Gittiğinden beri yalnız yanaklarımdı ıslak
Herkes bana bakardı sokaklarda
Bir gün gelirsen bu şehre...
Herkesten özür dile
Sayende yalnız yanaklarım değil
Artık İstanbul'da ıslak
karabatak karşı çıksa da yine
ayın şavkı vurur izmir körfezi'ne
salınır bir imbatla sessiz sakin
tahta kasa / balık leşi / sintine
Tek başına gezersin
Mavi emprime entari
Yakışmış üzerinde
Kaşın gözün yerinde
Güzelliğine güzelsin
Dolup taşmakta Kültürpark
Giden gidene Fuar'a
Sen yalnız olduktan sonra
Biz ne güne duruyoruz?
İzmir’in içinde akçakavak
günle yalazlanır yaprakları
şimdi ne o çakıcı var artık
ne çakıcının konakları
Ne yosun kokusu imbatla gelen
ne evlerin önünde bahçeleri
afrikamenekşeleri kaktüsler
süsler balkonları pencereleri
Çatlamak üzre olan tomurcuklar
Güzel günler vadetmededir.
Ve bir kadın, şehir haricinde;
Otların üstünde,
Güneşin altında,
Yüzükoyun uzanmış;
Göğsünde ve karnında
Baharı hissetmededir.
Bu şehirde akşama doğru
İçime korku,
Ayaklarıma karasu iner.
Bu şehirde akşama doğru
Gülünç gözükür yolcu,
Sevsinler!
Bu şehirde akşama doğru
Yalnız ve ağlamaklı olduğumu
Başımı rakı değil döndüren
Bu öğle sıcağında,
Ekmek kokusundan da güzel
Alnının ter kokusu.
Ver meyveni mürdüm ağacı
Arzum gibi yağ yağmur
Bütün şehir şahittir
Bu kadını sevdiğime.
İstanbul'da bir şehir
hatları vapuruna
verildi adım
iki kıyı arasında
usanmadan dolaşır
her iskelede
seni ararım
gözlerine karanlıklar çökmesin
elinden gelirse uyma bile
dünyaya güzel gözlerin
hep güzellik saçsın
şehir şehir kent kent
dünya seninle dolsun taşsın
Gözlerim
Perde perde
Bir aşina
Şehir de
Bir ışık
Nehri
Gibi saçılır
Hülyalarım
Bir şehir ki bir memba-i Nebidir
Bir şehir ki dünden daha sabidir
Bir şehir ki elbet Hakka tabidir
Ruha Ruha can verirsin her ruha
bu şehir benim değil
temiz havası
suyu
insanlarıyla
bu şehir benim değil
otobüste oturup
yollarda düşmeden yürüyerek
on dakikada evime geliyorum
onun içindir ki dostlarım
bu şehir benim değil
Gülümse biraz
Şehirde gülsün
Sen ağlarsan
Bu şehir nasıl gülsün
Sen gidince
Şehir nasıl ağladı
Sen ağlarsan
Şehir yaslara bürünür
Gülümse
Ağlamasın gözlerin
bu şehir
gözü yaşlı bir kadın
bu şehir
akılsız bir adam
aklımda
kalan
martı hıçkırıkları
Güneşli ülkem köyüm
Delisi var
Divanesi var...
Her durakta duruyor otobüsleri
Hırlısı hırsızı var
Benim içimde bir sızı var...
Şehir hapishane bana
Şehir mermer tabut gibi
Köyler çiçek kokulu
topraktan yükselmiş şehir
şehir büyümüş
uyuşmuş insanlar,uyuşturulmuş
bir görebilenler,bir göçenler hayatta
Mavisiz deniz
Yitirilen bir şehir
Kanatsız uçuyor kuş
Yitirilen bir şehir
Yürekte kuruyan kan
Dünyanın başkenti,
Kırşehir dev bir şehir,
İnsanları münevver,
O mukaddes bir şehir…
(1994)
nasıl bir şehir
bu
yüzümü
denize
her
döndüğümde
mavi
niyetine
içime
şehrimizdeydim sensiz bir manası kalmamıştı şehrin
bende terk ettim
zaman sonra tekrar geldim
gördüm değişmemiş hiçbirşey manasızlaşmamış
şehir bizi değil biz birbirimizi kaybetmişiz
şehir umursamamış
İstanbul!
Büyük şehir, gaddar şehir
Beni sana unutturacak
Her şey var onda
Ve ben yokum
Göç olur.
Köy küçülür.
Şehir büyür.
Köy yok olur.
Şehir büyükşehirdir.
İnsan büyür.
Dünya küçülür.
Köye dönülür.
Köy şehir,
Silme sürgündü şehir
Anadolu sürgünü
Toprak sürgünü
Ekin sürgünü
Çift çubuk ve saban sürgünü
Silme altındı şehir
Umut altını
Hayal altını
Taş ve toprak altını
yüreğin yanlız şimdi
yüreğim ıssız
gözyaşlarımı
konuk eder her gece
bu şehir
dar gelir artık
ikimize
sensizliği
yüreğimde
büyüttüm
şehir mi şehir
kimseyi göremeden
zehir mi zehir
ışır mı ışır
ay doğarsa üstüne
üşür mü üşür
04071021denizli
ayrı iskelelerden
ayrı saatlerde
ayrı vapurlara bindiler
umutlarını kamaraya kilitlediler
anladılar ki
bu şehir artık onların değildi
hırsız sessizliğiyle şehri terkettiler
deniz sustu
İsim şehir oynayalım seninle
Sen şehir
Ben isim
Seni arayıp bulmak olsun tüm işim
Ve sonra
Aynı kentin levhasına
Eklensin gülüşüm
sensiz bu şehir yani maraş gülüm
hüzünlü bir tavırla beni üzüyor
sensiz bu şehir yani maraş gülüm
her gün yüreğimi sıkıp üzüyor
Sazlıklardan taç
elektrik tellerinden bileklik yapan
köy çocuklarıydık
şehir unutturdu
toprağın taze kokusunu
Söyle hangi şehir unutturur
Bana kokunu senin?
Her tür makinanın getirdikleri
Her tür makinanın götürdükleri
Ben bir şey yapmadım
Homurtulu şimdi şehir ovada
Yamaçlarından şu şehre bir günaydın diyeyim
Günaydın şehir
giderken benden
bir parça kokunu bırak bana
yokluğunda bu şehir yutar beni
giderken benden
bir parça gülüşünü bırak bana
sensizken bu şehir yakar beni
herhanbirzaman/herhangibirdörtduvar
Şehir meydanlarına
Kurtuluş günlerinde dikilmiş
Tunç heykeller gibi
Her gün beklemekteyim
Soğuk iklimlerden gelen
Dişi, beyaz kediler
çıngıraklı yılanlar hamamında
içip esridikçe
kuzey rüzgarları çarpar nirengine nevrimin
Gözlerim küçülür
Gözleri büyüdükçe şehir tilkilerinin.
Yalnızlık çiseliyor...
Ayrılık yağıyor...
Bu şehir.
Yangınlar çıkıyor...
Hatıralara ağlıyor...
Bu şehir.
Utanıyor...
Kimseye söyleyemiyor...
Bu kutsiyet senin bu ihanet bizim ey ulu şehir Kudüs
Emanet karşısında acziyet içindeki bu kulu affet Kudüs
Sen sınırlarını meleklerin çizdiği kutsal şehir Kudüs
Seni haritalarında göstermeyen dünyada biz yokuz
Bir gül, gül kokluyor bir bahçede
baştan başa gül kokuyor bir şehir
bir şehir baştan başa gülizar
yalnız seninle, seninle ey gül yüzlü yar
şehirde sen sehir sensizken,attığım adımlar vardığım köşe başları bir de şehrin ayyaşları,sindim köşede kaldırım taşları gözümde gözyaşları..şehir sen kokarken..
Ey Şehr-i İSTANBUL...
Sana yakışmaz karanlıklar,
Sen ki Efendimizin müjdelediği şehir,
Sen ki Fatih'in Rüyası şehir,
Geleni bin pişmaz gideni mahzun şehir.
Ey Şehr-i İSTANBUL
Sen beklenen şehir...
-Karım’a-
Beni boşver...
Asıl bu şehir sensiz ne yapar.
Bu şehir ki sensiz bozuk.
Bu şehir ki göz yaşlarımda boğuk
Sen beni boşver
Asıl bu şehir bizsiz ne yapar.
Bu şehir öyle bir şehir ki, misli cihandır,
Kokusu miski amber gibir, nane reyhandır,
Hizmeti unutma her zaman, bil ki sahandır.
Sevilmez mi böyle güzel muhteşem şehir.
İçinde dicle gibi geçerse nehir.
nasılsın ey koca şehir
yükü ağır beli bükülmüş
yaşlı şehir
yalnızlığımın şehri
mutlulukları yutan
sevgileri unutturan
derdi bana tattıran
bunamış köhne şehir
lanet olsun sana
ey koca ankara!
Bızı vurdu yerden yere.
Çevirdi bak derbeder.
Care olmadı derdime.
yansın bu şehir yamyamlar elinde kalsın.
Bu şehir.
Ah istanbul yaktın bizi
Kul ettin bak sevgimizi.
Çok gördüler ikimizi yansın bu şehir.
yüreğimde birkaç şehir taşıyorum
ağır geliyor biliyorum
haddimi aşıyorum
Bir şehir yalnız yalnızlık yıkık binaların hüznü
ağaçlarının yeşili gri ela gözlerinde.
Bir şehir kavuşmayan sokaklarının
sesiz hüznü ışıksız köşelerinde.
Bir şehir ayrı kıyıların aynı hasreti,
bağlamış gönlümü köprüleri senin ellerinde.
çok gördü
bu şehir psikopat
bu son
icat
tedavisi zor
sakat
mustafa kaya
hangi şehir kaldırır bendeki yüreğin ağırlığını,
hangi şehir saklar hüznümü,güz yüreğimi..
ben seni hep ayrılıkla anmışken,
gözümdeki damlada sen süzülüp içimi yakarken,
söyle yarim,
sevdam,
hangi şehir alır beni...
Bu şehir yalan
Bu şehir gri sensiz
Caddeler boş
Hava yağmurlu
Sokak kedileri ıslak
Yalan bu şehir
Sen yoksan
Kaldırımlar daha uzun
Mutluluklar kısır



