Çorak topraklarda kuralsız bakışlarınla
Taşı taşla yoğurmuşsun, çöl olmuş sevgin
Firavun'dan el almış bana olan merhametin
Mısır'ın kâhinleri acısın bana,
Gözlerin nazar edince kirpiklerime
Her ayın on dördünün tan ağartısında
Acıyı çekiçle çakarsın gözbebeklerime
Senin ellerinde boyandı şah damarımı kesen neşter
Ne içli bir şarkı, ne yanık bir ezgi,
Ne de intihar çığlığı şarkılar
Yaşatmaz beni bu ince hastalık
Kanıma bulanmış elma soyan ellerin
Ne Yusuf'un güzelliği, ne de Aşkı Züleyha
Kurtaramaz artık beni Hekimi Lokman
Sensin katillerin en katili, en kızıl atası
Sızlatır mezarında kemiklerini
Evliyalar duysa sesimi, yakarışımı
Belki bir merhamet uçururlardı
Sinek kuşunun kanadında, güvercinlerin gagasında
İçi sızlardı yosun tutan çakıl taşlarının,
Deredeki çağlayan suların iniltisinde
İstersen fillerin kulaklarına fısılda
İstersen gergedanın boynuzuna as, incili küpelerle
Seni en iyi ben bilirim, bir de seni sen
Senin benden alacağın bakkalın veresiye defteri
Benim borcum ızdırap
İstersen köle et beni, istersen pazarlarda sat
Sahibine itiraz, onuruna yakışmaz hiç bir kölenin
Sen çarşamba pazarındaki çocuk parkının da katilisin,
Sahildeki iskele taşının da
Durmaksızın yanıp sönen gemici fenerlerinin
Uçmaya özentisi martılarla tanıştığı günden beri
Yakamoz yalancılığını hangi denizden çaldın,
Ellerin yine kanlı
Oysa ben uçurdum bütün dilek fenerlerini
Sen attın Yusuf'un kör kuyusuna beni
Her ağaç yaprağında ayrı bir nakış var,
Güneşin dansını ezberlemiş
Hepsinin toprakta ayrı bir mekânı var,
Rengârenk çiçeklerinden belli
Sen sence bir muhabbet kuşusun, bense alacakarga
Ne konduğumuz ağaç aynı, ne de su içtiğimiz çukurun tadı
Bir yudum şerbet içirsen, bir leğen zehir kusturursun insana
Mülteciyim bütün aynalarda, bütün parklarda yetim
Beni süpürüyor her sabah belediyenin çöpçüleri
Sokaklar da bana teslim, gökyüzü de
Her gece yeniden ben serperim sokaklara
Her sabah yeşeren ümitleri
Ben bu sokaklarda kaybettim gençliğimi
Sana olan ümitlerimi, sevgimi
Her gece ben serperim gökyüzüne yıldızları
Tipi örttü bacaları, zemheri ayazı iliklerimde
Ellerim kapınızın zırzasında eskidi
Eşiğin altında yatan yılan utandı
O da duyumsadı
Kırk kilitli kırk sandığa sakladığın merhametine özlemimi
Bu güneş tutulması hiç geçmeyecek
Koynunda sakladığın aynaya bir bak
Demirden pençeli kartal da gerçek
Elinin değdiği her yer kül rengi
Bilal'in göğsünü yakan taş da senindi
Akbabalar yesin, uçurumdan at leşimi
Mecnunun susuzluğu çöllerden değil
Çöl sıcağı da ne,
Demiri eriten hasreti hiç tatmadı ki
Kaç çarık eskitti bu sevda,
Leyla tanısaydı seni, hiç sever miydi mecnunun çilesini
Leyla senden öğrensin nasa olan nefreti
Bütün düğünler, yaslar kalburüstünde
Kimse bilmez Guam çukurundaki trajediyi
Ava av olan balıkların çilesi
Bırak artık eyerimi, gitmeli bu gemi
Yunus balığını kırbaçlayan ellerin kırılsın
Köpek balıklarına yem ettin beni
Gecenin zifiri karanlığında
Mezarları selvi ağaçları beklesin
Musalla taşlarının ölümsüz korosu eksik olsun bu gece
Fırtına vuracak tüm kıyıları, taşacak deniz
İsmini sayıklasın batan gemiler
Gökteki yıldızlara ben ezberletmiştim seni
Prangalar vurdun baharlarıma,
Kursağımda koydun yeşile olan hasretimi
Cerahatlenen yaralarıma yama yapma tuzu, kezzabı
Zincirlerle kilitledin zindanları üzerime
Sen öldürdün bütün mahkûmların özgürlük hevesini
Lütfen beni lağım kokan farelere at,
Ya da parçala, lime lime et
Götür beni Nil Nehri'nin timsah pazarında sat
Askıda sevgi dilenmiyorum senden artık
Bir lokma gülümsemeni bin sevgime banmıştım
Bir tebessümün bin güneşin doğumuydu oysaki
Bütün lirik şiirlerin şarkısında nakarat
Benim adım gül ağacı beşiklerde
Ninnilerde söylensin
Senin adını da ezberleyecek, destanları okuyan tüm çocuklar
Ebette kıyamete kadar yaşayacak bana olan nefretin
Taşı taşla yoğurmuşsun, çöl olmuş sevgin
Nefretin lugatına senin adın konacak
01.01.2026 Ehyet DUMLU
Kayıt Tarihi : 26.2.2026 15:00:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!