Seçim sonuçları üzerine… 1Kasım 2015

Mehmet Halil
1192

ŞİİR


6

TAKİPÇİ

Seçim sonuçları üzerine… 1Kasım 2015

Seçim sonuçları üzerine harcadığımız eforu seçimlerden önce harcasaydık belki de sonuçlar daha farklı olurdu. Bir söz vardır ya ‘’Araba kırılınca akıl veren çok olur’’ diye… Bu da öyle galiba…
Bende kimselerden geri kalmamak için yazacağım galiba… Neden yazdığımı pek bilmiyorum. İnsan dikkate alınmayacağını bile bile neden yazar? Her halde kendini denemek için…
Bu nedenle ‘Seçim sonuçları üzerine bir deneme’’ yazısı demek daha doğru olacak bu yazıya…
Ben sonuçlara üç açıdan bakmak istiyorum… 1. Korkunun etkileri… 2. Muhalefet partilerinin yetersizlikleri… 3. Seçim hileleri
Kafalardaki en büyük soru iktidar partisi seçimden çıkar çıkmaz neden yeni bir seçimi gündemine alıp onu uygulama oyunlarına başladı ve 5 ay sonra neden seçime girdi.
7 Haziran seçimlerinde çoğunluğu kaybetti. Kurulacak bir koolisyon hükümetinde ayıpları hasıraltı edemezdi… Yıpranmak yerine, yeni bir seçim denemesinden kaybedeceği bir şey yoktu ama kazanma şansı da vardı. Devlet gücü tümüyle seferber edilince denge değişebilirdi ve öyle oldu… Deneyimli devlet bürokratları, danışmanlar, psikoloji uzmanları seferber oldular…
Seçimi kazandıran faktörler. KORKU faktöründen yararlanmak…
Bunu anlayabilmek için biraz insanı tanımak gerekiyor. İnsanın yaşam amacı haz duymak, mutlu olmak, rahat yaşamak… Kimse kötü olayları yaşamında hayal etmek istemez…
Darwin ‘’Bir beden, gerçekte bencil genleri tarafından programlanmış bir makinedir.’’ Demiş… kendimizi korumak için bu genler düşüncemizden önce harekete geçer ve gardını alır.
Hepimizde olumlu duygular, güzel gelecek hayali ağır basar… Bir ömür boyu kötü yaşamayı hayal ederek yaşayabilir miyiz?
Peki yaşantımızın kalitesinin ölçüsü nedir? Bilinçsiz insanlar için bu, diğer insanların yaşantısı değil mi? Yaşantımıza diğer tanıdıklarımızın yaşantılarına göre ayar yapmaz mıyız?
İşte insana yüzyıllardır baskı ile şiddet ile tahakküm altına alan devlet geleneği bürokratlar aracılığı ile tecrübelerini devrederek, alışılagelen boyun eğdirme metotlarını uygulamaktadırlar…
En basitinden kendi cennetlerini kurabilmek için dünyayı başkalarına cehennem eden din merkezli devletler, kendi dinlerini yayılmacılık amacıyla diğer insanlara kabul ettirmek için savaşmadılar mı? Korkuyla kucak kucağa yaşamadık mı, yaşamıyoruz mu? Kim bu korkulardan bir an önce kurtulmak istemez… İşte bunun için hayatında herkes bir tercih yapmak zorundadır. Olumlulukları ve olumsuzlukları bir tarafa koyarak karar vermek zorundadır. Nihayet inancından taviz vermeyip ölüme razı olanlar kadar hatta daha fazlası da dinlerini, inançlarını değiştirmişlerdir. Kim bu baskı ve şiddetle bir ömür boyu yaşamak ister?
Hayatın sofrasında iyice doymadan kalkmayı kim ister? Yaşamın amacını tatmadan kim ayrılmak ister bu dünyadan?
Beş aydır işlenen cinayetler yapılan tehditler, yine seçim yaparız, 400 alana kadar devam ederiz…
Buna karşılık da, kazandıkları zaman, hayal edilen talepler sıralanmaktadır. Yalan makineleri 24 saat çalışmıştır. Söylenen yalanlar anlaşılsa, bilinse bile insan çaresiz kalınca inanmak zorunda kalır… Çünkü başka alternatifler yeterli güveni verememiştir… Onlarda, seçmenlerde, ilerde şimdikinden daha kötü günlerin haberleri bağıra bağıra anlatılmıştır. Tehdit yakın olunca, uzaktaki kayıplara karşı insan sağırlaşır. Bu korkulu dönemleri atlatabilmek için, insanlar denenmiş yalanlara bile inanmak istiyor, inanmış görünmek için bahaneler uyduruyor…
‘’Bir kişinin yalan söylediğinden bahsetmek olsa olsa o kişinin Tanrı’ya karşı cesur, insanlara karşı bir korkak olduğundan bahsetmek gerekir.’’ Montaigne, ‘’Deneme ‘ler.
Evet, kaybedecek iktidarları, çıkarları olanlar her türlü yalanı söylemekte tereddüt etmiyorlar… Bütün güçlü medya ellerinin altında satın alınmış hazır durumda, hep aynı şeyi söyleyince yalanlar doğru gibi geliyor milyonların beyinlerine… Algılar buna hazırlanıyor korku sayesinde… İnanmak ile inanmamak arasında, jilet sırtında olan denge değişiyor güçlünün lehine… Güce tapınç inanmaktan değil, korkudandır. Güçlünün verebileceği büyük hasardan korkudur. Bir bir ölümler suçluları yakalanıp cezalandırılsa bile toplu ölümlerde suçlu bulunmaz ya da olmaz. Bu da devlet gücüyle mümkündür.
Bütün bunlar toplumun önemli bir kesimini korkutmuş ve teslim almıştır… Muhalefet partilerine o korkuyu yenecek kadar güvenememişlerdir...
Geleceklerini güvence altına almak için teslim olmuşlardır.
Muhalefet partilerinin yetersizlikleri: Ne yazık ki ekonomik durumda en zenginle en fakir arasındaki uçurum ne ise siyaset sahnesinde de, en alttakilerle, en üstekiler arasındaki uçurum da aynı… Parti içi demokrasi yok. Patiler burjuva partilerindeki geleneksel yapıyı aşamıyor… Kişi ‘partisi’nden ileri geçemiyorlar… Tabandan yukarı doğru örgütlenme lafta kalıyor… Niteliği yükseltmek, kadro yetiştirmek, tabanla tavan arasındaki uçurumu kapatmak için bir çaba henüz görülmüyor… Kendini ifade edemeyen insan, birey olabilir mi? Üyeler kendilerini ifade edemediği yerde, inisiyatif sahibi olabilirler mi? Tabanın, alınan kararlarda katkısı yoksa uygulamada ne kadar istekli olabilir? Her işte bir denge aranmalı… Teorisiz pratik, pratiksiz teori sorunların çözümünde yeterli olabilir mi? Bileşenler arasındaki gizli rekabetle parti uzun sure ayakta durabilir mi? Aradaki mesafelerin kaldırılması gerekir… Bileşenler arasındaki temsile değer verildiği gibi, oluşumlarda niteliğe de önem verilmeli… Onarılması imkansız çürümeler içten başlar. Rekabet uğruna insanlar ucuz yoldan karalanıp küstürülmemeli…
Kendi içinde kendine güveni olmayan bir oluşumun kitlelere güven vermesi ne kadar başarılı olur?
Kendini bu toplumun bir parçası olarak gören ve toplumun çıkarları için mücadeleyi benimseyen her bireyin örgütünde önce kendini sorgulaması gerekir. Nerede yanlış yapıyorum? Sonra kendi ilçesinde aynı soruyu sorarak ilerlemeli… Soruna aşağıdaki mantıkla yaklaşmak bizlere bir şey kazandırmaz… Liderlerin önemi küçümsenmeden, örgütün bütününden süzülüp gelen kararlar esas alınmalı… Halkın yerellerdeki sorunlarına da genel sorunlar kadar önem verilmeli… İşin kolayına kaçıp her başarısızlıkta emekçi halkı suçlamaya kalkmamalı…
1-Bu halktan bir bok çıkmaz!
2-Aziz nesin boşuna halkın % 60 aptal demedi!
3-Şerefsiz Kürtler niye AKP’ye oy verdi?
4-Celladına aşık olmuşsa bir millet...
5-Oylar çalındı yırtıldı kayboldu vs…
6-Plakasız araçlar vardı!
7-Saatler bilerek geri alınmadı
8-Polis baskısıyla oy aldı!
9-Elektrikleri bilerek kestiler!
10-Bu halk koyun, makarnayı kömürü seviyor napalım?
Kimse çıkıp demiyor ki, ‘’Başarısızdık. Halka kendimizi anlatamadık, halk seçimini yaptı, saygı duyuyoruz, daha çok çalışacağız.’’
Suçu kendi dışında arayan ve halkı suçlayanlar bu halktan değil mi? Niye kimse kendini suçlamaz?
En zor iş halkın arasında çalışabilmek halka güven verebilmek, bunun için de önce kendimize güvenmek… Kendine güveni olmayan, suçu sürekli başkasında arar ve başkalarını suçlar…
Üçüncü faktör ise SEÇİM HİLELERİ
Birçok seçim hilesi internette defalarca paylaşıldı… Pratik çalışmalarda çoğunu yaşadık gördük. Ben fazla detaya girmeden, fazla dillendirilmeden sadece birine değineceğim… Nüfus artışları ile seçmen sayısı arasındaki oransızlık… Nüfus piramidini burada paylaşamaya bilirim… Birinde paylaşsam bile diğer paylaşımlarda çıkmaz… Yaşlara ve yıllara göre ayrı ayrı kadın erkek nüfus dağılımını gösterir.
Nüfus piramidine göre: Oy kullanamayacak yaşta olanların oranı %35 gibi… Yani %65 oy kullanabilir yaşta…
2009 72.561.312 %+1.5
2010 73.722.988 %+1.6
2011 74.724.269 %+1.4
2012 75.627.384 %+1.2
2013 76.667.864 %+1.4
2014 77.695.904 %+1.3
Nüfus artışları son yıllarda görüldüğü gibi…
2007 genel seçimleri……… 42.571.284
2009 yerel seçimleri ……….48.049.446
2010 referandumu ………..49.495.493
2011 genel seçimleri……. 52.806.322 Seçmen artışları ise üsteki gibi…
Bu rakamlara göre 2007-2011 tarihleri arasında 10 milyon seçmenlik bir artış olmuş. Bu artış toplam seçmen sayısının yüzde 20’den fazlasına tekabül ediyor
7 Haziran seçimleri sonrası, aradan geçen 5 ayda seçmen sayısı 2.1 milyon arttı. 7 Haziran'da 54 milyon 813 bin 376 olan seçmen sayısı, 1 Kasım'da 56 milyon 965 bin 100 oldu.
Evet şeytan detaylarda gizli imiş… Tartışmalar detaylarda süredursun… Devletin gücünü elinde tutmak böyle bir şey… Sen bir iki kişiyi ikna etmek için günlerce çabalarken iktidardakiler iki kalem numarası ile milyonları kazanıyor… Bu seçimi kazandırdığı gibi kitlelerde ‘’bizim adaylarımızın seçim kazanması mümkün değil, o halde riske girmekten ise verelim oyumuzu kurtulalı’’ mantığıyla daha kötü sonuçlardan korunma umudunu besliyor.
Sonuç olarak bu üç faktörün etkisi bilindikten sonra… Bir erken seçim kararı almak hiç de risk almak olmuyor… İmkanları seferber edip egemenliği sürdürmek zor olmuyor…


En alttaki dört sıra oy kullanamayacak yaşta olanları simgeliyor. Toplamı oy kullanamayacak yaşta olan, yaklaşık 36 milyonu temsil ediyor… Geriye kalan 64 milyon ise oy kullanabilir nüfus…
Yani orantılamak istersek oy kullanabileceklerin sayısı nüfusun %67’si olarak düşünebiliriz… 78 milyon nüfusun bu orana göre 52 milyon seçmeni olmalı… (hesaplamadan hata yapmamak için de oy kullanma oranını daha düşük tutmaya çalıştım. Buna rağmen 4 milyon oy fazlası nereden çıkıyor?
Nüfus atış oranlar yılda % 1,2- 1,3 arasında oynarken 2007 seçimleri ile 2011 seçimleri arasındaki 10 milyonluk seçmen artışı nasıl açıklanabilir?
7 Haziran ile 1 Kasım arasındaki seçmen sayısı artışı %06 dan, 2014’te 77.700.000 olan nüfuz 2015’te binde 6 artışla, 500.000 artarak 78.200.000 olurken seçmen sayısı 6 ayda 4 katı yani 2.100.000 artış nasıl açıklanabilir?
Yukarda saydığımız yöntemlerle eğitim ve kültür düzeyi sınırlı bir toplumda elde edilecek sonuç şaşırtıcı olmamalıdır. Demokratik bir ortamda sonuçlar çok daha farklı olabilirdi. Ama iktidardakilerin hırsı ve iktidarlarını sürdürebilme yolunda topluma verdikleri korku ve hasarı dikkate alırsak sonuçlar normal olarak karşılanmalı… Normal olmayan, işçi ve emekçi kesimlerin tabanları ile olan ilişkileri ve çalışmaları… Aynı şekilde aydınları kendilerini emekçilerden ayrı görmeleri, yalnız akıl ikramında bulundukları, misafirleri gözüyle bakmaları… Kendilerini sömürülen bu kesimin üstünde görmeleri…
Evet önemli olan her yenilgiden bir ders çıkarabilmek. Yoksa ‘’Yenile yenile yenmeyi öğreneceğiz! ’’ sözü de askıda kalmaya mahkumdur.

Mehmet Halil
Kayıt Tarihi : 5.11.2015 02:38:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!

Mehmet Halil