ŞEB-İ HASRET
Sîne-i pür-sûzuma vurma tabip neşteri,
Âh-ı derûnum yakar feleğin çemberini.
Bî-vefâ yâr unuttu o vefâ defterini,
Soldu gülzâr-ı emel, gonca baharım yansın.
Tîr-i müjgânın deldi mahzun olan sînemi,
Çekmeyen bilmez imiş aşkta cefâ elemi.
Kırdı hasret bak yine kırık ümit kalemi,
Dertli bülbül misali ömr-i hezârım yansın.
Dest-i ağyâra verip, vazgeçip gitti benden,
Âteş-i aşkın ile ayrıldı ruhum tenden.
Vuslat-ı yâr umarak vazgeçer oldum candan,
Bâr-ı hasretle geçen rûz u nehârım yansın.
Bahr-ı ummana dönüp gözde yaşlar kurudu,
Şeb-i yeldâyı aşan feryadımı el duydu.
Feleğin cevri gelip taht-ı ümidi vurdu,
Gül-i yârim olmazsa sevdâlı zârım yansın.
Zülf-i yâre bağlandı, aktı çeşmim seylâbı,
Bulamadı bu gönül hayalinde serabı.
Yıktı hicran ile yâr içtiğim âb-ı nâbı,
Sönsün artık bu çıra, bezm-i diyarım yansın.
Cevr-i bî-haddine ben yine sabrettim amân,
Geçti sevdalı çağım, bitmedi nârı, duman.
Zulmet-i gamda öldü aşkla geçen her zaman,
Tâk-ı nisyana düşen nâm-ı şıârim yansın.
Hazan Gülüm, yetti bu kara sevda sitemin,
Akan gözyaşı silmez sîne-i pür-elemin.
Kırık bir sazın kaldı elde, bir de kalemin,
Yazmasın bir daha dert, aşk gülüzârım yansın.
Hazan Gülü Fatoş - 26.09.2026
Hazan Gülü Fatoş
Kayıt Tarihi : 6.11.2026 02:15:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!