Hangi sessizlik büyütür insanın içindeki o eski sızıyı, bilir misin?
Rüzgârın dili var mıdır, yoksa biz mi ona anlam yükleriz?
Bir yurt arar gibi dolaşır kalp, kendi göğsünde bile yabancı,
Her adımda biraz daha eksilerek çoğalır hatıralar.
Ve insan, en çok yola düştüğünde anlar—
Hiçbir yere varmaktan çok, kaybolmaya meyilli olduğunu.
Görüyor musun şu göçebe rüzgarların evlatlarını?
Bir çadır bezinde saklıdır cihana sığmayan neşeleri.
Umut, bir pırıltı gibi titrer yorgun göz bebeklerinde.
Neydi o efsunlu özgürlük dedikleri sahi?
Bir avucun sıcaklığında kaybolup gitmek mi...
Yoksa seni bir sır gibi kendine hapsetmek mi?
Ve belki de cevap, hiçbir kelimeye sığmayacak kadar kırık,
Bir göl kenarında unutulmuş taşlar gibi suskun.
Özgürlük dedikleri, bazen bir vedanın iç çekişinde gizli,
Bazen de kalmaya cesaret edemeyişte.
İnsan, kendi zincirini kendi elleriyle örerken,
Rüzgâra bakıp hâlâ uçmayı düşler.
Kayıt Tarihi : 20.3.2026 00:40:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!