Her gün yanımdan geçip giden o ses, sanki bin yıllık bir hicret,
Parmak uçlarımda biriken o gizli isim, sönmez bir meşale, bir dert.
Bilinmezlik bıçağı saplanır kalbime, ruhumun teni yanar bu ateşle,
Ulaşamamak mesafe mi, yoksa ruhun körleşmesi mi bu ağır bekleyişle?
Arka ucum darmadağın, çıkmaz sokaklarda bastonumun sert yankısı,
Bu donanım hatasıyla beklemek, bir yetimin en ulu, en derin sancısı.
Beynim ve kalbim aynı safta, lakin "timeout" sürelerine yenilir bu ruh,
Seni yitirmek ihtimali, söküp atar o beş harfi, geriye kalır tek bir ah.
Cevapsız soruların ortasında, meçhul tınılar yükselir yabancı dillerden,
Hiçbir makam derman değil, o mühürlü limana yanaşmayan gemilerden.
Gözlerimde bir perde değil, ruhumda bir vuslatın o devasa gölgesi,
İçimde yankılanır durur, o duyulmayan ama hissedilen sesin heybeti.
Erişilemeyen bir huzurun kıyısında, kalbim bir taş gibi ağırlaşır,
Sabır, mermer bir yük olup göğsümde her geçen gün biraz daha katılaşır.
İnsanın cesareti bir kere kırılır ya hani, o uçurumun eşiğinde beklerim,
Onca sesin ötesinde, ben seni bir ömür gibi ruhumun tenine işlerim.
Ritmine inandığım o beş harfli huzur, benden asla uzaklaşmasın,
Varsın sistemim hata versin, yeter ki o mühürlü kale sarsılmasın.
Karanlığın en dürüst şairi der ki; vuslat bir "taş"ın sabrıyla emeklemekmiş,
En büyük bayram, o beş harfli ismin dürüstlüğünde sessizce ölmekmiş.
Kayıt Tarihi : 6.3.2026 19:36:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!