Samimiyet "gören göz aradım" Kitabından

Ömer Ekinci Micingirt
1932

ŞİİR


54

TAKİPÇİ

Samimiyet "gören göz aradım" Kitabından

Samimiyeti sıradan bir söz veya duygu değil, nefsani arzuları terk etmeyi, gerçeğin peşinden gitmeyi, sabrı çileyi ve ilahi emanete sadakatle bağlanmayı gerektiren ağır ama şerefli bir yaşam biçimidir. Gösteriş makam ve konfor müptelası olanlar hissedemezler.

Samimiyet

Işıltılı yasakları terk
Zifiri gecelerde gözyaşı
Gözleri kapadığında
Madde ötesine yelken açmanın adıdır
Samimiyet

Her şeye rağmen
Gerçeği tespitte harcamak mısraları
Kalbi dudağa yapıştırarak
Tefekkür yudumlarken
Hiç olmaktır samimiyet hiç

Çalışmak
Yatağa baş koyunca hesabı sağlam yapmak
Yıkmak nefsin heykellerini
Teker teker

Çilenin doruğunda
Şükrü unutmadan yol almak
Zincirleri kırmaktır samimiyet
Yârin uğruna

Nakış nakış sükût örmek
Tebessümle zamanın imbiğine…
Derilere nasır
Saçlara kar yağdırmaktır
Usus usul derinden

Bir mecnun gibi yanık ve sevdalı
Bazen bir sarhoş gibi uyanık
Ve tespih gibi efsunlu
Ezgisidir insanlığın samimiyet

Takvanın semeresi cennetin meyvesidir
Ve aşkın göz bebeği
Liyakattır teslimiyettir
Seslenişi idrâk mantığa takılmadan
Sıdk ile inanmak ümitle
Korkuyu unutmadan

Emânete sadakat, mesuliyeti fark etmek
Gerçeğe ermektir tevazuyu kucaklarken
Taş gibi çözülmeden
Güven veren üslupla
Nefse kement vurmaktır
Tıpkı Bilal gibi çileli ve hüzünlü

Arafat Vadisi'nde yankılanan hitaptır; hitabı zamana nakşeden nakkaşın adıdır samimiyet
Sırra vakıf zevke uzak çileye yakın
Hamza'nın kahramanlığı gibidir samimiyet
Hamza'nın kahramanlığı

Ömer Ekinci Micingirt
Kayıt Tarihi : 2.11.2012 11:24:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Hikayesi:


Samimiyetin İflası Çağımızın en büyük trajedisi, bilginin ve imkânların çoğaldığı oranda hikmetin, haysiyetin ve samimiyetin çekilmesidir. Kavramların içinin boşaltıldığı, ahlaksızlığın şık ambalajlarla süslenip normalleştirildiği, sosyal medyada gürültünün hakikatin sesini boğduğu bir fetret devrinden geçiyoruz. ​Görünen ile olan arasındaki uçurum hiç bu kadar derinleşmemişti. Bugün zinaya flört, faize baz, hırsızlığa "yürütmek", gösterişe ise itibar denilerek günahlar meşrulaştırılmakta; vicdanın sesi kolektif bir sağırlaşmayla bastırılmaktadır. Dini ve ahlaki değerleri birer pazarlama unsuruna, birer güç devşirme aracına dönüştüren samimiyetsizlik; bireyi kendi özüne, toplumu ise adalet ve rahmet zeminine yabancılaştırmaktadır. ​Oysa hakikat, süslü lafazanlıklarda veya kitlesel alkışlarda değil; hâlin doğru olmasında, dildeki sadelikte ve eylemin samimiyetinde gizlidir. Aklını başkalarına kiraya vermeyen, tarafgirlik rüzgârına kapılmadan doğruya doğru, yanlışa yanlış diyebilenler feraset, sahibi ve çağın en büyük devrimcileridirler. ​Diliyle erdem dağıtırken hâl diliyle kibri ve hırsı resmedenler, toplumun ahlak dokusunu tahrip edenlerdir. Din ve ahlak, hitabet sanatı veya slogandan ibaret değil; bir duruş, bir istikamet yolculuğudur. "Büyükler bilir" kolaycılığına kaçarak sorgulama kabiliyetini yitiren kitleler, kendi köleliğini inşa eder. Düşünmek emek ister; akletmek ise insana yüklenmiş bir sorumluluktur. ​ Önceliğini konfora, şana ve mülke bağlayan zihniyet, mazlumun ahına karşı körleşir. Dünyanın şaşaasına kul olanlar, insan olmanın haysiyetinden mahrumdurlar. Herkesin konuştuğu, kimsenin birbirini dinlemediği bir dünyada susmayı bilmek, dezenformasyon ve niteliksiz kalabalıklara karşı korunaklı bir siperdir. ​O gün heybemizde; mevki, soy, servet veya şöhret değil; vicdanın terazisinde tartılan salih ameller kalacaktır. Kalbi şefkat ve adaletle bezemek, dünyalık menfaatler uğruna eğilmemek ve gösterişten uzak bir sadelikle yürümek; hem kendimize hem de insanlığa olan borcumuzdur.

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!