Sîmâ-yı sabâhı bûs edince pervâne-i aşk,
Rûhum gibi gülzâr-ı tahayyülde uçandır;
Gecden süzülen enfüs-i zerrîn-i temâşâ
Kalbimde sükût-i ebedîye açandır.
Lâl-i şafakın rengini öptükçe şafaklar,
Çeşmim gibi hayrân-ı kebûdî-i semâdır;
Ebr-i tahayyül geçerek fikr-i mükedderden
Bir bahr-i melâl üstüne nurdan bir ada’dır.
Bûs-ı seherin lütfuna erdikçe tabiat,
Sînem gibi her zerresi bir tâze cihândır;
Her yaprağı bir dest-i kaderden dökülen söz,
Her dalı sükûn içre gizli bir beyandır.
Şeb-tâ-seherin nağmesini dinlerken eflâk,
Gönlüm gibi mestâne vü sâhir-nigâhdır;
Kevn ü mekânın bütün âheng-i derûnî
Bir kalb-i garîbin nefesine hem-sadâdır.
Reng-i hazanın bûs edince nûr-ı kutsiyet,
Gözler gibi mahzûn-ı firâk u talâşdır;
Bir hüzm-i bahâr içre açan her yeni yaprak
Rûhumda ebed müddet akan bir vedâdır.
Sîm-i sabahı öptükçe âvâz-ı muhabbet
Kalbim gibi âzürde-yi dâ’-î halecândır;
Lûtfunla itâbınla büyür sîne-i sevdâ,
Bir lahzada gülşen, bir anda mezârdır.
Ey aşk! Seninle bütün âlem bir hayâldir,
Sensiz bu cihân sîne-i mahzûn u harâbdır;
Her kalb-i muhabbet sana bir mescid-i mânevî,
Her gözde senin nuruna meyyâl bir âb’dır.
Ünal Serhat Yorgancı
Kayıt Tarihi : 13.1.2026 15:27:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!