Bir gece sustu minareler, sustu şehir,
Boğaz’ın sularında gezindi kapkara bir zehir.
İstanbul baştan ayağa giyindi matemini,
Bir millet gördü aynada kendi mahv-ı âlemini.
Daha dün kubbelerinde yankılanırken ezan,
Bugün kaldırımlarda dolaşıyor küfr ü isyan.
Sarayların gölgesinde sefalet, Pera’da şehvet,
Bir yanda işgal çizmesi, bir yanda bitmeyen zillet.
Ey İstanbul! Nerede o vakur hâlin, o şanın?
Nerede Fatih’in gölgesi, nerede vakarın?
Sen ki üç cihana hükmeden bir tâc idin,
O gün ecnebi çizmesi altında başı eğik bir hâl idin.
Beyoğlu’nda gece başka, sabah başka bir yara,
Meyhane dumanı karışırdı feryatlara.
Karanlık odalarda satılırdı bedenler,
Sokak sokak dolaşırdı hastalıklar, kederler.
Frengi düşerdi şehrin kirli kaldırımlarına,
Belâ konardı dul kadınların yarınlarına.
Bir zamanlar şan sığmazdı İstanbulun surlarına
bakıyor şimdi millet sefalet sanrılarına
Pera’nın kandilleri sabahlara dek yanardı,
Lâkin her ışık altında bir memleket kanardı.
Her köşe başında bir üniforma, bir ecnebi nazar,
Her hanede biraz firkat, biraz hicran, biraz zarar.
Bir İngiliz geçti caddeden, Fransız gavur hemen ardında,
Süngüler parlıyordu Boğaz’ın karanlığında.
Hintli asker, Senegalli nefer, ecnebi zabit,
Kendi vatanında yabancıydı artık İstanbullu Sabit.
Ve bazıları sustu.. korkudan mı, menfaatten mi?
Bazıları eğdi başını, makamdan mı, servetten mi?
Bir avuç bedbaht, üç kuruşa sattı vicdanını;
Kimisi sattı dostunu, kimi sattı ihsanını.
Ah, ne ağırdı o günler, ne ağırdı o utanç!
Bir yanda namlu, bir yanda ekmek için açlık.
Kimi kızını sakladı gecenin karanlığına,
Kimi ekmek aradı işgalcinin kapısında.
Ey şehir!
Sen bunu da gördün.
Gördün süngüyü, kelepçeyi, Malta’ya gidenleri,
Kapıları gece yarısı çalınan hürriyetleri.
Gördün evlere çöken yabancı postalları,
Gördün bayrağa uzanan hayasız elleri.
Bir zamanlar Fatih’in atı geçmişti bu taşlardan;
Şimdi ecnebi çizmesi geçiyor aynı yollardan.
Bir zamanlar fetih narası vardı surlarında,
Şimdi mahpusların ahı var duvarlarında.
Ey İstanbul, utan!
Ama yalnız sen değil.
Seni bu hâle koyan da utansın aynalardan,
Vatanını menfaate değişen o korkak adamlar!
Bir milletin hürriyetini birkaç pula satanlar,
Tarih önünde kendi adından bile utanmalı onlar.
Çünkü vatan yalnız toprak değildir, ey bedbaht!
Vatan ananın duası, şehidin kanı, evladın hayatı.
Bir parça ekmek uğruna eğilen baş elbet kalkar,
Fakat satılmış vicdanı tarih bile zor paklar
Ve İstanbul…
Ben bilirim:
Her gece bir sabaha gebedir nihayet,
Her zilletin bağrında saklıdır bir kıyamet.
Karanlık ne kadar koyuysa doğacak şafak o kadar berrak,
Bu millet ölmez; susar, bekler, sonra kalkar.
Kayıt Tarihi : 12.09.2026 14:48:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
İşgal dönemi İstanbul’u…




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!