Sen hiç aç kaldın mı?
Ama öyle keyiften değil,
karın gurultusunun yankılandığı
soğuk bir gecede,
ekmek kokusuna uyanmak gibi.
Bir şair sustu dün gece,
ne ışık kaldı odada,
ne ses.
Bir kalem masadan düştü yere,
bir dize nefesini tamamlayamadı.
Karanlığın bile gölge almaktan korktuğu zamanlar vardı;
bir avuç yürek, geceyi delip geçsin diye ateş oldu kendine.
Kendi ışıklarını değil, başkalarının yolunu aydınlattılar önce
ve o aydınlıkta en çok kendileri üşüdü.
Bazıları bir akşamüstü düştü yollara,
Bir yanımda horon var, bir yanımda halaylar,
Sevdamız yoğrulmuştur, yüreklerde dualar.
Türk’ü, Kürt’ü, Laz’ıyla, aynı bahardadır,
Biz gönül birliğiyiz, biz Türkiyeyiz canlar.
Zazası da candandır, Arap’ı da yardandır,
Bugün pazar,
Nazım gibi beni ilk defa
güneşe çıkarmadılar belki,
ama hava
yağmurun ilk kelimesi gibi
taze, ağır, içten.
Cahil, sözüyle değil,
duruşuyla bile kirletir havayı.
İçinde bilgelik ararsan,
boşa bekler, yanılırsın.
Bir tebessüm eder,
içinde fesatlık gizlidir.
Bir dilek tut bahtına…
Ne çıkarsa, “kaderimdir” dersin.
Dilerim; çölüne yağmur olurum,
Bir damla da düşsem
şükrün olayım yeter dersin.
Dininiz sermaye,
ilahınız dolar olmuş,
Ezan sesleri yerine,
kulaklarınızda borsa gong çanları.
Kasalarınız kıbleniz olmuş,
Saf, temiz…
Henüz doğmamış, günahsız,
bir cenin iken üstelik
başlıyor çileler.
Anneler doğuruyor
Bekleme beni ey yar
Yolumu kestiler atlılar
Elime kelepçe
Ayağıma prangalar taktılar
Dokunamam gayrı yüzüne




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!