Yağmurlar seni bekliyor sevgilim, göğünde bulut ben olsaydım.
İki dirhem buğdaya kuşlar kanat çırpıyor sevgilim, gökyüzünde uçan ben olsaydım.
Dokunduğun duvar, sarıldığın yorgan, okşadığın bir yetim başı da ben olsaydım.
Gördüğün düş olsaydım sevgilim, yeryüzünde seni gören tek yüz ben olsaydım.
Damarlarında dolaşsaydım, batıyı yıkıp doğuda kalsaydım da yine sana koşan ben olsaydım.
Kabzamda duruyor sadakat, yüreğinde iki dirhem aşk ben olsaydım.
Ben ki; bilinmez bir menzilde, iz bırakmayan ayaklarımla yürümekteyim. Söz bilmez, duymaz geceler hâlimi. Ben ki, bir gönül mülkünde yaşamaktayım.
Tenha seferlerdendir yolculuğum. Ne kervanım var bu yolda, ne de yoldaşım. Yol yabancı, menzil bilinmez, ufuk görünmez bana. Ben ki, bir vakit kartal bakışlıydım gözlerine.
Her adım başka bir hasret, her adım senden biraz daha uzakta... Aldığım her nefes gam yüklüdür sırtıma; lakin heybemde saklıdır aşk.
Kaybolur bahtı meçhul düşlerim. Ben ki, yine iz bırakmayan ayaklarımla yürümekteyim. Şimdi göğünde görkemli bir kandil yanar. Aradığım kendi ismimdi; lakin seni düşünmek karışıverdi zihnime. Kayboldum ismi bilinmez, meçhul bir şehirde.
Ben ki, bir zamanlar bülbüldüm; sevdamı ellere şakırdım. Şimdi sustum, mahzunum. İsmini sordum yele... Esti sessizce bir rüzgâr.
Bir vakit gönül mülkümde şen otağıydın. Sonra baktım; menzili bilinmez bu yol, yoldaşsızım. Kazıldı mezarım; başucumdaki taş bile isimsiz.
Bir ayrılık tezgâhında aşk dokudum; ipliği hasretten, nakışı yârin yüzünden… Ellerim nasır tutana dek. Uzak bir vadiden yürek nazarıma ırmaklarca sen döktüm, sessizce akıp gitti zaman. Hayat denen; nefes almaktan ibaret bir beden… Nedensiz kadere, şans diye seni yazdım. Bir sevda cephesinde şehit düşenim ben; kurtulursam kolsuz kanatsız gaziyim ben. Renksiz duruyor baharlar, yapraklar soluk…
Bir gönül tezgâhında aşk dokudum ben; fakat güller kokusuz. Gidip de dönmemek var, dönüp yâri görmemek… Gel de kendini içimde ara. Ben, kırmızı güneşin altında seni bekleyeceğim.
Bir kadın gördüm…
Nefes nefese verdiği yaşam mücadelesi boşluğunda gördüm.
Kalbini, oluk oluk kanayan yüreği…
Öldü bir kadın gördüm.
Kaldırım taşlarından,
nefret söylemleri,
Hüzünlü yaşlar süzüldü kirpiklerimden, masmavi bir denize karıştı. Sanırdım, gök bırakır güzelliğini; oradan almıştır rengini. Ne gönlüm doldurabildi ne de gözyaşlarım temizleyebildi yosun tutmuş kibrini.
Kıyılarına vurdum, kendime vardım da bir sana varamadım. Oysa yaşamak istemiştim seni; sustuğum bir duanın özleminde, tüm kalbimle kabul ol istedim.
Hissetmek ne güzeldi seni… Konuşmadan, sesini duymadan ciğerlerimde nefes olmanı sevdim. Söyleyemedim içimde kalan sözlerimi; bir geceye anlattım, bir de aya emanet ettim hayallerimi.
Zaman geçiyor cancağızım yaşlanıyoruz
olur da bir gün karşılaşırsak
beni bakışlarımdan tanırsın
yorgun saçlarımdan
Bu kalabalık şehirde en tenha yerde tanırsın
hala en sevdiğim şey seni yazmak
Cebimde saklasam kokunu.
Bu soğuk kış günlerinde kokun ısıtsa ellerimi. Mesela gün doğarken güneşin yerine,
seninle açsam gözlerimi,
Sen bana baksan, ben sende kalsam, hiç gitmesem.
Cebimde saklasam özlü cümlelerini.
Hiçbir lügatta bulunmayan sözlerinle şad olsam. Gömülsem kalbine, sende yaşayan bir mefta olsam. Cebimde saklasam düşlerimi.
Doğunun en uç bölgesinden yazıyorum sana bu mektubu; yüreğim dolu dolu. Dökülen gözyaşlarımla ıslanıyor her satır. Sana gözyaşlarımı gönderiyorum, sakla olur mu?
Şimdi kaçak bir çay demledim. İçimi yakacak türküler eşliğinde, kaçak sigaram… Aklım sende, elimde kalemim, yazıyorum öylece. Şiirlerde anlatıyorum seni. Bazen anlatmaya korkuyorum seni. Hiç kimse bilmeyecek, bilmeyecek seni nasıl sevdiğimi.
Sıkı giyin olur mu? Hasta olmayasın. Oralarda hava epeyce soğudu. Kar kaplamış bizim evin dört tarafını. Hiçbir şey yokluğun kadar üşütmüyor beni.
Az sonra horozlar ötmeye başlayacak. Şafak söktü sökecek. Ellerim de tutmuyor artık, yazamıyorum. Özlemini…
Sana bu mektubu doğunun en uç bölgesinden yazıyorum. Beni unutma, olur mu?
Kısacık bir ömür,
yıllarsa mazi'nin eşiğinde,
yağmurun sükunetine emanet ediyorum seni.
Deruni bir sessizlik olup zamanın ötesine,
yağar mı yağmur sensiz bu şehre?
Dudaklardan dökülmemiş, en güzel sözcüklere emanet ediyorum seni.
Bu gece eski bir kitapta rastladım sana. Kirpiklerin ıslanmış, sırtın kapıya dönük. Usulca fısıldadım kulağına: “Yorgun düşmüş, bitat yüreğimde sakladığım cümlelerimi...” Birini bekler gibi bakıyor gözlerin. O beklediğin ben miyim? Ne zaman aşk diye geçirsem içimden, sen geliyorsun aklıma. Bir inanç, belki inat... Nasıl da titrek, yaralı ve yorgunluğun çökmüş omuzlarına. Birini bekliyorsun, öyle bakıyor gözlerin kapıya. O beklediğin ben miyim? Başın öne eğilmiş. Söndürme ışıklarını, aşk kararmak üzere yüreğimde.
Bu gece eski bir defterde rastladım sana. Umutsuz akşamlarda sesini duyduğum namelerin, kulaklarımda gitgide uzaklaşan tren sesi...
Bu gece eski bir şiirde rastladım sana. Bir sabah mavisi, kara bulutlar silsilesi, gitgide uzaklaşan kış gecesi... Eski.defterde sen,dön yüzünü, ısındığım güneşi bahşet bana.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!