Bu sabah uyandığımda her sabah gibi yüzün geldi aklıma. Geceden kalma sabah yıldızı yatağımın başucunda bana gülümsüyordu. Elimi uzattım yıldızı avuçlarıma alıp dudaklarıma götürdüm.
İlk kez resim yapamadığım için kederlendim.
Ünlü ressamların tablolarına bakarken Van Gog’a takıldım. Nerede hastalıklı insanlar varsa onları arar bulurum her zamanki gibi. O müzmin hastalıkları değilmi onları diğer insanlardan ayıran.Bardağın içindeki durgun su gibi olsalardı, köpük köpük asileşmeseler, kabarıp taşmasalar nasıl ruhları baştan çıkarabilirlerdi? Düşünsene o zamanlar ünü bile olmayan, akıl sağlığı bozuk bir hastayı tedavi etmeye çalışan doktorun, bu ünsüz bir ressamın elinden çıkan portresi yıllar sonra bir servet ediyor. Doktorun çabaları Van Gongu kurtarmaya yetmese de ona ilham vermeye yarıyor.
Ressam doktorun yüzündeki tuhaf bakışı yakalıyor, doktor belkide neyle karşılaştığının farkında..Belki de ilk kez mesleğinde şüpheye düşüyor?
Tuhaf bir sevinç kapladı içimi, hastalığımı daha da sevdim, sen iyileştirmeye çalıştıkça direnen, beni daha fazla yaşamaya yaklaştıran hastalığımı.
Şimdi elimde fırça senin yüzünü resmettiğimi düşünsene, duygularım parmaklarımdan tuvale su gibi akacak, sana ait tüm incelikler, biriciklikler, dünyanın biricik resmini oluşturacaklardı.
koşunun rüzgarını, köpüren yeleyi
toynakların kızgın kıvılcımlarını
Kişneyen bir tayın sevincini anlat
öfkeyi ve sağırındaki mahmuz yarasını
Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta