doğaya da şair, aynı karşı cinse duyulan, aşk tutkusuyla şiir yazar ve şiir sistemi sorgular, taşlar..

    Şiir yazmayı sadece karşı cinse olan yürekteki aşk duygusuna indirgeyen bence bir avaredir..Ama yüreğinde insana/topluma evrene ve yurduna sevgi beslemeyenin şiiri ise mantık dışı..Yani alın birini vurun ötekine…

    12 Eylül cuntası sonrası yapılan anayasa reverandumuna % 90 üzerinde evet oyu kullanmıştı. Benim gibi o zamanlar, daha körpe çağda olanlar, neyin ne olduğunu tam bilemiyorduk. Bir korku hissediliyordu…Ve düşünen insanlar ile onların etrafındakiler ya zindanları boylamış/sürülmüş ya da canlarını kurtarma telaşıyla kendi ana yuryurdunu terk etme zorunda kalmışlardı.

    O zamanlar fiziki bir tehdit kapınızda; ola ki eleştiri yapasınız ve ola ki o zaman ki anayasaya yan gözle bakasınız.. Bilin ki ya içerdesiniz ya da fişlendiniz.

    Peki şimdi değişen ne? Belki fiziki olmayan/gözükmeyen ve daha (nedense) kanıtlanamayan korku imparatorluğuna gidişin yurdumuzu evet kapmanlalarıyla ve sanal reklam ve aşımalarla bugün nasıl bir hava esiyor yurdumuzun üstünde?

    İşte o zamalar, belki Antoloji yoktu, ama ona benzeyen ve sanal/reklam ve etiksizlikle tarflılığı belli eden yalaka basın, korkusundan nerdeyse 12 Eylül cuntacılarına el pence divan ve cuntacıların her dediklerini ise hak/hukuk olarak halka aşılıyorlardı.

    İyi de sizin, evet sözüm sizedir, o cuntacıların zamanında, hengi inanç/görüş ya da kanıda olursanız olun, şimdi ki bu yapılanlarla, ortada ki gerçek gözüken manzarayla/dehditle ne farkınız var?

    Zaman gelecek siz genel halk kitlesine hitap eden basın/yayın/edebiyat siteleri 20…30 sene sonra bu etiksizliğinizin ya da taraflılığınızın ezikliğini yaşayacak ve yeni bir anayasaya zaruriyet olduğuna bas bağır bağıracaksınız.. Kim bilir? Umarım yanılan ben olurum.

    Sezgilerime göre diyorum ki işte, aynen bu şiirde olduğu gibi, 30 sene sonra da, bu çarpık, halkı bölen, kendinden olmayanı yasasız dinleyen ve korkutan ve devamlı sadece kendi yasasını/yaşam tarzını, kurğulu sistemin suyun dahi çürümüşlüğünü/çoraklaşmışlığını özgürce dile gelememenin travmasını yaşatacaksınız! Kim bilir..Umarım yanılan ben olurum…

    Ve Bakın ne evet ne de hayır…Ve 12 Eylül hakkında ne düşünüyoruz onu da irdeleyelim..


    Memedim sözüm sana değildir -12 E.'cilere* (deneme)


    Ve önce kadı ile vezir
    Kararlar marş marş
    Taş toprak ve cebi dolan
    Adama

    Memedim
    Erim, ciğerim
    Vur beni

    Vur ki sözüm sana değildir
    Anla
    Tarih ve torunların
    Nazım’ın kalemi
    Pir’in kellesi
    Deniz’in sandalyesi
    Gardiyana, cellâdına
    Tekmeyi vurana değil dirileri
    Anlasınlar
    Onlar bizim kandaşımız
    Paylaşımlarımız
    Ve yurdumuzun fidanları

    Vur beni, as/kes
    Ama bil ki
    Memedim sözüm
    Dilim sana değildir
    Göz yaşı döken anan
    Benim Yeter anam

    Bilir misin Memedim
    Bir milyon kişi gözaltında
    İki katı fişlenen yurttaşın
    Gardaşın, bacın kayıtlara
    Geçirilmişti

    Yedi bin kişinin idamı istendi
    517 kişiye idam cezası verildi
    50 kişi ve aralarından
    17 yaşında Erdal’ın
    Urganla soluğu kesildi
    ‘Hukuk yaslarıymış’ yürürlüğe
    Girmiş.
    Bildin mi, senin haberin oldu mu?

    Memedim düşün
    Gemiden düştün
    Kayıp denizdesin
    Dalgalar boyunu aşıyor
    Köpekbalıkları etrafını sarmış
    Kayığa atlayıp karaya kaçmaz mısın?

    Aynen öyle
    Haberin oldu mu
    30 bin kişi can evliyle
    Yurdunu/yârini ve evladını
    Terk etmek zorunda kaldı

    Bilir misin Memedim
    İnsan’ın hukuk yasası
    İntikam almaz
    Cehennemlik yapmaz
    Islah eder
    Evet evet her şeye karşın onun içindir ki
    İnsanoğlu ‘hukuk’u üretmiş

    Bilir misin 30 bin kişi işinden atıldı
    Basın mensuplarına
    4 bin yıl hapis cezası kesildi

    171 kişinin içkence ile öldürüldüğünü
    Bilir misin Memedim
    Kayıtlarda kayıp raporlu
    Faili meçhullerin binleri
    Bulduğunu bilir misin
    Ahmet’in, Ramazan’ın
    Fatma’nın, Sevgi’nin
    Oğlu Memedim
    Bilir misin

    Bilirim bilirim
    Emir ölümdür gel de kırbaçlama
    Onu da bilirim meraklanma
    Ama o ‘Emire’ hayır
    Dediğimi bilir misin

    Bilir misin Memedim
    Tek istediğim evet
    Tek istediğim var
    Adolf/Stalin
    ‘Nasyonalizmim hukuk yasasıyla’
    Değil

    Sadece ve sadece halk için
    Halkın Hukuk yasasıyla
    12 Eylülcülerinin
    Yargılanması
    Budur talebim

    Memedim yanlış anlama
    Sözüm sana değildir
    O hukuk yasasıyla
    Eğer bir kaçak
    Bir solunum alan nefesi
    Kendi şahsi ‘hukuku’ ile
    Kesip kaçtıysa
    Ben gizli ajan, dedektif değilim
    Ama onlarında
    Yargılanmasını isterim

    Vur beni ama
    Yanlış yorumlama

    Bilir misin Memedim
    Her şeye ama her şeye karşı
    Silaha karşıyım
    Senin kalleşçe vurulmana
    İnsan soyu hemcinsinin taranmasına
    Karşıyım
    Çocukların toprağa yığılmasına

    Yüz binler sefillik içinde yaşıyorken
    Toprağa mayın ekip
    Üzerinde ekin ekilmesine karşıyım
    Ne edeyim ben o kanlı toprağı
    Ben kan değil
    Buğday Biçmek
    Kardeşçe/eşitçe
    Su içmek/ekmek yemek istiyorum

    Ben halkın bir ferdiyim eşit hukuklu
    Yaşam istiyorum

    Bilir misin Memedim
    29 yıl dile kolay
    Asma/kesme naraları değil
    Tanklar’/tüfekler değil

    ‘Ağa’ ruhlu duygu sömürüsüyle
    Dağa kaldırma değil
    Yer altına sokmakla değil
    10 binlerce toprağa yıkılanlarımızın
    Her birine kurşun değil, silah değil
    Ellerine birer fidan verilseydi
    O dağlar şimdi orman
    Keçi yolları
    İnsana yol verir olmuştu
    İş olmuştu-aş olmuştu
    Tabibi/ebesi
    Okulu olmuştu ve yurt sever
    Ama
    insan hisli nur bir eğitmen
    Toprağı bölüşümde adalet
    Ve
    Al sana yurt sever milyonlarca
    Toprak bekçisi
    Ve yurt bir, bayrak bir; bizim, hepimizin

    Memedim ben Cemo’u da severim
    Yanlış anlama ben isim taşımaya/koymaya karşı
    Değilim
    Değilim hiç bir kültüre karşı
    Hiçte olmadım

    Onlarca yıl o paşaların devirdikleri
    Politikacılar yanlış ve haram ekmek yemişse
    Halkımın günahı ne ki
    Halkıma kurşun sıkılamaz
    Çöp bidonuna bomba konamaz
    Söyle Memedim hangi dava
    İnsanlık suçu işlemede
    Haklı/hakka dava olabilir

    Vur beni ama yanlış anlama
    Ben insanım
    O seninle ilk ve bütün ortak yanım
    Vazgeçilemez özdeşleştiğim
    Tenimin aynası değerim
    Çıkış noktam o
    İyi bilesin
    Kandaşım/yoldaşım
    O insan bana bir kat daha güzel
    Yurtdışım

    Halkın bir ferdiyim
    Evet sadece insan hukukuyla
    Adalet istiyorum

    Ve son kez beni yanlış anlama
    Memedim
    Sözüm şimdiki generaline/paşasına değildir
    Sapla/samanı birbirine karıştırdığımı
    Sananlar olmasın
    İşte o halkın hukuku var ya/olacak ya
    Ondan kurtuluş yok
    Hepimizi bağlar bilir misin Memedim
    Geriyi aydınlatmak
    Geleceğe ışıktır

    Halkımın alın teriyle verdiği vergiyle
    Korunmasına kadar tıkınan
    Sadece ve sadece 12 Eylül
    Paşalarının
    İnsan hukuku yasalarınca yargılanması
    Bilir misin Memedim isteğim
    O kadar!

    Ah şu temele dayanmış
    İnsani yanım yok mu
    Neyleyim
    12 Eylülcüler yargılansın
    Halkın verdiği vergiyle beslenmeye devam
    Aç kalmasınlar, asılmasınlar.
    İntihar serbest..
    Bil bunu Memedim.

    Nadir Sayın

  • Mehmet Halil
    Mehmet Halil

    Şair olmakla insan olmak arsında sıkı bir bağ vardır. Burada, insanlık dışı eylemlerden bir bölüm, yaşayan tarafından aktarılmaktadır. Yaşanan insanlık dışı olayları eleştirilmektedir. Bu kendinden sonra gelecek neslin daha az acı çekmesi için yapılan bir fedakarlık, bir mücadeledir.

    yani şair insan olarak, her şartta kendine bir görev yüklenmiştir. o görevini yapmakta, insanlığın geleceği için duygulara seslenerek, insanlığı alarma geçirmekte...

    Yorumları okudukça, insan acı ile kıvranıyor. Beyni bacakları arasında olanlar, şiiri yalnızca, sevgili için yazılan ağdalı, yalvarma ve yakarmalardan ibaret görüyorlar ki... bu da aslında sevgi diye bir şeye inanmadıklarını göstermekte... Çünkü toplumun bütününün mutlu olmadığı, olamadığı bir ortamda hangi insan mutlu olabilir ki?

    Topluma rağmen mutlu olabilecekler ise bencil insanlardır ki, onların aşkına da güvenilmez, kendi bencil çıkarları, cinsel açlıkları öne geçiyor demektir.

    Anlatılan şartlarda bir çok insan çıldırabilir. Ancak o şartlarda duyguları böylesine aktarma gücüne sahip olanlara saygı duymak da bir insani anlayışı gerektirir.

    Çünkü görüşü ne olursa olsun, o şartlarda herkes kendi içn insanlık haklarını isteyecektir. Bencil olanlar da herkesten daha çok isteyecektir.
    Toplumcu olan ise bunu kendinden başka tüm toplum için yapar, yapıyor.
    Telli de bunun için saygınlığı hak ediyor... Karşı görüşte bile olsa, onlarda kendilerinin bir gün aynı şartlara mahkum edileceğini düşünerek görüşlerini aktarmalıdır.

    Söz konusu mahkumiyet olayları, yargının verdiği cezadan da fazlasıdır. Ayrıca yargısız verilen keyfi cezalar bilinmeyen şeyler değil, ama bunlar tarihe işte böyle geçmektedir. Şair ayrıca bir tarihçi rolü onamaktadır burada...
    İnsanlıkla insanlık dışının çarpışması söz konusu burada... Bunu anlamayanlar, yazım hataları ve önyargılarla sayfalarca yazı yazabilirler ama, onlar unutulmaya mahkumdur. Geleceğin insanlığı, onları çöp sepetine atarken, bu tarihi yazanı onurlandıracaktır...
    şaire saygılar...

  • Ulvi Ziya
    Ulvi Ziya

    Çürüyen su değil ; duyduğun , rûhunun ufuneti ...
    Allah'a bağlıdır ;bu yerin taşı , kemiği , eti ...
    Ezelden tâ ebede dek , bu ikrar iledir , bil ki ;
    Bölünmez bu YÜCE YURT , isteyeni boğar lâneti ...

  • Ulvi Ziya
    Ulvi Ziya

    Kimdir bu Hayati Maytapçı denen......Neden yazdıkları silinmez...?

    Bu şiiri (!) birileri kasten gâvur klavyesiyle yazarak ortalığı karıştırmak istemiş...Sözcükler yanlış , bu yanlışlık yazım hatasından olduğu gibi AYGIT sözünü (aygıyla) diye yazarak bilgi, beceri hatâsından da olmuş...Kimi bitişik kelimelerin ayrılması gerek...Bunca çuvallamaya rağmen sevdim der , laf söylemeden önce ağzınızı yıkayın der kimi engerekler...Bir şiirin iyi veya kötülüğüne bakarken onu yazanın kimliği ve yazılım gâyesine de bakılır...Şiir şâirin hayatına dahildir...Ruhu kızıl , gönlü bölücülükte olan bir şâirin yazdığı da buna uygun olur...Şiiri , şâirden ayrı tutamazsınız...Her fırsatta Tanrı'yı ve Peygamberlerini karalayan bir mahlûk başta ATEİST sonra KOMÜNİST ve de BÖLÜCÜDÜR...Böyle birinin içeri tıkılması elzemdir...Ama hiçbir hücre DOLAP kadar olamaz...Diğer aykırılıklar da cabası ...Yola getirmek için biraz işkence görmüş olabilir ki bu her devlette az çok var...Muhalefet devleti idare edenlere karşı yapılır , BİZZAT DEVLETE karşı yapılmaz...

  • Perihan Pehlivan
    Perihan Pehlivan

    iyi bir nesir

  • Hayati Maytapçı
    Hayati Maytapçı

    Ahmet Telli adını ağzınıza almadan önce ağzınızı çalkalayın:))

TÜM YORUMLAR (26)