Mağaranın yeri belli, dibi belli.. Ve toprağının çeşidi belli.. Hangi hava tenefüs edilir, içindeki oksijen oranı belli.. Ama karanlık! .. Girsem mağaranın içine, aydınlık olmasa ne işime yarar? İçini şöyle bir kolaçan ettiğimde ne haz verir, ne zevk.. Ve herşeyden önemlisi, olur ya elim bir takım kabartmalara dokunur. Şeklini şemalini okşar, tahmin etmeye çalışırım.. ama sonra? Anlayabilir miyim onun ne oldugunu? Mesela; ince, uzun, hafif kaygan ve tüylü birşey.. Ha bir köpek kuyruğu, ha bir yılan boynu... Gel de çık işin içinden tuttuğunda onu.. Herneyse işte, bana lazım olan bir kibrit tanesi..ve elbette kutusu.. Her ikisi de şairin cebinin içinde saklı...
Tüm umutsuzluklara rağmen gülmeyi unutmadım.
Yaşamayı öğrendim hayatta, ayakta kalmayı.
İnsanları öğrendim, yüzlerinde maske.
Savaşmayı öğrendim, yenmeyi dövüşmeden.
Gözpınarlarım yaşla dolsa da bunları saklamayı öğrendim
Devamını Oku
Yaşamayı öğrendim hayatta, ayakta kalmayı.
İnsanları öğrendim, yüzlerinde maske.
Savaşmayı öğrendim, yenmeyi dövüşmeden.
Gözpınarlarım yaşla dolsa da bunları saklamayı öğrendim




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta