Mağaranın yeri belli, dibi belli.. Ve toprağının çeşidi belli.. Hangi hava tenefüs edilir, içindeki oksijen oranı belli.. Ama karanlık! .. Girsem mağaranın içine, aydınlık olmasa ne işime yarar? İçini şöyle bir kolaçan ettiğimde ne haz verir, ne zevk.. Ve herşeyden önemlisi, olur ya elim bir takım kabartmalara dokunur. Şeklini şemalini okşar, tahmin etmeye çalışırım.. ama sonra? Anlayabilir miyim onun ne oldugunu? Mesela; ince, uzun, hafif kaygan ve tüylü birşey.. Ha bir köpek kuyruğu, ha bir yılan boynu... Gel de çık işin içinden tuttuğunda onu.. Herneyse işte, bana lazım olan bir kibrit tanesi..ve elbette kutusu.. Her ikisi de şairin cebinin içinde saklı...
o kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.
utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer…
belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine derince bakmasalardı eğer…
Devamını Oku
arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.
utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer…
belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine derince bakmasalardı eğer…




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta