Serde gençlik vardı.
ham hayaller sofrasından aç kalkardık,
karamsarlığın kör kuyularında susuz.
ilham giriftleşirken
devrik cümlelerin peltekliğinde
kelimeler uykusuz kalır,
efkar sitemin boyunu aştığında
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




güzel.. yaş tutmasa da beğendim.
Bebeklikle yaşlılık, birbirlerine ne kadar uzak görünen iki kavram gibi geliyor insana. Aslında biri diğerinin hep kucağında olmuş. Bebek, büyümek için hep büyüğün kucağında... Büyük, sevmenin, sevilmenin hazzıyla hep küçüğün yanında. Biraz da zamana direnme isteğiyle belki, bugünden çok geçmişi hatırlamanın, yaşamanın arzusuyla teselli bulma yolu...
Arada yaşanılan zaman, gençliğin asi ruhu, meydan okuyan pervasızlığı, zamana direnen umursamazlığı...
Sanki hiç zaman geçmeyecekmiş gibi...
Ancak geçti, hem de çok çabuk geçti aslında. Her şey dokunmatik oldu. Durdurmak için zamana da dokunabilseydik, ah bir yavaşlatabilseydik...
An'dan maziye bir göz atan şair, dünü güzel tasvir etmiş. Demek, en çok özlenen de gençlik dönemleri... İnsanın deli kanlı, kanının deli aktığı dönemler unutulmuyormuş.
Okuduk, hislendik, etkilendik...
Tebrikler...
Sevgi ve saygı rüzgârları esenliğiniz, sayfalarımızda göz iziniz olsun efendim.
Dostça ve sağlıcakla kalınız.
***Gerçek Dostlar Birliği***
'Son merhale bir fasl-ı hazandır ki sürer/ Geçmiş gelecek cümlesi rüya görünür...' Güzel şiiriniz bana Üstât Yahya Kemal'in bir rübaisinin son iki mısrasını hatırlattı.Allah'tan O'na rahmet, size sağlıklar diliyorum.Sevgiyle kalın.Enver Özçağlayan
Hepsi gerilerde kaldı.
Ne güzel anllattınız.
Kutluyorum kaleminizi.
serde gençlik vardı...bir şarkısın sen derdi berkant....döne döne dans ederdik...başımızda kavak yelleri eserken...serde gençlik vardı...yıllar su gibi akıp giderkenn klavye karşında tek parmağa dolanır mısralarımm...dönülmez akşamın ufkundayız vakit çok geççç...
Geçsin günler, haftalar,
Aylar, mevsimler, yıllar...
Zaman sanki bir rüzgar
ve bir su gibi aksın...
Sen gözlerimde bir renk,
Kulaklarımda bir ses
ve içimde bir nefes
Olarak kalacaksın...
beğeniyle okudum güzel şiirinizi, yüreğiniz daim olsun, sağlık ve esenlikler diliyorum ağabey
selamlarımla
bir zamanlar ser'imiz ne kadar da yakındı bulutlara...
tanımazdık yer çekimini...
ayaklarımız yere bastığında önce gözlerimiz bozuldu...
göremez olduk o gün gördüklerimizi...
şimdi varsa yoksa Q klavye...........
Çok güzeldi sayın Ünal Akbulut...,
kaleminizi, yüreğinizi kutluyorum...
Fakat, o âdeta sitemkâr söz ettiğiniz 'şimdi', hep o, 'serde'ki gnçliğin,delikanlılığın,sevdalılığın tümünün ürünü değil mi Ünal Bey ?
Çok güzeldi, kutluyorum,sevgi ve saygıyla,
Ünal Beşkese
Tebrik ederim,
güzel bir şiir olmuş,
selamlar...
Bu şiir ile ilgili 11 tane yorum bulunmakta