Eğer, gözyaşlarını tebessüme döndürüp
Felaketlerinde bile gülümseyebiliyorsan,
Hayatın tokadını yiyip,
Ayakta dimdik durabiliyorsan,
Yıkılan bir hayatı yeniden kurup,
Kaybolan yıllarını geri döndürebiliyorsan,
Sahilde;
Bir kıyı kahvesinde
Zeytin ağaçlarının gölgesinde
Eski, tahta bir masada
İki sandalye çekip oturmuştuk seninle
Hatırlar mısın?
Bıraksam kendimi ağlayacağım,
Gizli bahçeme gireceğim yalnızlığıma
Yiten ne
Tükenen ne
Umudumu daha kaç kez
Kaç gecelerce
Böyle çekip gitmek varmıydı
Sana doyamamışken?
Canından da çok sevdiğin eşini
Nasıl da bırakıp gittin sen?
Acelen var gibiydi tanıştığımızda,
Fabrikada, işçilerin yanındayken,
“Seni seviyorum lan! ”
Diye günde üç-beş defa telefon edişini,
Akşam yemeğimiz varken,
“Benim canım karım, evde sıkılmıştır,
Hadi gel, dışarıda yiyelim “ deyişini,
Çal ey Neyzen
Durma çal ki
Dökülsün dudaklarından
Gönlümü titreten
Ruhuma huzur veren
O ilahi besten!
O bir fabrika kızıydı,
Adı Biçare!
Umutlarını dokudu
Renk renk ipliklerden,
Tane tane...
Dokurken..
Kara trendeyiz yine el ele..
Pencereden bakmadayız
Tarlalara, uçan kuşlara...
Yan yana ve başımızda sevda..
Saçlarım uçuşuyor,
Söğüt ağacı da bir anda
Benden önce kalkıp ’Günaydın! ’ demişsin,
Söğüt ağacı ile birlikte hem de!
Sabahı bulmakta yine zorlanmışsın
İçinden neler geçti katar katar!
Hani bir zamanlar trenler vardı,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!